<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-9205713349841316187</id><updated>2012-02-01T16:20:57.156+02:00</updated><category term='Kürt Yurttaşlara'/><category term='Beyaz Yaka'/><category term='latin amerika'/><category term='Fidel'/><category term='Mustafa Kemal'/><category term='Müzik'/><category term='Gezi Notları'/><category term='Filistin'/><category term='bilişim'/><title type='text'>Cuneyt Goksu'dan...</title><subtitle type='html'>Cumhuriyet Strateji, Star, Birgun gazetelerinde, Teori, Diplomat, Memlekent, İskele Meydanı, KahveMolasi, Latin Bilgi, soL, sendika.org vb. dergi, Internet gazetelerinde yayınlanmış bütün yazılarım.</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default?start-index=101&amp;max-results=100'/><author><name>Cüneyt Göksu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18388600054713371494</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='26' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/SSnvdbDOZFI/AAAAAAAAAAM/UWHiPPm-ms8/S220/Cuneyt_Goksu_39.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>117</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9205713349841316187.post-5459696194472947174</id><published>2012-01-29T09:48:00.002+02:00</published><updated>2012-01-29T09:52:06.348+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beyaz Yaka'/><title type='text'>Wall Street Isgali</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-OLJCKVUQwOo/TyT6iLLylpI/AAAAAAAAAfI/Xqj5PWB8EaE/s1600/6225167558_44818305d1.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 300px; DISPLAY: block; HEIGHT: 400px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5702958493182629522" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/-OLJCKVUQwOo/TyT6iLLylpI/AAAAAAAAAfI/Xqj5PWB8EaE/s400/6225167558_44818305d1.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Aralık 2011'de Ankara'da gerçekleştirilen Sosyalistlerin Meclisi toplantısında yaptığım "Wall Street İşgali üzerine bir çözümleme" konulu sunum sayfaları aşağıdaki linkten bulunabilir. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://www.slideshare.net/CuneytGoksu/occupy-wall-street-11316825"&gt;http://www.slideshare.net/CuneytGoksu/occupy-wall-street-11316825&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9205713349841316187-5459696194472947174?l=cuneytgoksu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/feeds/5459696194472947174/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9205713349841316187&amp;postID=5459696194472947174' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/5459696194472947174'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/5459696194472947174'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/2012/01/wall-street-isgali.html' title='Wall Street Isgali'/><author><name>Cüneyt Göksu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18388600054713371494</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='26' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/SSnvdbDOZFI/AAAAAAAAAAM/UWHiPPm-ms8/S220/Cuneyt_Goksu_39.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-OLJCKVUQwOo/TyT6iLLylpI/AAAAAAAAAfI/Xqj5PWB8EaE/s72-c/6225167558_44818305d1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9205713349841316187.post-8014551024667784849</id><published>2012-01-04T15:28:00.008+02:00</published><updated>2012-01-08T10:44:35.333+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gezi Notları'/><title type='text'>Vietnam...Kalabalık, Sade, Güleryüzlü Ülke.</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;BIRGÜN Gazetesinde çıkan tam metin&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 132px; DISPLAY: block; HEIGHT: 200px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5693778837350092098" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/-Uz5EmRWHnXI/TwRdr4XjjUI/AAAAAAAAAew/lfdi7eL9mFM/s200/0101BRGEK06.jpg" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-nuseAI8pWSo/TwRZY-4rOhI/AAAAAAAAAeY/zfp5vFylTeo/s1600/SY_net_P104023_19_1_k.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; DISPLAY: block; HEIGHT: 265px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5693774114635594258" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/-nuseAI8pWSo/TwRZY-4rOhI/AAAAAAAAAeY/zfp5vFylTeo/s400/SY_net_P104023_19_1_k.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Vietnam'ın Türkiye'de ne kadar bilindiğinin veya merak uyandırdığının, yaş gruplarına göre değiştiğini düşünüyorum. Çoğunlukla 68'lerden kalan "Ho Ho Ho Sin Mich, Ernesto’ya bin selam, 2-3 daha fazla Vietnam" sloganlarıyla tanıştık Vietnam'la. İkinci Dünya Savaşı sonrasında, bölgesel savaşların en vahşisinin yaşandığı bu ülkenin o minyon, zayıf, çelimsiz gibi görünen yürekli insanlarının çeliğe, ateşe ve kimyasal silahlara karşı direncini kimi zaman bir filmde izledik kimi zaman da kitaplardan okuduk, oradan çok uzaklardaki coğrafyamızdan. Geçen yıllardan sonra savaş bitti, bağımsızlık ve Sosyalist Cumhuriyet ilan edildi. 1986'da Vietnam Komünist Partisi'nin 6. Kongresi ile planlı ekonomiden, sosyalist temelli piyasa ekonomisine geçiş yapıldı. Ülke yabancı yatırıma açıldı, sanayi, üretim, inşaat ve turizm yatırımları hız kazandı. Bu dönemde, Türk insanı da dünyada olduğu gibi, Vietnam'ı, sosyalist nüvesinden çok tekstil, sanayi üretimi ve turizm sektöründeki atılımlarıyla tanımaya başladı. Bu atılımların doğurduğu hızlı ve ani büyüme Vietnamlıların gelir dağılımında da büyük bir farklılığın oluşmasına neden oldu ve olmaya devam ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarihçe&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vietnam, 1800'ün başına kadar neredeyse bin yıl, Çin Devleti'nin kontrolündeymiş. 1800 - 1945 arasında da Fransa'nın sömürgesiydi. İkinci Dünya savaşı sırasında Japonya tarafından işgal edildi, fakat Fransız yönetimi yerinde kaldı. Savaştan Japonya'nın yenik çıkması üzerine, Fransa Hindiçin olarak bilinen Vietnam-Kamboçya-Laos bölgesini geri almak istedi. Hindiçin Savaşı böyle başladı. Savaşın sonunda Fransızlar bölgeden çekildi. Şimdi Vietnam olarak bilinen topraklar Kuzey ve Güney Vietnam şeklinde ikiye bölündü. Bölgenin birleşme sürecine girmesi bekleniyordu ki, Sovyetler Birliği ve Çin'in desteklediği Kuzey ve ABD'nin desteklediği Güney arasında Vietnam Savaşı başladı. Saygon’dan son ABD askeri 1973'te çekildi. Savaşı 1975’te, fiili olarak Kuzey kazanmıştı. Kuzey ve Güney birleşip Sosyalist Vietnam Cumhuriyeti‘ni kurduklarında yıl 1976’ydı. Aynı yıl Saygon'un adı, Vietnam Savaşı’nın lideri Ho Chi Minh anısına Ho Chi Minh City (HCMC) olarak değiştirildi. O tarihten sonra Soğuk Savaş'ın da etkisiyle oldukça içe dönük bir yaşam sürüldü. Vietnam Komünist Partisi 1986 da, Çin'deki reformlara benzer uygulamaları hayata geçirme kararı aldı. Böylece günümüze kadar uzanan ekonomik atılımlar gerçekleştirildi, gerçekleştiriliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun Vietnam Savaşı'ndan kısa notlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son dönemdeki Irak-Afganistan savaşlarını kenara koyarsak, dünyanın yakın sayılacak dönemde yaşadığı en acımasız savaşlardan biridir Vietnam Savaşı.&lt;br /&gt;- 2 milyondan fazla Vietnamlı asker ve sivil, 60,000 ABD askeri ölmüştür.&lt;br /&gt;- ABD'de oturma odalarından izlenen ve ABD'nin resmen yenilgiyle çıktığı ilk savaştır.&lt;br /&gt;- 1955'de başlayıp önceleri Güney ve Kuzey arasında devam ederken, ABD'nin aktif olarak savaşa girip Laos ve Kamboçya'ya da sıçramasıyla en şiddetli hale gelmiştir.&lt;br /&gt;- Kuzey Vietnamlılar tarih boyunca Çin, Japon ve Fransız işgalcilere karşı kullandıkları tünelleri, ABD savaşında da kullandılar. En uzunu 200 km'yi bulan Cu-Chi'deki tüneller, Saygon'daki ABD üssünün altına kadar uzanıyordu. Amerikalılar, üssün içinde aniden beliren Vietkongların bu tünellerden geldiğini uzun süre keşfedemedi.&lt;br /&gt;- Ho Chi Minh ya da halk arasındaki adıyla "Ho Amca" 1890'da, Orta Vietnam'da doğdu. Ülkesinin Fransa işgalinden kurtulması için çalıştı. 1920'lerde Lenin döneminde Sovyetler Birliği'nde bulundu ve sürgündeki Vietnamlıları sosyalist bir devrim için örgütlemeye başladı. Ülkesinin kurtuluş ve bağımsızlığının bu ülkedeyken öğrendiği Marksist-Leninist öğretiler ve pratiklerle olacağına inandı. 1941'deki Japon işgalinde Hindiçin Komünist Partisi adına Vietnam için çalıştı, 1945'de Vietnam Devlet Başkanı olduğunda, hemen bağımsızlık bildirgesini yayınladı. Vietnam Savaşı sırasında önemli sağlık sorunları yaşıyordu, bu yüzden, cephede ön saflarda değildi, ama geride öğretileriyle ve stratejileriyle yer aldı. Hanoi'de, 3 Eylül 1969'da öldü. Ho Amca sadece ülkenin kurucu komünist lideri değil aynı zamanda bağımsızlık mücadelesinin devrimci ruhu olarak tarihteki yerini aldı. ABD’de yaşadığı dönemde, Amerikalıların iş yapış biçimlerindeki “sabırsızlığı” fark etti. Savaş sırasında askeri danışmanlarına söylediği bir cümlesi çok ilginç: “Merak etmeyin, Amerikalılar çok sabırsız insanlardır. İşler ters gitmeye başladığında terk etmeye başlayacaklardır.”&lt;br /&gt;- Savaş boyunca ABD toplam 1.900.000 sorti yaptı, 6,5 milyon ton bomba bıraktı. İkinci Dünya Savaşı’nda Almanya’ya atılan toplam bomba miktarı 2,5 milyon ton’du!&lt;br /&gt;- 1962 – 1971 arasında, 15.000 kilometrekarelik Güney Vietnam bölgesine, yani ülkenin yirmide birine, etkisi 100 yıl sürecek, 72 milyon litre Defolitan ya da bilinen adıyla “Agent Orange (turuncu etken)” denen kimyasal silah atıldı.&lt;br /&gt;- Savaşın ilk yıllarında, Güney’deki yerli halk, Vietkong gerillalarından destek alıncaya kadar, B52’lerden atılan patlamamış bombalardan yaptıkları anti-tank mayınlarıyla, yılan zehri sürülmüş demir çubuklardan yaptıkları bubi tuzaklarıyla direndiler. Bu tuzakların çoğu öldürmek yerine yaralamayı hedefliyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vietnam’a Ulaşım, Vietnam’da Ulaşım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;THY Tayland-Bangkok üzerinden HCMC’ye uçuyor. Başka pek çok havayolu Avrupa veya Ortadoğu üzerinden aktarmalı olarak hem HCMC’ye hem de başkent Hanoi’ye uçuş gerçekleştiriyor, ama hem fiyat hem de konfor olarak THY’den daha uygun İstanbul çıkışlı bir seçenek yok. Vietnam Türkiye’ye vize uyguluyor: Vize 40$ karşılığında, ancak uçuş tarihinden en erken 15 gün önce başvurmak koşuluyla kolayca alınabilir. Birçok ülkeye göre, en dikkat edilmesi gereken kural 1000$ nakit parayı yanınızda götürmeniz gerekliliği. Bütün rezervasyonlarınızı ve otel ödemelerinizi önceden yapmış olsanız da bu bir zorunluluk. Uçaktan çıkıp, pasaport kontrolüne girince bu kuralı işlettiler –ki, galiba sadece Türkiye’den gelenlere uyguluyorlar çünkü bizden başka kimsenin parasını saymadılar. Bir görevli klasik olarak “neden geldin, ne kadar kalacaksın” gibi sorulardan sonra 1000$’ı sordu ve tek tek saydı. Eğer koşul sağlanmazsa ülkeye girmeye izin verilmiyormuş ki oraya kadar gitmişken böyle bir risk almaya değmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şehir içinde, eğer mobilet kullanmayı biliyorsanız, bu iyi bir seçenek olabilir. Ülkenin ulusal ulaşım aracı bu olsa gerek, çünkü sadece yollar değil kaldırımlar bile mobiletle dolu. Karşıdan karşıya geçmek için üstünüze gelen mobilet ordusuna karşı sakin olun, onlardan kaçmak yerine geyşa adımlarıyla, mümkünse sizin gibi karşıya geçen yerel birini hizalayarak karşıya geçmeyi çalışın. Mobiletler size zarar vermeden sağınızdan solunuzdan geçip gidiyor. “Cyclo” denen bisikletli çekçekler çok turistik. Zaten o mobilet denizi içinde pek uygun bir seçim değil. Bol bol yürüyün, mesafe uzunsa taksiye binmek akıllıca olur. Şehirlerarası yolculuklarda uçak kullanmak tartışmasız olarak en iyi yöntem. Vietnam Havayollarının iç hat tarifeli seferleri sık ve uygun fiyatlı. Tren bir başka seçenek ama tavsiye etmiyorum. Konfor beklenmiyor ama en temel temizlik koşullarından uzak. Tren içinde hareket etmek ve dolaşmak pek olası değil; ara istasyonlarda durduğundaysa yerel halkla kaynaşma, meyve veya içecek satın alma imkanları da yok. 38 saat süren HSMC – Hanoi tren yolculuğunu yaşamak bunları öğretti. oldukça küçük, sabit dört yatağı olan bir yataklı kompartmanın üst yatağında ve yalnızca 4-5 masanın bulunduğu yemek vagonu arasında bu kadar uzun bir süreyi geçirmek pek kolay olmadı. “Acaba üst kat yerine alt yataklardan birine geçilebilir mi?” sorusuna vagon görevlisi 400,000 Dong (20USD) rüşvet isteyerek cevap verdi. Trende pişen ve dağıtılan yemeği yiyemedik, yanımızdaki kurabiye ve kuruyemişlerle 38 saat idare ettik. Yemek vagonunda vakit öldürürken tanıştığımız üniversite öğrencileriyle sohbet edebilmiş olmak en büyük şanstı. Her yeni tanıştığım yabancıya zaman zaman aynı soruyu yöneltirim: “Türkiye denince aklınıza kim gelir?” Bazen çok değişik, bazen bilindik, bazen de ummadık yanıtlar aldığım oldu. Bu gençlerin yanıtı hoşuma gitti; Aziz Nesin! dediler. Aziz Amca’nın Vietnamca’ya çevrilmiş kitaplarını okumuşlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vietnamlılar değişik şekilde araba kullanıyorlar, kurallar da bir o kadar değişik. Hız limitleri bazı yerlerde 40 km’ye kadar iniyor, en yüksek hız da otoyolda 80 km/saat. Yol bomboş ve herkes yavaş, sakin gidiyor. Üstelik sollarken bile hızlanmıyorlar, böylece özellikle çift yönlü yollarda, karşıdan gelen araçlarla teğet geçilerek yol alınıyor. Bir başka yerde ise bütün trafik kuralları hiçe sayılarak hız limiti ve yaya öncelikleri göz ardı edilerek kullanılan araçlar var. Bu çelişkili ortamda araba kiralayarak şehirlerarası gezmeyi doğrusu pek önerilmiyorum. Kısaca şehirler arasında uçak kullanıp, gidilen yerlerde mobiletle solo çevre gezileri yapmayı düşünmek en akılcı yöntem.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ho Chi Minh City (HCMC) ve çevresi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eski adıyla Saygon ülkenin en kalabalık şehri. Havalimanı’nın çıkışında, Vietnam Havayollarının bürosu var. Gezi rotanızı önceden planladıysanız iç hat uçuşlarını hemen buradan satın alın. İç hat uçuşlarını ülkeye gelmeden önce almak akılcı görünebilir ama fiyatlar %30-40 daha pahalı. Büronun hemen yanında da para bozdurabilirsiniz. Yaklaşık olarak 1$=20500Dong.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şehir merkezi sadece 8-10 km uzakta. Onlarca taksi şirketi var ve fiyatlar son derece değişken. Vinasun en düzgün olanı. HSMC içinde nereye gidecekseniz Vinasun taksi çağırın veya önünüzden geçmesini bekleyin. VinasOn veya VinasuM gibi taklitlerine dikkat!&lt;br /&gt;Şehir içinde trafiğin hızı 20-30 km/saat’e kadar düşüyor. HCMC yürüyerek gezilecek bir şehir, ama kaldırımlar park eden motorlarla dolu olduğundan biraz dikkat. Kaldığınız otellerden fotokopi yapılmış basit haritalardan alabilirsiniz, ama 5 yıldızlı otellerin hepsinden daha kapsamlı haritaları ücretsiz almak mümkün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Resmi dil olan Vietnamca’nın güneyde ve kuzeyde farklı lehçe ile konuşulduğu söyleniyor, ama turistseniz ve bu dili bilmiyorsanız iki konuşma arasındaki farkı anlamak çok zor. Gençler genellikle İngilizce, yaşlılarsa Fransızca biliyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HCMC’de ilk görülesi yer, savaştan önce Güney Vietnam Devlet Başkanı’nın sarayı olan, şimdiki ismiyle Bağımsızlık Sarayı (Reunification Palace). 30 Ağustos 1975’de, hâlâ kapıda duran, 843 no’lu tankın saraya girmesi ile savaş resmi olarak sona ermiş. Le Duan caddesindeki Vietnam Tarihi Müzesi’nde birçok tarihi eser ve antika görebilirsiniz. Ama daha önce Vietnam’ın tarihi hakkında bir fikir edinmek için girişteki notu okumak faydalı. 07:30 – 17:00 arasında açık olan Ho-Chi-Minh Müzesi “Ho Amca”yı tanımak, yaşam hikayesini öğrenmek için gidilmesi gereken yerlerden. Ho Amca hakkındaki kitaplar buradan satın alınabilir. “Ben Thanh” pazaryeri, toplu olarak hediyelik alışverişlerinizi yapacağınız, gündelik yaşamı izleyeceğiniz bir yarı açık Pazar yeri, 8-9 sokağın açıldığı kocaman kavşaktaki büyük saat kulesinin olduğu bina. İçinde 2 bölüm var, kılık kıyafet ve hediyelikleri alacağınız “turistik bölümü” ve sebze, meyve, et vb satışların yapıldığı “gündelik bölüm”. Fiyat etiketi yok ve turistlere en az %100 giydirilmiş fiyatlar söyleniyor. Pazarlık yeteneklerinizi kullanmanız gereken bir yer. Binanın çevresinde 18:00’den sonra kurulan gece pazarında, açık havada 20 dakikada pıt diye bitiveren lokantalarda akşam yemeği yemelisiniz. Akşam 18:00 olduğunda, meydana birden bire giren seyyar lokanta ekipleri, tenteleri, masaları, kazanları, mangalları kurup yemek pişirmeye başlıyorlar; Fas’a gidenler bilir Marakeş’teki ünlü meydanın akşam hali gibi. Vietnam’ın her yerinde olduğu gibi, HCMC’de de yağlıboya tabloların sergilendiği ve satıldığı çok güzel galeriler var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cu Chi Tünelleri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fransızlar zamanında yapılmış, Amerikalıların savaş sırasında “Black Echo (Siyah Yankı)” olarak isimlendirdiği bu bölge, üç katmanlı, örümcek ağı gibi iç içe geçmiş yeraltı tünellerinden oluşuyor. Savaş sırasında Vietkong’lar ormanın ve doğanın bütün olanaklarını kullanarak bu tünellerde yaşadılar, saklandılar, savaştılar. Ayakta yürümenin imkansız olduğu ve ancak belli bölgelerinde dinlenme, barınma, depo ve hastane gibi bölgelerin olduğu bu tüneller için, ABD ordusu sadece burada savaşabilecek özel eğitimli ve donanımlı askerler yetiştirdi. 3 Katlı tüneller 70 m derinliğe kadar iniyor. B52’lerin bombalarından korunmak için hastane ve komuta merkezleri bu derece derin inşa edilmiş. Turistlere açık olan bölümlerinde AK-47, M16 veya M60 silahlarıyla deneme atışları yapabiliyorsunuz. Orman, nehir, bataklık ve evlerde kullanılan bubi tuzakları sergisi ilginç ve ürkütücü. Kamyon lastiklerinden yapılan terlikler ve bot üzerine giyilen kılıflar hem ileri hem de geri yürüyormuş izlenimi yarattığından, Amerikalıların iz sürmesi imkansız hale gelmiş. “Müfreze”, “Günaydın Vietnam”, “Full Metal Jacket” vb filmlerde gördüğünüz her şeyin gerçeği burada. Vietnamlılar savaşın kendilerinden aldıklarının tümünü geri getiremeseler de, savaşın yalın acımasız gerçekliğini kendileri açısından anlatıp bir miktar maddi ve propaganda geri dönüşü sağlıyorlar. Cu Chi Tünelleri HCMC’den sadece 1,5 saat uzakta ve günübirlik tur alarak da gidilebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mekong Delta&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mekong Nehri’nin denize döküldüğü, Güney Batı Vietnam’da yer alan 15.000 kilometrekarelik bu bölge, HSMC’den yaklaşık 2,5 saat uzaklıkta. Sonsuz denebilecek kadar irili ufaklı su yolunun birbirine bağlandığı, su üzerinde kazıklara kurulmuş evlerde yaşamın sürdüğü 10.000’den fazla farklı tür canlının yaşadığı bir doğa cenneti. Yüzlerce küçük teknenin bir araya gelerek, oluşturduğu su üstü pazar yerinde deniz ürünleri ile meyve, sebze alışverişlerini, yapılan pazarlıkları, insanı, hayatı izlemek gerekiyor. Vietnam’da üretilen toplam pirincin yarısı buradan çıkıyor. Vietnam, Tayland’dan sonra dünyanın ikinci büyük pirinç ihracatçısı. Sadece Mekong’dan çıkan pirinç Japonya ve Kore’nin toplam üretiminden fazla. Çoğu ihraç edilen deniz ürünlerini de düşününce burada Vietnam için ciddi bir ekonomi dönüyor. Günübirlik buraya gelirseniz Mekong’a doyamadan dönersiniz. En az bir gece konaklamak ve daha geniş zaman ayırmak şart. Patlamış pirinç ve pirinçten yapılan şekerlemeler tadılmalı. Nehirde motorsuz kanolarla, rehber eşliğinde, gezilmeli. İçinde akrep, yılan ve başka tür sürüngenlerin bulunduğu, vücut direncini arttırdığı söylenen “içit”den muhakkak en az bir yudum alınmalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sapa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuzey-Batı Vietnam’da, Hanoi’den 8-9 saat tren, sonrasında da 1 saat minibüs yolculuğu ile ulaşılan, Çin sınırındaki muhteşem kasaba. Güler yüzlü, misafirperver, son derece insancıl H’mong ve Dzao yerlileri ile tanışabileceğiniz Sapa’da yapacak çok şey var. İlk izlenimim Cunda Adasının dingin, huzur veren haline çok benzediğini fark etmem oldu. Sapa’da özellikle çevredeki sayısız yürüyüş rotasını, yerel kıyafetleri içindeki H’mong ve Dzao kadınları ile yapabilirsiniz. H’mong’lar yürüyüş boyunca bir yandan, iplik eğirip bir yandan da el yapımı çanta, kıyafet ve takıları gösterip, tanıtıp, almanız için sohbet ediyorlar. “Buy from me” (Benden satın al) en çok duyacağınız cümle. Hiç yırtıcı ve ısrarcı olmadan, o kadar güzel bakarak söylüyorlar ki almamak mümkün değil. Zaten Vietnam’dan hediyelik almayı düşünüyorsanız bence bütün alışverişinizi Sapa’daki H’mong ya da Dzao’lardan yapın. Otlardan, çiçeklerden yaptıkları küçük takıları birden bire boynunuza takıveriyorlar. Yol boyu bizimle yürüyen kadınlara “Erkekleriniz nerede?” diye sorduk. Erkekler tarla, tamirat işleriyle uğraşırken, kadınlar İngilizce öğrenip turistlere eşlik ediyormuş. Vietnam Devleti, buraya bir nevi özerklik vermiş. Azınlıklar devletin verdiği toprakları ekip biçip ürettiklerini kendi ihtiyaçları için kullanıyorlar. Sapa’da kalmak için çok alternatif var. Uygun fiyatlı otelleri veya H’mong ya da Dzao yerlileriyle -onların zorlu şartlarına razı olarak- evlerde kalınabilir. Lao Chi köyü en güzeliydi. Yol boyu dere kenarlarından geçiliyor. Pıtrak gibi bitmiş reyhanlar her yerde. “Cat Cat” köyü bir başka yerleşke, vadinin en dibinde olduğundan yürüyerek inerseniz ve dönmek için nefesiniz yetmezse, 2$’a bir Vietnamlının mobiletinin arkasında Sapa’ya geri gelebilirsiniz. Vietnam’ın her yerinde olduğu gibi Sapa’da da bir çok masaj salonu var. Bacak ve ayaklara uygulanan masaj Çin, Vücut masajı ise Vietnam tekniğiymiş. Sapa’nın içinde bir de semt pazarı var ki, evlere şenlik. Et bölümünde kesilmiş köpekleri, yılanları askıda görünce şaşırmamak elde değil. Vietnamlılarla yaptığımız sohbette neden köpek yediklerini sorunca alınan cevap şaşırtmıyor tabii: “Herkes yiyebilecek nesi varsa onu yiyor!” Sapa harika doğal güzelliklerinin yanında, aydınlık, uygar, kendini turizme ve turistlere rağmen korumayı başarmış, örnek alınacak bir kasaba, özellikle o minyon, güler yüzlü yerlileriyle birlikte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ha Long Körfezi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Hanoi’nin doğusunda otobüsle 3 saatte ulaşılabilen, Tonkin Körfezi’nde, 3000 adacığı barındıran bu bölge, muhteşem deniz üstü güzellikleriyle, Vietnam’ın “Dünya Mirası” listesindeki yeri. “Ha Long”, “Saldıran Ejderha’lar” demekmiş. Körfezdeki irili ufaklı adacıkların, kayalıkların ay ışığı ve gün doğumu sırasında verdikleri sonsuz çeşitlilikteki görünümlerinin yaptığı çağrışımla bu isim verilmiş. Bir gece tekne üstünde, bir gece de “Cat Ba” adasında konaklanılacak, en az iki gece, üç günlük tur alınması iyi olur. “Junk” denilen, Çinlilerin kullandığı Ejderha teknelerine çok benzeyen bu teknelerde konaklamalı turlar yapılıyor. Teknelerde çok cömertçe yapılan yemek servislerinde Vietnam Mutfağının lezzetleriyle tanışıyorsunuz. Belirli yerlerde, kano yaparak, balık çiftliklerinin ya da adacıkların arasında gezebilir, tünel izlenimi veren yerlerden geçebilir ya da egzotik mağaralara girebilirsiniz. Maymun Adası denilen yerde kanolardan kıyıya çıkmadan maymunları izliyorsunuz. Gece tekneden verilen oltalarla balık ya da yengeç tutmaya çabalamak çok eğlenceli. 425 basamak çıkarak, tepesindeki kuleden bütün körfezi 360 derece göreceğiniz adaya Yuri Gagarin’den sonra uzayda yürüyen Sovyet Kozmonotu Titov’un adı verilmiş. Adacıkların arasında, deniz üstüne çakılı kazıklarda kurulu balıkçı köyleri var. Bunların bazıları balık çiftliklerini bekliyor, bazıları gerçekten küçük tekneleri ile avcılık yapıyor. Bölgedeki nem oranı %100’e çok yakın, Ekim’de su sıcaklığı 35 derece. Aralık – Ocak arası bu ülkeye gitmek için en uygun zaman.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son söz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vietnam’ın tarihine dikkatli bakılınca, Latin Amerika ile benzer kaderi paylaştıklarını söylemek olası: yüzlerce yıllık sömürgeleşme, son yüzyıl içinde verilen bağımsızlık mücadelesi ve savaşla gelen özgürlük! Vietnam soğuk savaş dönemindeki kutuplaşmadan payına düşen Sosyalizm öğretileri ve Ho Amca’nın liderliği, düşünceleri ile 1980’lere geliyor. Fakat bu tarihten itibaren Vietnam Komünist Partisi, Çin Modeli’ni benimseyerek, kapitalist öğreti ve araçlarının neredeyse tümüne kapılarını açmış. Ülkenin bürokrasisi hala Sosyalist olsa da, sokaklar, iş ve sanayi küreselleşmenin araçlarıyla bezeli. Vietnamlılarda tarifsiz bir dakiklik ve disiplin var. Geçmişten de gelen gelenekçilik ve köklerine bağlılık, savaşlarla şekillenmiş direnç, zor koşullara dayanıklılık ve son yıllarda yaşanan “açılım politikaları” ülkenin geleceği konusunda, bence, soru işaretleri uyandırıyor. Ülkenin adından başka bir yerde sosyalizmin izine rastlamak gerçekten zor. Küba’da uygulanmaya yüz tutan ve “kendi modelini yaratmaya” dönük arayışların tersine, benimsenen “Çin Modeli” neredeyse bire bir uygulanıyor. ABD ile yapılan vahşi savaşa rağmen, insanlarda ABD’ye karşı kin, nefret yok. Daha da ilginç olanıysa, ülke 1975’de birleştikten sonra, birbirleriyle savaşan Kuzey-Güney insanı arasında da öfkeden eser kalmamış. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://www.kahvemolasi.com.tr/sayilar/20120106.asp#cuneytgoksu"&gt;http://www.kahvemolasi.com.tr/sayilar/20120106.asp#cuneytgoksu&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://www.slideshare.net/CuneytGoksu/vietnam-2011-9499925"&gt;http://www.slideshare.net/CuneytGoksu/vietnam-2011-9499925&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9205713349841316187-8014551024667784849?l=cuneytgoksu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/feeds/8014551024667784849/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9205713349841316187&amp;postID=8014551024667784849' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/8014551024667784849'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/8014551024667784849'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/2012/01/vietnamkalabalk-sade-guleryuzlu-ulke.html' title='Vietnam...Kalabalık, Sade, Güleryüzlü Ülke.'/><author><name>Cüneyt Göksu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18388600054713371494</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='26' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/SSnvdbDOZFI/AAAAAAAAAAM/UWHiPPm-ms8/S220/Cuneyt_Goksu_39.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-Uz5EmRWHnXI/TwRdr4XjjUI/AAAAAAAAAew/lfdi7eL9mFM/s72-c/0101BRGEK06.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9205713349841316187.post-2110398394528536592</id><published>2011-11-28T00:57:00.004+02:00</published><updated>2011-11-28T01:01:57.527+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bilişim'/><title type='text'>CNN-Turk'de YSK Seçim Bilgi Sistemi Hakkında Röportaj</title><content type='html'>2011 Genel Seçimlerinden üç gün önce, CNN Türk'de, YSK'nın bilgi sistemleri altyapısının güvenliği hakkında kısa bir röportaj...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=1fTeXGDYOKU"&gt;http://www.youtube.com/watch?v=1fTeXGDYOKU&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9205713349841316187-2110398394528536592?l=cuneytgoksu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/feeds/2110398394528536592/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9205713349841316187&amp;postID=2110398394528536592' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/2110398394528536592'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/2110398394528536592'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/2011/11/cnn-turkde-ysk-secim-bilgi-sistemi.html' title='CNN-Turk&apos;de YSK Seçim Bilgi Sistemi Hakkında Röportaj'/><author><name>Cüneyt Göksu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18388600054713371494</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='26' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/SSnvdbDOZFI/AAAAAAAAAAM/UWHiPPm-ms8/S220/Cuneyt_Goksu_39.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9205713349841316187.post-4772018112517158</id><published>2011-11-05T00:20:00.003+02:00</published><updated>2011-11-12T16:01:06.193+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='latin amerika'/><title type='text'>ABD’de ve Birleşmiş Milletler’de yeni bir şey yok!</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-TTaaBmsN5iU/TrRmgRFjWZI/AAAAAAAAAds/AVCfkuZhzhE/s1600/lift-cuba-embargo.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; DISPLAY: block; HEIGHT: 267px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5671270535294835090" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/-TTaaBmsN5iU/TrRmgRFjWZI/AAAAAAAAAds/AVCfkuZhzhE/s400/lift-cuba-embargo.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bu yıl, ABD’nin Küba’ya uyguladığı ekonomik, ticari ve finansal ambargonun 52. Yılı. Uluslararası topluluğun, özellikle Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun, ambargonun kaldırılmasına yönelik genel olumlu tavrına rağmen, kuşatma devam ediyor. Obama hükümetinin bazı olumlu adımlar atması, mevcut ABD yasalarındaki Küba karşıtı karmaşık maddeler ve düzenlemelerin varlığını değiştirmiyor. Bu yasa ve yaptırımlar yüzünden, Küba ve ABD arasında serbestçe ithalat/ihracat yapılamıyor, Küba uluslararası ticaret yaparken ve birikimlerini değerlendirirken ABD Doları kullanamıyor, ABD merkezli bankalardan, IMF ve Dünya Bankası’ndan kredi alamıyor, 3. ülkelerdeki ABD iştiraki firmalarla ticaret yapamıyor. Daha da önemlisi bu kanunların dolaylı etkilerinden dolayı, 3. Ülkelerdeki iş insanları, ABD’nin karalistesine girme riski yüzünden Küba’ya yatırım da yapamıyor. Örneğin, Florida senatörü Bill Nelson’un öncülük ettiği bir grup bürokrat, kalkıp Madrid’e giderek, İspanyol Petrol şirketi Repsol’un, Küba sularında yaptığı petrol arama faaliyetlerini durdurmak istediler. Bu ve benzeri onlarca girişim dolaylı ticareti bile çok zorlaştırıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ambargonun 52 yıllık tarihi boyunca, Küba ekonomisine verdiği zararın 104 Milyar USD olduğu tahmin ediliyor. Bu kadar büyük etkinin nasıl olabileceğine yakından bakılırsa;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1) ABD ve Küba arasında her türlü mal, hizmet ithalat/ihracatı, birkaç istisna ve çok katı kurallara bağlı kalmak şartıyla mümkün değil. Küba limanlarına uğrayan &lt;em&gt;&lt;strong&gt;herhangi bir ülkeye ait ticari bir geminin&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;, 180 gün boyunca ABD limanlarına girişi yasaktır.&lt;br /&gt;2) ABD merkezli bir şirketin, başka bir ülkedeki yan şirketinin dahi, Küba ile ticaret yapması, ürünlerini Küba’ya göndermesi, finansal işlem yapması yasaktır. Örneğin ABD merkezli bir yazılım şirketinin, Türkiye’deki temsilciliği, Küba’ya yazılım ihracatı, hizmeti veya desteği yapamaz.&lt;br /&gt;3) Küba’nın ABD dışındaki ülkelerle yaptığı finansal işlemler, ABD tarafından bu ülkelerdeki bankacılık sistemine yapılan “tavsiyeler veya zorlamalar” ile zorlaştırılmaya çalışılmaktadır. ABD açıkça aba altında sopa göstermektedir.&lt;br /&gt;4) ABD vatandaşlarının Küba’ya seyahat etmesi, çok özel istisnalar ve kurallar bütünü dışında, kanunla ve resmi olarak engellenmiştir.&lt;br /&gt;5) ABD, Küba’nın yönetim biçimine müdehale etmek, adadaki sosyal ve ekonomik düzenlemelere karşı müdahil olmak için, ambargoyu bir araç olarak kullanır. BM’de yapılan bütün oylamalar dahil, ambargoyu hafifletecek bütün önerilere yıllar boyunca karşı çıkar.&lt;br /&gt;6) 14 Ocak 2011’de ABD Hükümeti tarafından, Akademik İlişkiler, eğitim, kültürel ve dini konularda ki seyahatlerde ABD vatandaşlarının seyahat yasaklarının kaldırılması, ABD vatandaşlarının, Küba’ya belli miktarda para transfer edebilmesi ve ABD Havalimanlarından Küba’ya “charter” seferlerin yapılmasına dönük düzenlemeler olumlu gelişmeler olsa da yeterli değildir.&lt;br /&gt;7) 14 Ocak düzenlemeleri asla kuşatmayı kaldırmaya yönelik değil, ABD’nin dünyada ki görüntüsünü olumluya çevirmek için yapılmış düzenlemelerdir. ABD Vatandaşları, Anayasal hakları olan seyahat özgürlüğü’nden yoksundurlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ABD’nin, Küba Ambargo’sunu “legalize” ettiği kanunlarına yakından bakılırsa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1) &lt;strong&gt;Trading with the Enemy Act (TWEA):&lt;/strong&gt;1917’de kabul edilen bu kanun, ABD’nin savaşta olduğu ülkelerle ticaretini düzenler. Küba’ya karşı ambargonun 1962’de yürürlüğe giren ilk düzenlemeleri bu kanuna dayandırılmıştır. Eylül 2010’da Obama bu kanunun daha da genişletilmesini istemiş, Dış İşleri Bakanı Hillary Clinton ve Hazine Bakanı’nın destek verdiği bu yeni genişleme düzenlemesi, Küba’ya yönelik ambargonun ABD ulusal çıkarlarına faydalı olacağını teyit etmiştir.&lt;br /&gt;2) &lt;strong&gt;Foreign Assistance Act&lt;/strong&gt;:1961’de yapılan bu düzenleme ABD Başkanı’na ticari ambargonun devamlılığı için bütün yetkileri kullanma hakkı verir. Ayrıca Küba Hükümetine her türlü yardımın yapılmasını yasaklar&lt;br /&gt;3) &lt;strong&gt;The Export Administration Act (EAA):&lt;/strong&gt;1979’da yapılan yeni düzenlemelerle birlikte ABD’nin ihracat kurallarını düzenleyen bu kanun, ABD Başkanı’nın, ihraç edilmesi durumunda ülkenin ulusal güvenliğini tehdit edebilecek bütün ticari malların ve teknolojik ürünlerin ülkeden çıkışını izleme ve gerektiğinde müdehale etmesine imkan hakkı verir.&lt;br /&gt;4) &lt;strong&gt;Cuban Democracy Act (CDA):&lt;/strong&gt;Torricelli Düzenlemesi olarak bilinen bu kanun 1992 yılında Bush döneminde kabul edilmiştir. 3. Dünya ülkelerinin Küba ile ticaretine dolayı yaptırımlar getiren, başka ülkelerin gemilerine 180 günlük ABD Liman yasağı getiren düzenlemenin kendisidir.&lt;br /&gt;5) &lt;strong&gt;Cuban Freedom and Democratic Solidarity Act:&lt;/strong&gt;Helms-Burton düzenlemesi olarak da bilinen bu kanun 1996’da Bill Clinton tarafıdan onaylanarak, adada yapılacak uluslararası yatırımları engelleyecek yaptırımlar içermektedir. Küba’ya yatırım yapan firmaların yöneticilerinin ABD’lerine girişine engellemeler ve zorluklar çıkartır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görüldüğü gibi ABD’de ki Başkan’ın Cumhuriyetçi veya Demokrat olmasının, Küba açısından bir farkı yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2010 yılında bir Hollanda Bankası olan ABN Amro’ya, ABD tarafından 500 Milyon Dolar’lık bir dava açıldı. Bankanın suçu Küba’nın ticari işlemlerine aracılık yapmasıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Internet’te ödeme, kredi kartı ve bankacılık işlemlerine aracılık eden Paypal şirketi, İrlanda’daki Küba’ya Destek Organizasyonu’nun topladığı bağışları ödemeyi yukarıdaki ABD kanunlarına dayandırarak geri çevirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlara örnek çok daha fazlasıyla var. Uluslararası topluluğun ve ABD vatandaşlarının artan bütün iyi niyetli taleplerine rağmen ABD bu ambargoyu, Uluslararası Kanunlara karşı olmasına rağmen, bütün katı yaptırımlarıyla yaşatmaya tek taraflı olarak devam ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.latinbilgi.net/index.php?eylem=yazi_oku&amp;amp;no=3752"&gt;http://www.latinbilgi.net/index.php?eylem=yazi_oku&amp;amp;no=3752&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.kahvemolasi.com/sayilar/20111111.asp#cuneytgoksu"&gt;http://www.kahvemolasi.com/sayilar/20111111.asp#cuneytgoksu&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9205713349841316187-4772018112517158?l=cuneytgoksu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/feeds/4772018112517158/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9205713349841316187&amp;postID=4772018112517158' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/4772018112517158'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/4772018112517158'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/2011/11/abdde-ve-birlesmis-milletlerde-yeni-bir.html' title='ABD’de ve Birleşmiş Milletler’de yeni bir şey yok!'/><author><name>Cüneyt Göksu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18388600054713371494</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='26' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/SSnvdbDOZFI/AAAAAAAAAAM/UWHiPPm-ms8/S220/Cuneyt_Goksu_39.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-TTaaBmsN5iU/TrRmgRFjWZI/AAAAAAAAAds/AVCfkuZhzhE/s72-c/lift-cuba-embargo.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9205713349841316187.post-9112323068873910427</id><published>2011-10-03T20:32:00.008+03:00</published><updated>2011-10-17T22:09:59.914+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beyaz Yaka'/><title type='text'>"Emperyal" Türkiye'nin ayak sesleri ve karışık kafalar.</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-RWujz4y2D_E/Ton0WQ5zeuI/AAAAAAAAAdY/XDLspCJdxSs/s1600/yigit_bulut_son.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; DISPLAY: block; HEIGHT: 208px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5659323070099454690" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/-RWujz4y2D_E/Ton0WQ5zeuI/AAAAAAAAAdY/XDLspCJdxSs/s400/yigit_bulut_son.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Önce "emperyalist" tanımını hatırlayalım.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;TDK'ya göre "bir milletin sömürü temeline dayanarak başka bir milleti siyasi ve ekonomik egemenliği altına alıp yayılması veya yayılmayı istemesi"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buradaki ana eylem sömürmek ve yayılmak!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son zamanlarda "Arap baharı"nın esintileri ve Balkanlardan gelen "yeni Osmanlıcılık" alçak basıncı birçok yazarı bu rotaya soktu, “Yaşasın emperyal Türkiye!” rotası...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sömürgecilik tarihine çok kısa bakarsak, 15. yy'da denizlere açılan Avrupa, sömürgeciliği başlatmış. Kolomb'un Küba'ya çıkması ile Amerika kıtasına ayak basması ve Afrika'dan getirilen kölelerle Güney Amerika'nın zenginliklerinin Avrupa’ya taşınması 500 yıl sürmüş. Bu arada Asya'da Çin ve Japonya'nın yayılmacı hareketleri başlamış. Hindiçin'de 1000 yıllık Çin sömürüsü, 18.yy'da Fransızlarla el değiştirmiş ve ancak 1900'lerin ortasından sonra bölge bugünkü haline gelebilmiş. Sonra ABD'nin 1800'lerde başlayan ve günümüzde tepe noktası yapan yayılmacılığı var. ABD'nin yayılmacılığının temel gerekçesi, ekonomik büyümesinin devamlılığı için kendi anakarası dışındaki pazarları ele geçirmek veya kontrol etmek. Bunu gerçekleştirmek için de iç savaş çıkarmak veya bir şekilde fiili müdahale etmek, darbe yapmak, kültürel değişim ve sosyal haklar üzerinden kontrolü kurgulamak, medya, ekonomi, bürokrasi, kamu veya özel kurumlarda açık veya gizli örgütlenmek vs daha akla gelebilecek farklı yöntemlerle "hedef sömürgeye" nüfuz etmek gibi 21.yüzyılın araçlarını kullanıyor.&lt;br /&gt;Kısaca 16.yy sömürgecilerinin elindeki araçlardan çok daha fazla araç, ve yöntem var günümüzde; ama amaç hep aynı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye bu tarihçede Osmanlı geçmişi ile yer alıyor. Osmanlı da yayılıyor, büyüyor. Çok da masum değil. Ama gün geliyor, o da emperyalistlerin paylaşım savaşlarında eriyip bitiyor. Kurtuluş Savaşı ve Aydınlanma Devrimleriyle yok olma noktasından, yeni bir ülke kuruluyor ve bugünkü sınırlar içinde var oluyoruz. Sorunlarımız dağ gibi olmasına rağmen bir zamanların Turancı fikirlerinden beri, hiç bu kadar "yayılmacılığa" özenilen bir dönem galiba olmadı. Çoğu yazarda bu fikrin oluşmasında, AKP’nin müthiş değişken, strateji yoksunu, günübirlik dış politikası etken.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ekonomisi ve siyaseti bu kadar kırılgan olan Türkiye'nin bu maceralara öykünmesi ancak intihar olabilir. Kendi sınırlarımız içinde, kaynaklarımızın ve emeğimizin bekçiliğini yapmak, bunları barış içinde yaşamanın aracı olarak zenginleştirmek, kendi iç barışımızın tesisi için çabalamak dururken,&lt;br /&gt;"Emperyal Türkiye" hayalini dillendirmek, şekillendirmek ve geleceğe dair bir model olarak sunabilmek, ancak toplumsal hafızayı karıştırmak, yok saymak ve hedef saptırmaktır. "Emperyal Türkiye” hayali ancak gerçek sömürgecilerin oyuncağı ve kuklası olur. Daha da tehlikelisi bu yazarlar “sonucu ne olursa olsun” diye vurgulayarak bu fikri son derece “kaçamak ve vizyonsuz” bir biçimde topluma enjekte ediyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üstüne üstlük "emperyal” ve “tam bağımsız Türkiye" bir arada kullanılıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Deniz Gezmiş, Yusuf Arslan ve Hüseyin İnan idama giderken, cellatlarının yüzüne "Yaşasın tam bağımsız Türkiye, kahrolsun emperyalizm, yaşasın Türk ve Kürt halklarının kardeşliği." diye haykırarak yürüdüler ölüme. Eğer yaşamın merkezine "insanı" koyarsanız, asla emperyalizm ve tam bağımsızlık yan yana gelmez. Deniz'lerin hayalini kurduğu, uğruna canlarını verdiği, bizim de hayalini kurduğumuz Türkiye, "tam bağımsız" olursa kesinlikle emperyalist olamaz, olmamalıdır. Emperyalistlere karşı verilen savaşla kurulan bu ülke, yine emperyalistlerin ve onların işbirlikçilerinin katlettiği yurtseverlere vefa borcunu ancak böyle öder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"İleri demokrasi" ortamında, bu yazarlar bu tezleri dillendirirken, biz de karşılık veriyoruz ama unutmayın Türkiye olası bir "emperyalist" girişim yapsa ve biz de sokaklara çıkıp "yurtsever ve antiemperyalist olarak" savaş karşıtı toplantılar düzenlesek, NATO’ya hayır desek, barış desek, savaş istemiyoruz desek cop ve gazı yine biz yeriz. Ama onlar bu “kaçamak vizyonları” işe yaramazsa ve ülkeyi yeniden kuruluş tarihindeki noktaya getirilerse, ortalıktan da toz olurlarsa, yine iş “yurtseverlere” düşecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emperyalistlere kızmıyorum. Tarih boyunca hep var oldular ve var olma sebepleri bu: yani sömürmek, yayılmak, kendine benzetmek. Asıl kızdığım, onların sözcülüğünü yapıp, tarihten ders çıkarmayıp, hizmet edenlere, bilinçli veya bilinçsiz işbirliği yapanlara.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://haber.sol.org.tr/serbest-kursu/emperyal-turkiyenin-ayak-sesleri-ve-karisik-kafalar-cuneyt-goksu-haberi-46962"&gt;http://haber.sol.org.tr/serbest-kursu/emperyal-turkiyenin-ayak-sesleri-ve-karisik-kafalar-cuneyt-goksu-haberi-46962&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="http://www.sendika.org/yazi.php?yazi_no=40077"&gt;http://www.sendika.org/yazi.php?yazi_no=40077&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="http://www.kahvemolasi.com/sayilar/20111007.asp#cuneytgoksu"&gt;http://www.kahvemolasi.com/sayilar/20111007.asp#cuneytgoksu&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9205713349841316187-9112323068873910427?l=cuneytgoksu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/feeds/9112323068873910427/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9205713349841316187&amp;postID=9112323068873910427' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/9112323068873910427'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/9112323068873910427'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/2011/10/emperyal-turkiyenin-ayak-sesleri-ve.html' title='&quot;Emperyal&quot; Türkiye&apos;nin ayak sesleri ve karışık kafalar.'/><author><name>Cüneyt Göksu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18388600054713371494</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='26' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/SSnvdbDOZFI/AAAAAAAAAAM/UWHiPPm-ms8/S220/Cuneyt_Goksu_39.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-RWujz4y2D_E/Ton0WQ5zeuI/AAAAAAAAAdY/XDLspCJdxSs/s72-c/yigit_bulut_son.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9205713349841316187.post-4029364869181472817</id><published>2011-09-28T13:38:00.002+03:00</published><updated>2011-09-28T13:43:13.711+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bilişim'/><title type='text'>IBM Champion Cüneyt Göksu on DB2 and Databases</title><content type='html'>Which of our IBM Champions would be most comfortable camping with minimal gear?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DB2 expert Cüneyt Göksu is incredibly active in the international DB2 community, but still makes time for outdoor sports, survival camping and hiking and writing.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Since starting his work with DB2 as an intern in 1990, Cüneyt has seen the size of databases grow dramatically. Meanwhile, the focus has shifted from merely warehousing data to business intelligence to full-fledged business analytics. The industry has evolved to include new types of data, such as XML and large objects.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“DB2 is supporting SOA architecture as a database-as-a-service. We see compression, we see high availability. All these functionalities have evolved and changed DB2. It is not only a data management product anymore, it’s the GOLD Standard of databases,” Cüneyt says.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;As a Certified Solutions Expert, Cüneyt has demonstrated a range of knowledge that enables him to work with larger customers and on government contracts. He points to certification as a very smart move for a career, as it opens doors and proves that you have gone above and beyond to really learn how a solution works.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cüneyt first got involved with IDUG in 1996, and it completely changed how he looks at the DB2 community. He established a regional group in his native Turkey in 2003, and it now has more than 250 members from all corners of the DB2 world. He is selected for IDUG Board of Director in May 2011.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cüneyt has been part of IBM Gold Consultant Team since 2009.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cüneyt is also very involved with the planning committee of the IDUG-EMEA conference and was a past conference chair. This fall, IDUG EMEA will convene in Prague November 14-18, with free certification classes on the Sunday before the conference officially begins. Throughout the conference, regional groups and special interest groups meet to discuss specific topics. You can test products, share feedback and meet fellow DB2 peers from around the world.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cüneyt explains the value of IDUG EMEA’s 100+ sessions in six tracks: “You meet with a lot of peers from different geographies. You exchange ideas on how to use the product... The most valuable thing is the education, the networking, and giving feedback to IBM to enhance the product.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Between IDUG events, Cüneyt follows several blogs and websites, including Database Trends &amp;amp; Applications, the IDUG Solutions Journal, DBMS2 from Monash Research (for competitive information), fellow IBM Champion Craig Mullins’ blogs, IBMers Chris Eaton and Willie Favero and more. The DB2 10 for z/OS LinkedIn group is also a favorite haunt.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;To learn more about Cüneyt, follow him on Twitter @CuneytG, read his Database Guidelines blog (in both English and Turkish), connect with him on LinkedIn and listen to our podcast interview below.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not : Röportajın orjinaline &lt;a href="http://bit.ly/mMY95w"&gt;http://bit.ly/mMY95w &lt;/a&gt;erişilebilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9205713349841316187-4029364869181472817?l=cuneytgoksu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='related' href='http://masteringdatamanagement.com/index.php/2011/06/24/ibm-champion-cuneyt-goksu-on-db2-and-databases/' title='IBM Champion Cüneyt Göksu on DB2 and Databases'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/feeds/4029364869181472817/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9205713349841316187&amp;postID=4029364869181472817' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/4029364869181472817'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/4029364869181472817'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/2011/09/ibm-champion-cuneyt-goksu-on-db2-and.html' title='IBM Champion Cüneyt Göksu on DB2 and Databases'/><author><name>Cüneyt Göksu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18388600054713371494</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='26' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/SSnvdbDOZFI/AAAAAAAAAAM/UWHiPPm-ms8/S220/Cuneyt_Goksu_39.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9205713349841316187.post-8745593408282567876</id><published>2011-07-16T17:08:00.004+03:00</published><updated>2011-11-07T10:01:04.427+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bilişim'/><title type='text'>Arama Motorları Akla Zarar mı?</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-K1lb6IyssOs/TiGbkDPQOfI/AAAAAAAAAcs/ExtPzhv6Es8/s1600/imagesCAA2LYED.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 259px; DISPLAY: block; HEIGHT: 194px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5629952052836710898" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/-K1lb6IyssOs/TiGbkDPQOfI/AAAAAAAAAcs/ExtPzhv6Es8/s400/imagesCAA2LYED.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşağıdaki satırlarda okuyacağınız makalede vermeye çalıştığım mesajla bilgisayar başında yaşadığım durum çelişiyor olsa da, hedeflediğim bir konuyu araştırırken kendimi başka bir araştırmanın sonuçlarını incelerken buldum: “arama motorlarının insan hafızası üzerindeki etkileri”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnternet icad olup, kütüphaneler dolusu veri, bilgi, belge sayısal olarak önümüze yığılınca, haliyle bu yığın içindeki aramaları gerçekleştirmek için de “arama motoru” denen teknoloji üretildi. Bir parmak hareketiyle, üstelik aradığımız “şeyi” tam olarak bilemesek bile, birkaç kelime ile başladığımız arama yolculukları, motorun tavsiyeleri ile karşımıza çıkan listeden “İşte! Tam da aradığım buymuş” diyeceğimiz “akıllı motorlara” kadar geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neler aramıyoruz ki!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir top model’in göğüs-kalça oranından, eski sınıf arkadaşlarımız “Ne yapıyormuş acaba?” sorgusuna, Başbakan’ın kahvaltıda ne yediğinden, Avagadro Sayısı’nın Borsa Endeksi üzerindeki etkisine kadar aklımıza gelen her şeyi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eskiden “okuyarak ve öğrenerek” hafızamıza depoladığımız bilgiye, ihtiyaç duyduğumuzda, anımsama yoluyla yeniden ulaşabiliyorduk. Okuyorduk, öğreniyorduk ve bu yolla bilginin kendisini hafızada depoluyorduk, gerektiğinde oradan çağırıp kullanıyorduk ve sonra yine saklamaya devam ediyorduk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Internet teknolojileri ve özellikle bu yazının konusu olan arama motorları ile başlayan bilgiye erişim süreci, bilginin insan hafızasında saklanma ve ulaşma yöntemlerini de etkiliyor. Günümüzde cevabını bilmediğimiz bir soru ile karşılaşırsak, yukarıdaki önce öğrenme sonra depolama ve ardından da anımsama işini artık arama motorlarına havale etmiş durumdayız. Onlar bu işi bizim için belki daha hızlı ve zahmetsiz yapıyor. Aman DİKKAT! Arama motorları bu işi yaparken beynimize düşen görev değişiyor: Artık hafızalarımızda bilgiyi saklamak yerine sadece o bilgiye ulaşabileceğimiz endeksleri saklıyoruz. Ben bu görev değişimini beynin bazı fonksiyonlarını “dış kaynak” kullanarak “taşeronlaştırmak” diye adlandıracağım. Bu süreç, günlük hayatımızda daha çok işi, daha hızlı gerçekleştirmek açısından sanki daha çekiciymiş gibi gözükse de, sürekli yapılan bu doldur-boşalt işleminin etkilerinin bilinmezliğinin bir sonucu olarak her “dış kaynak” kullanımında ortaya çıkan temel sorun burada da karşımıza çıkıyor: Bağımlılık! Yani o arama motoru elinin altında olmazsa ne yapacağını bilmeyen, dımdızlak kalmış bir beyniniz olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beyinlerimiz, “Internet’in hafızasına” artık bir aile bireyinin, meslektaşımızın veya bir arkadaşımızın hafızasına güvenirmişcesine güveniyor. Aradığımız bilgiyi hatırlamak yerine, o bilgiye ulaşacağımız yeri, endeksi, bağlantıyı, kısaca bilginin saklandığı yeri hatırlıyoruz ve o bilgiye ulaşınca onu beynimize transfer ederek “öğrenmek” yerine, kullanıyoruz, tüketiyoruz ve ihtiyaç duyduğumuzda yeniden gidip ilgili yerden yeniden “transfer ediyoruz”.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Harvard Üniversitesi’nde bir araştırma yapılmış. Denek olarak seçilen lisans öğrencilerine, “Devekuşunun gözü, beynininden büyüktür” benzeri, cevabı “doğru-yanlış” olan bir dizi soru yöneltilmiş. Sorularla beraber öğrencilere bazı anahtar kelimeler, farklı renk ve fontlarla gösterilmiş. İnternet’i, örneğin Google veya Yahoo’yu, çağrıştıran renk ve fontlar kullanıldığında, öğrencilerden gelen cevapların daha yavaş olduğu ölçülmüş ki bu da cevabı düşünürken akıllarından arama motorunu geçirdikleri olarak yorumlanmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bulgular ve gündelik yaşamdaki kullanım örüntüsü gösteriyor ki, beynimizin öğrenme stratejileri değişim içinde. Birçok insan “Yeniden hatırlamam gerektiğinde bakmam gereken yeri biliyorsam o bilgiyi niye aklımda tutayım ki!” demese de, gündelik koşullar buna zorluyor. Google ve benzeri teknolojiler beynimizin bazı fonksiyonlarının “makineleşmiş dış kaynaklara taşeronlaştırılmasını” hızlandırıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir bilimkurgu olan Stanley Kubrick’in “2001: A Space Odyssey” adlı sinema filmindeki HAL adlı bilgisayar bir hayal ürünüydü ama günümüzde IBM’in Watson adını verdiği akıllı bilgisayar bir gerçeğin yansıması.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan beyninin fonksiyonlarını “taşeronlaştırmak”, beynin kullanım kapasitesini artıracak mı, yoksa tembelleştirecek mi bunu zaman ilerledikçe göreceğiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.bthaber.com.tr/?p=16377"&gt;http://www.bthaber.com.tr/?p=16377&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.sadikyalsizucanlar.net/en-son-okuduklarim/arama-motorlari-akla-zarar-mi-2.html"&gt;http://www.sadikyalsizucanlar.net/en-son-okuduklarim/arama-motorlari-akla-zarar-mi-2.html&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.kahvemolasi.com/sayilar/20110722.asp#cuneytgoksu"&gt;http://www.kahvemolasi.com/sayilar/20110722.asp#cuneytgoksu&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9205713349841316187-8745593408282567876?l=cuneytgoksu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/feeds/8745593408282567876/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9205713349841316187&amp;postID=8745593408282567876' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/8745593408282567876'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/8745593408282567876'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/2011/07/arama-motorlar-akla-zarar-m.html' title='Arama Motorları Akla Zarar mı?'/><author><name>Cüneyt Göksu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18388600054713371494</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='26' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/SSnvdbDOZFI/AAAAAAAAAAM/UWHiPPm-ms8/S220/Cuneyt_Goksu_39.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-K1lb6IyssOs/TiGbkDPQOfI/AAAAAAAAAcs/ExtPzhv6Es8/s72-c/imagesCAA2LYED.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9205713349841316187.post-5462579371703180413</id><published>2011-06-12T14:30:00.003+03:00</published><updated>2011-06-12T14:54:04.038+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bilişim'/><title type='text'>Seçim Bilgi Sistemi Hakkında...</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-WMTWZq592Vg/TfSnR_c7eEI/AAAAAAAAAbY/dHtvaqOZSuE/s1600/10_03_2010-11_02_49__ecim.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; DISPLAY: block; HEIGHT: 246px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5617298562770237506" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/-WMTWZq592Vg/TfSnR_c7eEI/AAAAAAAAAbY/dHtvaqOZSuE/s400/10_03_2010-11_02_49__ecim.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;Yüksek Seçim Kurulu'nun (YSK), Bilgisayar Destekli Merkezi Seçmen Kütüğü Sistemi olan SEÇSİS hakkında Ulusal Kanal ve CNN Türk'un Ana Haber bültenlerine ve çeşitli programlara konuk edildim. Bu süreci yaşarken yaptığım araştırmalardan öğrendiklerimi aşağıda bulabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunların bir kısmının doğruluğu, YSK'nın internet sitesinden alınan bilgilerle koşuttur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SEÇSİS, 1986'da Hacettepe Üniversite'since oluru alınmış bir proje oldukça eskiye dayanıyor. 2004'e kadar çevrimdışı (offline) olarak çalışıyor. Yani sandık bilgileri Ankara'ya fiziksel olarak ulaştırılıyor ve burada veri girişi yapılarak, seçim sonuçları ve istatistikler merkezi olarak işlenip ortaya çıkıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2005'den sonra web tabanlı ve çevrimiçi (online) olarak çalıştırılması için prensip kararı alınıyor ve projelendirilip hayata geçiriliyor. Bu süreçteki en önemli özelliklerden birisi MERNİS KPS sistemi ile bütünleşik çalışma özelliği. Ayrıca seçim sonuçlarının ilçelerden merkeze hızlı ve güvenilir aktarılması da bir hedef olarak belirlenmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sistem; Internet’e dayalı SEÇSİS Portal Sistemi ile SEÇSİS Kurum ağı olarak 2 bölümden oluşuyor yani birbirlerinden bağımsız iki ortam var. Portal yani www.ysk.gov.tr Internet'e açık olan, bazı kurum bilgilerinin ve duyuruların kamu ile paylaşıldığı altyapı, Kurum Ağı ise INTERNET'E KAPALI olan, Adalet Bakanlığı'nın kapalı ağı UYAP'ı kullanan bir başka altyapı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adalet Bakanlığı siyasi otoritenin kontolünde olan bir kurum, YSK ise siyasetten uzak olması gereken bir başka kurum. Bu bağlamda YSK hiç olmaması gerektiği halde, sadece finansal gerekçeler gösterilerek, VPN ve sertifika gibi teknik çözümler geliştirilerek, UYAP'ı kullanıyor. Her ne kadar VPN ve sertifika olanakları ile UYAP ağından yalıtık olduğu ve güvenli olduğu söylense de, gerçekten birbirinden fiziksel olarak apayrı olan ağların sağlayacağı güvenlik seviyesi ve yalıtımın oluştuğu söylenemez. Bu da şimdiye kadar her seçimde SEÇSİS'e getirilen eleştirilerden oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Merkezi Bilgisayar sistemi Unix tabanlı ve virütik saldırılara kapalı olduğu söylense de uç noktalarda ki Windows tabanlı bilgisayarlar her zaman bu tip saldırılara açıktır. Bu da olası bir başka güvenlik açığını beraber getirmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Süreç kısaca; ilçelerdeki seçim kurullarında toplanan bilgilerin, UYAP üzerinden kurum ağına bağlı terminaller ile aktarılması, verilerin merkezde konsolide edilmesi ve sonuçların duyurulması olarak özetlenebilir. Sonuçlar portaldan (ysk.gov.tr) açıklanırken, bu iki sistem arasında TEK YÖNLÜ, yani kurum ağından, portala olan veri akışı vardır. Dolayısı ile Internet'e açık olan portala yapılacak bir siber saldırının kurum ağını etkilememesi gerekir. Herhangi bir anda "Siber atak" bahane edilerek sonuçların hesaplanması gecikti açıklaması, YSK'yı töhmet altında bırakır ve çelişkilidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kurumun uygulama kodları ve veritabanı bağımsız denetime açık değildir. Başta finans alanı olmak üzere, bütün kritik veri merkezleri sistem altyapılarını, güvenlik sistemlerini bağımsız denetime açar. Bir kurumun kendi kendini denetliyor olması, denetim yaptığı anlamına gelmeyecektir. Bu anlamda özellikle seçim günleri, 24 saatlik veri tabanı loglarının bağımsız denetçiler ve uzmanlar tarafından incelenmesi veya incelenmeye açık olması gerekir. Bu loglar sistemde gerçekleşen bütün veri değişiklik hareketlerini kapsadığından olası veri değişikliği&lt;br /&gt;ihlallerinin en azından caydırıcı olmasını sağlayabilir. Sisteme yapılacak saldırılar sadece dış kaynaklı olmaz. İçerden gelecek saldırıların da denetlenebilir olması için bu düzenlemenin yapılması önemlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2009 yılında Internet Teknoloji'leri Derneği'nin bir tavsiye kararı vardır. Buna göre&lt;br /&gt;özellikle seçimin yapıldığı gün şaibeleri ortadan kaldırmak için siyasi partilere sisteme giriş ve izleme yetkisinin verilmesinin doğru olacağı belirtilmiştir. 2011 Genel seçimlerinde ilk defa böyle bir düzenlemenin yapıldığı açıklandı. 2007 Genel - 2009 Yerel - 2010 Referandum seçimlerinde yapılmayanın 2011'de yapıldığı söylendi. Bunun nasıl işlediğini izleyeceğiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıda SEÇSİS sisteminin sadece bir kısmına değinmeye çalıştığım olası güvenlik açıkları hala mevcuttur. Bunlar nekadar azaltılırsa, YSK'nın seçim sürecinin güvenilirliği o kadar artacaktır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9205713349841316187-5462579371703180413?l=cuneytgoksu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/feeds/5462579371703180413/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9205713349841316187&amp;postID=5462579371703180413' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/5462579371703180413'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/5462579371703180413'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/2011/06/secim-bilgi-sistemi-hakknda.html' title='Seçim Bilgi Sistemi Hakkında...'/><author><name>Cüneyt Göksu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18388600054713371494</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='26' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/SSnvdbDOZFI/AAAAAAAAAAM/UWHiPPm-ms8/S220/Cuneyt_Goksu_39.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-WMTWZq592Vg/TfSnR_c7eEI/AAAAAAAAAbY/dHtvaqOZSuE/s72-c/10_03_2010-11_02_49__ecim.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9205713349841316187.post-1602641038569529042</id><published>2011-04-29T12:49:00.004+03:00</published><updated>2011-05-01T09:52:22.138+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Fidel'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='latin amerika'/><title type='text'>Küba’da dönüşümün ayakizleri ve 6. Kongre’nin ardından...</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-qFAhidObKAQ/TbqKFiKhHwI/AAAAAAAAAbM/6wLvbu7PTLc/s1600/vi-congreso-pcc.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 150px; DISPLAY: block; HEIGHT: 172px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5600940914263531266" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/-qFAhidObKAQ/TbqKFiKhHwI/AAAAAAAAAbM/6wLvbu7PTLc/s400/vi-congreso-pcc.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KKP’nin (Küba Komünist Partisi) 6. Kongresi 16-19 Nisan 2011’de Havana’da 997 delege ve Küba Devlet Başkanı Raul’un katılımıyla gerçekleşti. Aslında Kongre çok önce başlamıştı. Kongre’de ele alınacak temel belge olan “Parti ve Devrim’in İktisadı ve Toplumsal Siyaset İlkeleri Taslağı” ülke genelinde ki bütün meslek örgütleri, işçiler, öğrenciler tarafından, toplam 9 Milyon kişi tarafından, 163,000 farklı yerde tartışılmış; 3 Milyon’dan fazla kişiden gelen önerilerle değişikliklere uğrayarak Kongre’de delegelerin önüne gelmişti. Öyle ki, Ulusal Meclis’in kongre öncesinde ki düzenli toplantılarının ikisinde dew, bu taslak metin gündeme alınarak, toplumsal bir uzlaşıyla kongreye yönlendirilmesi, ülkenin sosyal ve ekonomik modelini doğru yansıtabilmesi için tartışıldı. Küba’lıların birlikteliği ve kendilerine olan güvenlerinin test edildiği bu süreç sonunda, ilk taslak metinin yaklaşık 2/3’ü, %68’i bütün bu kitlesel tartışmalar sonucu değişikliğe uğradı. Kişisel mülkiyetin öne çıkartıldığı bazı öneriler de sosyalizmin özüne aykırı olduğu için taslak metine dahil edilmedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KKP’nin birincil görevi, sosyalizmin devamlılığını sağlayacak bütün çabaları örgütlemek ve yönlendirmek. Bu görev Küba Anayasası ile güvence altına alınmış durumda; tıpkı Devrim’in sosyalist karekterinin değişmezliğinde olduğu gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6. Kongre’de en çok üzerinde durulan konular, sosyalizmin güvenliğini ve devamlılığını tehlikeye atmadan, ülkenin ekonomik gelişiminin devamlılığını güçlendirerek, yaşam koşullarının iyileştirilmesi konusunda uygulanacak çözümlerin tartışılması oldu. Son derece merkezileşmiş ekonomiden, küçük işletmeciliğin teşvik edildiği bir başka ekonomiye geçişin; verimsiz çalışan bazı sektörlerin verimliliğinin arttırılması adına çalışanlara yeni beceriler kazandırılmasına kadar türlü çeşitli yöntemler ve öneriler tartışıldı. Sunulan önerileriler konularına göre gruplandığında “Sosyal Politikalar” ve “Makro Ekonomik Politikalar” başlıklarında çok fazla öneri geldiği görülüyor. Bunların hemen ardından, “İnşaat, Ev ve Su kaynakları politikaları”, “Ulaşım Politikası” ve “Ekonomi Yönetim Modeli” konularında verilen teklifler dikkati çekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1960’ların ortasındaki yokluk zamanlarında ortaya çıkan 40 yıllık karne sistemi de tartışmaların odağındaydı. Bu sistem iki nesil boyunca, bütün vatandaşlarına temel gıdaları eşitlikçi bir şekilde ve son derece ucuza devlet destekli olarak sağlamış fakat bunun yanında ithalata dayalı Küba ekonomisinde sürdürülemeyen bir açık oluşturarak, çalışma dürtüsünü de olumsuz etkilemiş. Bu konuda oldukça fazla öz eleştiri yapııldığı farkediliyor. Karne sistemi, 11 Milyon Küba’lıya eşitlikçi bir yaklaşımla tasarlandığından, yeni doğan çocuklara kahve tahsisi yapmak ya da sigara kullanıp kullanmadığına bakılmaksızın herkese puro ve sigara tahsisi yapmak gibi bazı kuraldışılıklar hali hazırda sistem içinde bulunuyor. Tartışmalarda karneyi hemen kaldırmaktan, kategorileştirerek yiyecekle beraber sanayi ürünlerini de kapsamasına kadar bütün uç noktalarda öneriler geldi. Daha yüksek gelir imkanlarına sahip olanların karne sisteminden çıkartılması da öneriler arasındaydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçekte sosyalizmin özüne aykırı olmayan, karne sistemi “kavramsal” olarak sorgulanmıyor; yüz yüze olunan problem, bu sistemin nasıl, ne süreyle ve ne koşullarda sürdürülebilir olacağı; bunun cevapları yeniden aranıyor. Ülkenin lider kadrosundan hiçbirisi, çalışma hayatının düzenlenmesi, verimliliğin arttırılması, üretim araçlarının sürekliliği ve ekonomik modelin kırılganlığının ortadan kaldırılması gibi temel konular çözülmeden bu sistemi kaldırmayı düşünmüyor. Sosyalist Küba’da IMF ve Dünya Bankası’nın geçmişte bir çok ülkede deneysel olarak gerçekleştirdiği reçeteler ve bu uygulamalara öğrencilerle, işçilerin karşı çıkması sonucu yaşanan büyük toplumsal ayaklanmalara neden olan “şok tedavi”ler düşünülmüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devrim’in hiç bir Küba’lıyı çaresiz bırakması söz konusu değil. Hala devam etmekte olan iş gücünün yeniden organize edilmesi süreci yavaş ama kesintisiz devam ediyor. Ekim 2010-Nisan 2011 arasında 200,000 Küba’lı iş yaşamında yeni koşullara göre istihdam edildi. Kamu dışı sektörün ekonomi içindeki payı büyüdükçe bu tip kaydırmalar görülecek. İş yaşamındaki bu tip düzenlemeler orta uzun vadede gerçekleştiğinde de devletin ücretsiz sağlık ve eğitim hizmetlerini sağlaması daha kolaylaşacak, ulusal kimliğin korunması, kültürel, artistik, bilimsel, sportif ve tarihi mirasların korunması ve arttırılması sağlanacak. Görülüyor ki toplumun bütün katmanları tarafından bu dönüşümün algılanması ve tabandan yukarı doğru desteklenerek, katılarak uygulanma iradesinin gösterilmesi, Küba liderliğinin önem verdiği konulardan birisi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir diğer önemli vurgu ise parti ve devlet kadrolarında en alttan, üste doğru uygulanacak gençleştirme programının yaygınlaştırılması oldu. Kadroların gençleştirilmesi, sosyalizmin devamlılığı ve tabana yayılmasının yaygınlaştırılması için önemli şart!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küba’daki dönüşümler konusu ilk defa tartışmaya açıldığında Küba’lılardan çok dünya’daki Devrimci’ler ayaklanmıştı, “Küba’da neler oluyor?” diye,&lt;br /&gt;Özellikle de “özel çalışma alanlarının” günlük hayata girmesi konusunda. Küba Ulusal Meclis Başkanı Alarcon’un bu konuda söylediği dikkate değer;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“-Yapılması gerekeni yapmak zorundayız, bir ultra devrimci teorisyen için bu bir ödün olabilir; ama her şeyden önemli olan, lütfen unutmayalım, sosyalist projeyi korumaktır.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mavi Gezegenin kapitalizm ve küresellşemenin çılgın üretim ve tüketim alışkanlıkları altında yok olmaya yüz tutmasının yanında, insanlık için hâlâ yaşayan bir umut ve esin kaynağı olan Küba Devrimi’nin, Devrimi gerçekleştirenler tarafından bu kadar özenle korunmaya çalışılması ve bu çabaların, Dünya’yı içine almış sorunlar yumağına hiç bir sorunsal katkı vermemelerine ve 50 yıllık ABD Ambargo’suna rağmen, inadına dayanışma içinde sürdürülmesi çok önemlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6. Kongre, bir toplumun kılcal damarlarına kadar kendi kaderini ve geleceğini, uzlaşarak, ama ülkenin kurucu felsefesi olan sosyalizm’den vazgeçmeden nasıl tayin edeceğinin pratik uygulamasıyla tarihteki yerini almıştır. Bundan sonra olacak olan, Kongre sonunda karar verilen uygulamaların Küba Anayasası’nda da yerini bularak, kalıcı hale gelmesi çalışmalarıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son bir söz de Türkiye Cumhuriyeti’nin şimdiki ve gelecekteki lider kadrolarına; Küba’da ki bu sürecin nasıl işlediğini, toplumsal uzlaşmanın nasıl sağlandığını lütfen iyi okuyun ve ülkemizdeki olası Anayasa değişiklik çalışmalarına örnek olmasını sağlayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.birgun.net/worlds_index.php?news_code=1304072465&amp;amp;year=2011&amp;amp;month=04&amp;amp;day=29"&gt;http://www.birgun.net/worlds_index.php?news_code=1304072465&amp;amp;year=2011&amp;amp;month=04&amp;amp;day=29&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.latinbilgi.net/index.php?eylem=yazi_oku&amp;amp;no=3720"&gt;http://www.latinbilgi.net/index.php?eylem=yazi_oku&amp;amp;no=3720&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.kahvemolasi.com/sayilar/20110429.asp#cuneytgoksu"&gt;http://www.kahvemolasi.com/sayilar/20110429.asp#cuneytgoksu&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.kahvemolasi.com/sayilar/20110429.asp#cuneytgoksu"&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9205713349841316187-1602641038569529042?l=cuneytgoksu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/feeds/1602641038569529042/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9205713349841316187&amp;postID=1602641038569529042' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/1602641038569529042'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/1602641038569529042'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/2011/04/kubada-donusumun-ayakizleri-ve-6.html' title='Küba’da dönüşümün ayakizleri ve 6. Kongre’nin ardından...'/><author><name>Cüneyt Göksu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18388600054713371494</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='26' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/SSnvdbDOZFI/AAAAAAAAAAM/UWHiPPm-ms8/S220/Cuneyt_Goksu_39.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-qFAhidObKAQ/TbqKFiKhHwI/AAAAAAAAAbM/6wLvbu7PTLc/s72-c/vi-congreso-pcc.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9205713349841316187.post-186615025401627751</id><published>2011-04-09T18:54:00.007+03:00</published><updated>2011-04-11T20:22:07.299+03:00</updated><title type='text'>Libya'ya birde buradan bakın</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-i5oFbS9Je20/TaCBU-5tGcI/AAAAAAAAAbE/iXq1Q8-y3hM/s1600/Democracy.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 246px; DISPLAY: block; HEIGHT: 205px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5593612934676552130" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/-i5oFbS9Je20/TaCBU-5tGcI/AAAAAAAAAbE/iXq1Q8-y3hM/s400/Democracy.jpg" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emperyalizm'in yaşı insanlık tarihi ile aynıdır. Güçlü olan zayıfı sömürmüş, haklılığını gücünden almış, tarihi de bu zaferi taçlandıracak şekilde yazagelmiş. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1492'de Amerika kıtasını bulmak için yola çıkan Kolomb, bilerek veya bilmeyerek o dönemki Emperyalist İspanya'ya hizmet ediyordu. Amerika kıtası niyetine Küba'ya ayak basıp, bir kaşif olarak işini tamamladıysa da, hemen arkasında adaya gönderilen Vali Velazquez, adaya medeniyet götürmeden önce katliam götürdü ve adada ki 400 yıllık sömürgeyi başlattı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarihteki bütün imparatorluklar, Roma'dan, Osmanlı'ya türlü entrikalarla sömürülecek toprakları, içerdeki işbirlikçilerle anlaşıp silah bile kullanmadan teslim aldılar, eğer işbirlikçiler yeterince başarılı olmadılarsa da, çeliğin taze et üzerinde ki vahşetini uyguladılar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emperyalizm sayısız örneklerle zayıf ve mazlum ülkelere silahlı müdahale, işgal ve vahşet uyguladı. Geçmişteki Avrupa'nın önderlik ettiği Emperyalist davranış refleksinin bu yüzyıldaki temsilcisi ABD, yüzyılın yeni imparatorluğu ünvanını hak ediyor. Aynı zamanda kurulduğu günden beri kendi topraklarında savaşa girmeyip, barış ve demokrasi adına, dünyada savaşmadığı kıta bırakmayan bir ülke olarak çok özel bir örnek. &lt;br /&gt;1900’lerin başını referans alarak sadece birkaçını hatırlayalım; &lt;br /&gt;1. 1906’da Küba’ya demokratik seçimler sonrası Amerikan Askeri ayak bastı. &lt;br /&gt;2. 1908’da Panama seçimleri sırasında Amerikan Askerleri gönderildi. &lt;br /&gt;3. 1912’de Honduras’a Amerikan varlıklarını koruma bahanesi ile asker gönderildi. &lt;br /&gt;4. 1912-1933 arasında Nikaragua’da gerillaları bahane ederek Amerikan Askeri birlikleri yerleşti. &lt;br /&gt;5. 1982-84, Lübnan’da FKÖ’ne müdahale, Falanjistlere destek. &lt;br /&gt;6. 1960-1975, Kuzey-Güney Vietnam savaşında 1 Milyon Vietnamlı öldü. &lt;br /&gt;7. 1973, Şili’de CIA’in Cuntacılara, Seçilmiş Marksist başkana karşı, desteği, &lt;br /&gt;8. 1961-Küba’ya Domuzlar Körfezi Çıkartması &lt;br /&gt;9. 1976-Angola’ya müdahale. &lt;br /&gt;10. 1990-Körfez Savaşı, Irak İşgalleri, Afganistan, Liberya, Somali... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sovyetler Birliği'nin de dağılmasıyla durumdan kendine görev çıkartıp, dünyanın polisliğine soyunan, kendi yarattığı tehdidi, "önleyici doktrin" adı altında sağa sola saldırarak yok ettiğini söyleyen, ama gerçekte kendine yeni sömürge alanları, günümüzün deyişi ile kaynaklar, pazarlar yaratan, 21. yy'ın "emperyal kapitalist model"ini yaratmış bu çok özel ülkenin en son uygulaması, Avrupalı işbirlikçileri ile Libya'da sergileniyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaddafi'nin seveni çok mu? Belki de hayır ama gelişmelere bir de söyle bakın. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Libya’da, ülkenin yönetim biçiminden, şartlarından, sağladığı imkanlardan, özgürlüklerden şikayet ettiğini söyleyen bir kitle var. Silaha sarılmışlar. İktidarla çatışmaya girmişler ve bu olaylar zinciri Libya’nın sınırları içinde gerçekleşiyor. Devlet başkanı diyor ki isyancıların elebaşısı, geçmişte diğer ülkelerdeki isyanları başlatan birisi, bir El Kaide üyesi!. İsyancıların lideri, Abdel-Hakim al-Hasidi, Irak işgali sırasında El Kaide saflarında işgalcilere karşı savaşmış birisi, şimdi de Kaddafi’ye karşı savaşıyor. Birden bire bu olaylarla hiç ilgisi olmadığı düşünülen, gelişmiş ülkelerin oluşturduğu bir başka silahlı örgüt, ABD ve Nato, çıkıyor ve Libyan’nın içindeki silahlı direnişçilere sadece dolaylı yardımla kalmayıp bir fiil, açık açık, göstere göstere silah, lojistik ve personel yardımında bulunuyor; üstelik ajanlarını göndererek, üstelik bunu kendi televizyonlarından açık açık anlatarak. En ironik olanı ise yukarıda bahsettiğim bu direnişçilerin başındaki lider, kendilerine yardım gönderen küresel örgüt geçmişte başka ülkeleri işgal ederken, bu örgüte karşı savaşmış birisi. İroninin pratik deyimi "düşmanımın düşmanı benim dostumdur" sözünün canlı uygulaması. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Senaryo aynıdır, bir ülkeye özgürlük ve demokrasi getirme bahanesi ile o ülkenin sahip olduğu yer altı ve yer üstü kaynakların paylaşım savaşıdır bu. Iraktaki gibi, önce o ülkeyi yıkıp sonra işbirlikçilere pazar yaratma bahanesi ile savaş ganimetlerini paylaştırmaktır. Söylenen süslü demokratik lafların tersine, dünyadaki bütün diktatörlükler yıkılacak, yerlerine gelen sözde iktidarlar ise dünyanın tek imparatorluğun yeni valileri olacaktır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yumaklaşmış problemin denklemini iyi okuduktan sonra daha ne kadar tarafsız kalınabilir? Bu yaşananlar kendi topraklarınızda olsa ne yapardınız? Kendi yerel probleminizde tarafsız ve objektif kalabilme özgürlüğünün bir sonraki aşamasında, o probleme bir dış güç taraf olduğunda siz hala tarafsız kalabilir misiniz? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye ne yazık ki bu savaşta iktidarıyla, muhalefetiyle güçlünün ve emperyalizmin, yani kısaca, kapitalizmin saflarında yer almıştır. İktidar olarak istediğiniz kadar siz Libya’dan yaralıları tedavi için buralara getirin, son tahlilde o meclisten Nato’ya ve işgalcilere destek sözü verdiniz. Tarih bunu da not etti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;NATO, günün birinde aynı gerekçelerle, ayrılıkçılığı savunan her türlü etnik hareketi bahane ederek, bu harekete karşı Türkiye’nin bütünlüğünü savunan yönetim ve güçlere karşı saldırı pozisyonu alsa ne yaparsınız? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğru cevabı bulmak için, Doğru sorular gerekmez mi? &lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.sendika.org/yazi.php?yazi_no=36737"&gt;http://www.sendika.org/yazi.php?yazi_no=36737&lt;/a&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.kahvemolasi.com/sayilar/20110408.asp#cuneytgoksu"&gt;http://www.kahvemolasi.com/sayilar/20110408.asp#cuneytgoksu&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9205713349841316187-186615025401627751?l=cuneytgoksu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/feeds/186615025401627751/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9205713349841316187&amp;postID=186615025401627751' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/186615025401627751'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/186615025401627751'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/2011/04/blog-post.html' title='Libya&apos;ya birde buradan bakın'/><author><name>Cüneyt Göksu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18388600054713371494</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='26' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/SSnvdbDOZFI/AAAAAAAAAAM/UWHiPPm-ms8/S220/Cuneyt_Goksu_39.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-i5oFbS9Je20/TaCBU-5tGcI/AAAAAAAAAbE/iXq1Q8-y3hM/s72-c/Democracy.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9205713349841316187.post-4143372674053783046</id><published>2011-03-24T13:10:00.004+02:00</published><updated>2011-03-26T09:08:30.231+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kürt Yurttaşlara'/><title type='text'>Press</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-NDAVB9UaQvA/TYsn67T4uCI/AAAAAAAAAas/ud5cS6QAosk/s1600/pRESS.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 283px; DISPLAY: block; HEIGHT: 400px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5587603655990229026" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/-NDAVB9UaQvA/TYsn67T4uCI/AAAAAAAAAas/ud5cS6QAosk/s400/pRESS.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Her an olacak diye beklediğiniz bir olay hiç beklemediğiniz bir anda gerçekleşiyor ve salondakileri yerinden oynatıyor. Sokakta ensesinden tek kurşunla vurulan gazetecinin sahnesi gibi... &lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Film, Tansu Çiller'in "Devlet için kurşun atan da, yiyen de şereflidir" dediği 1990'lı yıllarda, OHAL denetiminde ki Diyarbakır'da, Özgür Gündem gazetesinin bürosunda habercilik yapan insanların başından geçenleri anlatıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Film'de, yukarıdaki sözün içinde geçen "kurşun atan" devlet görevlileriyle veya onlar adına "taşaronluk" yaparak bu işi üstlenenlerle, "kurşun sıkılan" Kürt yurttaşların hikayesi var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Film'de, gönül gözüyle izleyenlere çok mesaj var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Film, "insan"ın içini acıtıyor. Fırat'ın doğusunda yaşayıp, o günleri birebir aklına ve vücuduna kazımış herkes için zaten bir anlam içeriyor. Ama Fırat'ın batısında yaşayıp, "O-hal"leri uzaktan izleyen, birebir yaşamayan ama “acınız acımızdır” diyerek bölge insanına, "buradan", "oraya" doğru selam etmekten başka bir şey yapamayan "insan"ların içini daha çok acıtıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçekleri, sade, basit ama vurucu anlatımı ile yüzümüze çarpıyor. Yönetmen Sedat Yılmaz'ın böyle bir anlatım amacı var mıydı bilmiyorum ama bunu gerçekleştirdiği apaçık ortada. İzlerken bu yüzleşme ve çarpışmadan rahatsız olduk ama duyduğumuz o rahatsızlık insanın insana tahammülsüzlüğünü, insanlığın tarihi boyunca her dönemde yapageldiği üzere, 1990'lı yıllarda yapılanlarla yeniden hatırlattığı için oldu. Bu anlamda çok başarılı bir anlatım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Film'den edinilen bir diğer çıkarım da, aslında Kürt vatandaşların başına gelenleri yansıtırken, "gerçeklere" bağlı kalıp devlet denen aygıtın acımasız yanlarını gösterirken, devlet adına suç işleyenlere isyan eden ama devlete isyan etmeyen bir alt metin olduğunu duyumsadım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sedat'ın anlatımında her an olacak diye beklediğiniz bir olay hiç beklemediğiniz bir anda gerçekleşiyor ve salondakileri yerinden oynatıyor. Sokakta ensesinden tek kurşunla vurulan gazetecinin sahnesi gibi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1990 şartları ile 2010 şartları farklı. 1990'da Kürt Vatandaş'ların başına gelenler, maruz kaldıkları baskı 20 yıl sonra film yapıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki 2000'lerde Kürt-Türk demeden "muhalif olan, sesini yükselten, bir adım öne çıkan" herkese "ortak" olarak yapılan baskı ve yıldırmalar da gelecek on yıllarda film olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Press, konusu, ekibi, anlatımı ile başarılı bir yapım. Yönetmeninden oyuncusuna, emeği geçen herkesin eline, emeğine sağlık olsun.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://www.sendika.org/yazi.php?yazi_no=36318"&gt;http://www.sendika.org/yazi.php?yazi_no=36318&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://www.kahvemolasi.com/sayilar/20110325.asp#cuneytgoksu"&gt;http://www.kahvemolasi.com/sayilar/20110325.asp#cuneytgoksu&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9205713349841316187-4143372674053783046?l=cuneytgoksu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/feeds/4143372674053783046/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9205713349841316187&amp;postID=4143372674053783046' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/4143372674053783046'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/4143372674053783046'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/2011/03/press.html' title='Press'/><author><name>Cüneyt Göksu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18388600054713371494</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='26' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/SSnvdbDOZFI/AAAAAAAAAAM/UWHiPPm-ms8/S220/Cuneyt_Goksu_39.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-NDAVB9UaQvA/TYsn67T4uCI/AAAAAAAAAas/ud5cS6QAosk/s72-c/pRESS.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9205713349841316187.post-2740077970871635636</id><published>2011-03-08T21:44:00.006+02:00</published><updated>2011-03-14T16:50:34.925+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='latin amerika'/><title type='text'>Küba hiç değişmiyor!</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-WbgkrWC_hDA/TXaJ2uAvCfI/AAAAAAAAAak/IDU7bbVqcVA/s1600/Jose%2BMarti.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 307px; DISPLAY: block; HEIGHT: 400px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5581800361329363442" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/-WbgkrWC_hDA/TXaJ2uAvCfI/AAAAAAAAAak/IDU7bbVqcVA/s400/Jose%2BMarti.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küba'ya gidenlerin ortak söylemidir, "Zaman burada sanki durmuş!" derler. Bu cümle genellikle, 1950'lerin Amerikan arabalarını görünce, Malecon'daki koloniyel evlerin önünden yürürken, kalınan evlerin bazılarında Sovyetler Birliği'den kalma nostaljik buzdolaplar kullanıldığında ya da sokaklardaki "Ya Sosyalizm ya da Ölüm", “Venceremos”, “Herşey Devrim İçin” sloganlarını gördüklerinde söylenir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küba’yı ilk defa görenlerin edindikleri ilk birkaç izlenimden bazıları böyle olsa da, 2003'den bugüne, beş defa Küba'yı ziyaret ettikten sonra bence kesin olan şu ki; Küba’da bazı şeyler sanki hiç değişmiyormuş gibi gözükse de aslında hiç değişmeyenin, adanın sürekli değişim içinde olduğu gerçeği!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;50 yıllık ABD ablukası yüzünden işler zaman zaman yavaş da ilerlese, ülke yöneticileri Küba insanına daha iyi ekonomik koşullar sağlamak için çeşitli denemeler de yapsalar, genel gidişin iyiye doğru olduğu apaçık ortada.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birkaç örnek;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uluslararası konuşmak zor da olsa adada cep telefonunun çekmediği yer yok. Bu konuda tek pratik sorun, teknik problemler nedeniyle sizi arayanların numarasının görünmemesi. Buna hazırlıklı olmanız gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başta Havana’da olmak üzere oldukça fazla yeni konut yapılmış ya da yenilenmiş durumda. Havana – Trinidad arasında giderken Venezuella ile ortak yapılmış yepyeni yerleşke projeleri gördüm. Ayrıca Havana National Hotel'in hemen yanındaki toplu konut bloku tamamlanmış, insanlar taşınmış bile. En son 2005'de gittiğim Vinales kasabası hem o tertemiz sadeliğini ve basitliğini koruyor, hem de ana caddesi boyunca yepyeni evler, Küba'nın doğasına, insanına, dokusuna uygun olarak inşa edilmiş veya yenilenmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adada ki otobüs seferleri arttırılmış. Turistlere yönelik hizmet veren Viasul otobüs şirketinin güzergahları çeşitlenmiş. Havana'da artık "Deve" olarak adlandırılan, TIR'dan dönüştürülmüş otobüsler gitmiş, yerlerini Çin Malı körüklü otobüsler almış. Gökyüzü alabildiğine geniş, geceleri yıldızlar pırıl pırıl çünkü konutlar yapılırken ne görsel kirlilik var ne de aşırı dikine yapılaşma. Işıklı veya ışıksız reklam da olmadığından görsel kirlenme hiç yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pazar yerlerinde ki sebze ve meyve çeşitliliği artmış, domateslerin rengi yeşilden, kırmızıya dönmüş. Papaya, Mango vb tropik meyveler, fasulye, prinç, yeşil biber, patates, kabak, havuç, mısır bol. Vinales’de tarlalarda Türkiye’de olmayan Yuka sebzesi ile tanıştım yeni olarak. Patates gibi yetişen, çok lifli, çok doyurucu, Güney Amerika’ya ve bu enlemde bulunan bütün subtropik ülkelere özel, Dünya’da karbonhidrat zengini üçüncü sebze.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanatın bütün dalları Küba'da çok yaygın özellikle resim sanatı. Havana bu konuda en başta gelse de gittiğiniz heryerde Küba'lı sanatçıların galerilerini, sergilerini görmek mümkün. Havana’da ki Devrim Müzesi’nin hemen arkasındaki Ulusal Sanat Müzesi kaçırılmaması gereken bir yer. Devrim öncesi dönemden başlayıp, Batista Dönemi, Devrim Dönemi ve Günümüz sanatçılarına ait resimlere bakarken bu sanatın gelişimini ve Devrim’in sanatçılar üzerindeki etkisini görebiliyorsunuz. Serginin bir bölümü çocuklara ayrılmış; çocukların gözünden Küba!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ortalama maaşın 20 CUC, yani yaklaşık 16 Euro, olduğu Küba'da, ev kiraları evin durumuna göre yarım veya bir CUC olarak değişiyor. Yani en fazla gelirin 1/20’si kadar. Sağlık ve eğitim ücretsiz, gaz, elektrik, su ve telefon gibi giderler de en fazla bir CUC gibi; temel gidalar devlet tarafından karne sistemi ile karşılanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;50 yaşındaki Devrimin kazanımlarına kapitalist sistem ve gelişmiş olduğu söylenen ülkeler ne kadar sırtını dönse ve görmezden gelse de Birleşmiş Milletlerin Insani Gelişmişlik Raporu’nda Küba hep üst sıralarda, “Yüksek Gelişmişlik Sınıfı”nda yer aldı(1)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Havana’daki 20. Uluslararası Kitap Fuarı’nı son gününde yakalayabildik. 11 Milyoncuk ülkede, binlerce insanın fuarı ziyaret etmesi, bu gelişmişliğin göstergelerinden biri değil de nedir? Ne yazık ki, Türkiye’den bir yayınevini de gözlerimiz çok aradı ama bulamadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vinales’de ki “Casa de la Abuelo”da, Büyük Anne ve Babaların sosyal klüplerinde, duvarda Fidel’in fotoğrafı ile şu söz var;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- “Yaş sadece yaşla ilgilenenleri ilgilendir, ben sadece yaşamaya bakarım”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşlılarına ve çocuklarına sahip çıkan, onları koruyan kollayan devlet, geçmişine de, geleceğine de sahip çıkar. Küba'nın okullarında, pırıl pırıl giyinmiş, aydınlık yüzlü öğrencilerin neşeli yüzlerinde, doğum kontrol ve gözetim istasyonlarında anne adaylarına sunulan özenli hizmetlerde, büyükanne ve büyükbabaların sabah evlerinden alınıp, akşam da yeniden evlerine bırakıldığı sosyal kulüplerinde hep bu sahiplenilmenin, geleceğe duyulan güvenin izlerini gördüm. Vinales’de bizi evinde ağırlayan Tütün işçisi Suibo’nun, 75 yaşındaki, yeşil tütün işçisi tulumu giyen çelik gibi babası ile tanıştığımızda, Pinar Del Rio Universitesinde Tıp okuyan oğluyla, Küba ve Dünya üzerine sohbet ettiğimizde hep mutluluğu ve güveni gördük.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küba'ya her giden kendi Küba'sını keşfeder. İnsanına, sokaklarına, evlerine baktığınızda gördüklerinizi, yaşadığınız kapitalist sistemin kirlenmişliğinden arınmaya çalışarak, Küba’nın kendi şartlarını göz önüne alarak değerlendirmeye çalışın. Havana’da sizden 1 CUC isteyen bir Küba’lıya rastladığınızda, bu durumun neden Vinales’de, Trinidad’da, Baracoa’da gerçekleşmediğini düşünün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Basit yaşayacaksın, mesela susayınca su içecek kadar basit.".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küba’daki yaşamın, Yalçın Ergir’in bu sözlerinde ki gibi basit, sade yaşandığını, bütün insanlığa örnek olacak kadar da yeterli olduğunu ve zenginliğini görmeye çalışın. Çok tüketmek değil, akıllı üretmenin ve tüketmenin, beraberce topyekün kalkınmanın, gelişmenin, ortak kaderi beraber tayin edip paylaşmanın, dayanışmanın, kendi kendine yetme iradesinin bütün izleri orada;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siz de keşfedin...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cuba Si!&lt;br /&gt;&lt;a href="mailto:cuneyt.goksu@gmail.com"&gt;mailto:cuneyt.goksu@gmail.com&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(1) Türkiye bu raporlarda “Orta Sınıfta” yar almaktadır. 2010 raporunda 83. sırada yer bulmuştur. Bu Index’e göre İnsani Gelişmişlik olarak bizden daha ileride olan Küba’dan başka listede yer bulan bazı ülkeler Iran Islam Cumhuriyeti, Venezuela, Hırvatistan, Romanya, Trinidad ve Tobago göze çarpmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.latinbilgi.net/index.php?eylem=yazi_oku&amp;amp;no=3694"&gt;http://www.latinbilgi.net/index.php?eylem=yazi_oku&amp;amp;no=3694&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.birgun.net/life_index.php?news_code=1300111117&amp;amp;year=2011&amp;amp;month=03&amp;amp;day=14"&gt;http://www.birgun.net/life_index.php?news_code=1300111117&amp;amp;year=2011&amp;amp;month=03&amp;amp;day=14&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.sendika.org/yazi.php?yazi_no=36120"&gt;http://www.sendika.org/yazi.php?yazi_no=36120&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.kahvemolasi.com/sayilar/20110311.asp#cuneytgoksu"&gt;http://www.kahvemolasi.com/sayilar/20110311.asp#cuneytgoksu&lt;/a&gt;€&lt;a href="http://www.kahvemolasi.com/sayilar/20110311.asp#cuneytgoksu"&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9205713349841316187-2740077970871635636?l=cuneytgoksu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/feeds/2740077970871635636/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9205713349841316187&amp;postID=2740077970871635636' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/2740077970871635636'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/2740077970871635636'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/2011/03/kuba-hic-degismiyor.html' title='Küba hiç değişmiyor!'/><author><name>Cüneyt Göksu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18388600054713371494</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='26' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/SSnvdbDOZFI/AAAAAAAAAAM/UWHiPPm-ms8/S220/Cuneyt_Goksu_39.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-WbgkrWC_hDA/TXaJ2uAvCfI/AAAAAAAAAak/IDU7bbVqcVA/s72-c/Jose%2BMarti.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9205713349841316187.post-5780387205673088493</id><published>2011-01-11T10:15:00.007+02:00</published><updated>2011-01-11T17:00:17.972+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beyaz Yaka'/><title type='text'>Cepheleşme Çağrısı Hakkında.</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/TSwTyd2o4vI/AAAAAAAAAZU/122VAhVdBts/s1600/ephelesme_manset.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; DISPLAY: block; HEIGHT: 200px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5560841397623907058" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/TSwTyd2o4vI/AAAAAAAAAZU/122VAhVdBts/s400/ephelesme_manset.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Yok edilmek istenenlerin cephesini öneriyoruz." diye başlıyordu Türkiye Komünist Partisi Genel Başkanı Erkan Baş'ın Birgün'e verdiği röportaj.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki, yok edilmek istenenler kim? Tarihsel olarak çok geriye gitmeye gerek yok: İkinci 12 Eylül'ün ortaya çıkardığı görüntüye göre, yok edilmeye çalışılanlar %47 oranındaki HAYIR bloku içinde yer alanlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Asla küçük sayılamaz bir direnci temsil ediyor %47 oranı; ama dezavantajları var: dağınık bileşenlerden oluşması; AKP ve onun temsil ettiği gericiliğe, faşizme karşı duracak bir monoblok birliği henüz oluşturamaması gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TKP'nin işte tam da bu gerçekten yola çıkarak yaptığı ve özünde bu %47'nin içindeki "devrimci", "sosyalist", "soL" damarları bir cephede buluşmaya çağıran seslenişi önemlidir, dikkate değerdir. Özetle, “Solcuysan, AKP ve onun öncülük ettiği gericiliğe, faşizme, bölücülüğe ve emek karşıtlığına karşıysan bize katıl!” diyor TKP. Bu çağrıyla kitleleri kavramayı, bir araya getirmeyi hedefliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cepheleşme hareketi, öncelikle birlikte ve örgütlü hareket etme arzusunun kitleselleştiği bir dışavurumdur; sınıfsal bir çağrıdır. Her etnik kökenden yoksulların, işçilerin, köylülerin, aydınların, öğrencilerin, çevrecilerin, ezilenlerin, hakkını arayanların "toplu hareket edebilme" iradesini emperyalizme, işgalcilere ve bunların yerli işbirlikçilerine karşı göstermeye davettir. AKP'nin her alandaki saldırı ve yok etme hareketine karşı, emeğin iktidarına ulaşabilmek adına bireylerin, kurumların ortak akıl içinde ve bir arada yürümelerinin, tavır almalarının, yerelden genele her alanda karşı cephe açmalarının çağrısıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu genel çağrı çok yerinde ve zamanında olsa da, henüz doğrudan bir siyasi partiyi, bir çatı oluşumunu ya da gelecekte nasıl bir siyasi birliktelik arzulanıyorsa onu adres olarak göstermiyor. Yine de, direnç oluşturma iradesinin varlığını topluma yansıtması açısından çok önemli. Öte yandan, Türkiye gerçeklerine bakınca bu kitlesel iradeyi oluşturmak üzere cepheye olan katılımların tahminlerden az olabileceği gibi bir endişe de yok değil. Bu endişenin altındaysa, ironik olarak, çağrının sınıfa dayalı çerçeveyle sınırlandırılması yatabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu haliyle çağrı, Türkiye gerçeklerinin ürettiği bazı bileşenleri göz ardı eden bir dışlamayı da ister istemez içinde barındırıyor. Örneğin, emekçi olup, AKP ile derdi olan ama kendini çağrının hedefindeki kadar “soL”da görmeyen belki de muhafazakar diyebileceğimiz insanlar var. Emekçi olup, inançlı ama gerici olmayanlar da var. AKP'den, baskıdan, bölünme tartışmalarından, işşizlikten, haksızlıklardan, yoksulluktan, rüşvetten, talandan, yolsuzluklardan, korkutulmaktan, dinlenip izlenmekten, sürekli tehdit altında olmaktan yorulmuş-sıkılmış-bıkmış-ezilmiş emekçi ya da beyaz yakalı işçi olup da TKP, ÖDP, EMEP, HE'ne şimdilik uzak duranlar da var. HES'lere, nükleer santrallere, termik santrallere karşı olan, %47'nin içinde olup da solcu olmayanlar da var. Çağrı soL'dan gelse de, komünist/sosyalist olmayan, yine de kendini soLcu, devrimci sayabilen (liberalleri saymıyorum), cumhuriyete bağlı, Kemalist değerlerden beslenenler insanlar da var. Bu liste daha uzatılıp daha detaylandırılabilir...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani bu %47'lik bloğun içinde birbirinden farklı pek çok bileşen bulunuyor. Cephe bu bileşenlerin ne kadarını kavrayabilirse o ölçüde büyüyüp güçlenecek ve "emeğin" iktidarına o kadar yakın olabilecek. Bu bakımdan cepheleşme çağrısı, hangi bileşenlere nasıl ulaşılacağı ve bunları bir arada tutacak bağların nasıl kurulacağını da içerdiğinde daha da önemli olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Batının kurguladığı ve AKP’nin temsilciliğinde devam eden “Yeni Türkiye” modelinde, ABD yönetim biçimine benzeyen bir sisteme doğru gitme niyeti var. ABD’deki Cumhuriyetçiler-Demokratlar modeline benzer bir yapı içinde CHP’de bu yeni düzenin “sol” partisi olmaya hazırlanıyor. CHP’nin içindeki bir grup da bu yeni modele uyum göstererek Yeni Türkiye’nin Yeni İktidarı olma hazırlığı içinde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte tam da bu noktada, bu yeni CHP’nin -ki, AKP’leşmesi de olası- içinde yer bulan, BDP’de de “Kürt Milliyetçiliği ve Bölünme” konularından uzak, “Kürt Emekçilerini” düşünen “soL” ve “devrimci” damarları da cephenin içine dahil etme formülünün de bulunması gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;%47'nin içinde, kendini yukarıda saydığımız özneler dahilinde soLda gören kitlenin oy verdiği veya kendini temsil ettiğine inandığı kurumları yanyana alfabetik olarak yazarsak CHP, DSP, EMEP, HE, İP, ÖDP, TKP listesine ulaşırız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TKP’nin çok genel olarak çerçevesini çizdiği bu cepheleşme hareketinin gerçek bir devrimci demokratik iktidar adayı olması için hem yukarıdaki partilerin, hem de toplumun bütün katmanlarındaki devrimci damarlara seslenmesi, toplayıcı ve toparlayıcı olması, ortaklık yaratacak kapıları açık tutması gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TKP'nin cagri haberi&lt;br /&gt;&lt;a href="http://haber.sol.org.tr/soldakiler/cephelesme-icin-guclu-cagri-haberi-37907"&gt;http://haber.sol.org.tr/soldakiler/cephelesme-icin-guclu-cagri-haberi-37907&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.kahvemolasi.com/sayilar/20110111.asp#cuneytgoksu"&gt;http://www.kahvemolasi.com/sayilar/20110111.asp#cuneytgoksu&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.sendika.org/yazi.php?yazi_no=34930"&gt;http://www.sendika.org/yazi.php?yazi_no=34930&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9205713349841316187-5780387205673088493?l=cuneytgoksu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/feeds/5780387205673088493/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9205713349841316187&amp;postID=5780387205673088493' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/5780387205673088493'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/5780387205673088493'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/2011/01/cephelesme-cagrs-hakknda.html' title='Cepheleşme Çağrısı Hakkında.'/><author><name>Cüneyt Göksu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18388600054713371494</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='26' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/SSnvdbDOZFI/AAAAAAAAAAM/UWHiPPm-ms8/S220/Cuneyt_Goksu_39.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/TSwTyd2o4vI/AAAAAAAAAZU/122VAhVdBts/s72-c/ephelesme_manset.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9205713349841316187.post-3945999624201641905</id><published>2010-12-14T16:06:00.002+02:00</published><updated>2010-12-14T16:10:27.926+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='latin amerika'/><title type='text'>10 Aralık – Dünya İnsan Hakları Günü</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/TQd6ptffjbI/AAAAAAAAAZA/gqQ2l74Nr0o/s1600/dunya-insan-haklari-gunu-1.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 290px; height: 227px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/TQd6ptffjbI/AAAAAAAAAZA/gqQ2l74Nr0o/s400/dunya-insan-haklari-gunu-1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5550539922762337714" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aralık ayının onuncu günü insanın insana yaptığı haksızlıkları bir daha hiç yapmaması için, insanlığın duvara asıp her gün okuması gereken, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin (IHEB) kabul edilişinin yıldönümü. Aralık 1948’den bugüne 60 yıla yakın zaman geçmiş olmasına rağmen, Bildirgenin her maddesi, dünyanın bir yerlerinde hâlâ ihlal ediliyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu önemli günde, hepsi İnsan Hakları açısından oldukça ironik olan ve geçmişte gerçekleşmiş birkaç olaya bakalım: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- İnsan Hakları İhlal şampiyonluğuna aday Şili Diktatörü Augusto Pinochet 10 Aralık 2006 yılında, Dünya İnsan Hakları Günü’nde ölür. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- 10 Aralık 1993 yılında, İnsan Hakları Günü’nde, adı Özgür Gündem olan bir gazetenin, İstanbul Kadırga’daki merkezi, güvenlik kuvvetleri tarafından basılır ve tüm çalışanları gözaltına alınır.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- 10 Aralık 1988’de Türkiye'de ilk karaciğer nakli Hacettepe Üniversitesinden Prof. Dr. Mehmet Haberal tarafından gerçekleştirilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- 10 Aralık 1988’de Cumhurbaşkanı Kenan Evren'in veto ettiği öğrenci affı yasası Meclis'te tekrar kabul edilir. Yasa, üniversitelere türbanla girmeye izin veriyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyada hakları elinden alınan sadece insanlar, halklar değil. Çoğunlukla gördüğümüz durum bir devletin içindeki bir zümrenin, bir şekilde iktidarı ele geçirdiğinde, diğerinin yaşam alanını, haklarını kısıtlamasıdır. Benzer durum Devletler arasında da oluyor. Onlarca örnek olsa da en kemikleşmiş olanı Küba ve BD arasında yaşanandır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne olmuştur? 1959’da Fidel ve arkadaşları Devrim’i yapmış, sosyalizmi ilan etmiş, aynı yıl BD’den de ihlali yemişlerdir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;IHEB, Madde-1’e göre “Bütün insanlar hür, haysiyet ve haklar bakımından eşit doğarlar. Akıl ve vicdana sahiptirler ve birbirlerine karşı kardeşlik zihniyeti ile hareket etmelidirler.”  Bu maddedeki insan sözcüğünün yerine “devlet” koyup yeniden okursanız, ihlalin daha birinci maddeden başladığı görülür. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;IHEB, Madde-11’e göre “Hiç kimse, işlendikleri sırada milli veya milletlerarası hukuka göre suç teşkil etmeyen fiillerden veya ihmallerden ötürü mahkum edilemez”. Küba’lı 5’li olayını anımsayalım. Küba’lılara göre onlar 5 kahraman, BD’lere göre 5 suçludur. 1998’de, bizim için ironik bir tarihi güne işaret eden “12 Eylül”’de BD’de tutuklanıp ömür boyu hapis cezasına çarptırılmışlardır. İşleri, Miami'de yerleşik yaşayan Küba'lı, aşırı sağcı, karşı devrimci gruplardan ülkeleri Küba'ya yönelik plânlı saldırıların, henüz gerçekleşmeden önlenmesi adına istihbarat yapmaktır. Suçlarıysa, bu grupların faaliyetlerini izlemek ve ülkelerine bilgi vermek. Bu beş adam, hiç kimseye zarar vermemiş, işkence yapmamış, kimsenin toprağını ya da evini işgal etmemiş, şiddet kullanmamıştı. Yalnızca ama yalnızca, ülkelerine, bir başka ülkeden yapılan saldırılar henüz oluşmadan bilgi toplamaya çalışmışlardı. Dolayısıyla içinde bulundukları durum, IHEB’ne göre haksızcadır. Dava tutanağına göre "ABD karşıtı çalışmalarda bulunmak, ABD askeri üslerini gözetlemek ve ulusal güvenliği tehdit etmek”le suçlanmışlar. Savunmalarında BD’le bir alıp veremedikleri olmadığını, ülkelerine zarar veren terörist faaliyetleri izleyip ülkelerine haber verdiklerini söylemişlerdir. Yani aslında, BD hükümetince yapılması gerekeni yapmışlardır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BD, “gerekli gördüğünde”, üstelik kendi doktrini olan “önleyici saldırı” kapsamında daha suç oluşmadan gidip bir ülkenin tepesine çökerken, sadece bilgi toplamaya çalışan 5 vatansever hak hukuk demeden alıkoyuluyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örnekleri yazmaya kalksak bitmez!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İngiltere’de 1215’de, Magna Karta ile başlayan, BD’deki Bağımsızlık Bildirgesi ile devam eden, 1789 Fransız Devrim’i sonrası daha çok ayakları yere basan insan hakları mücadelesi, neredeyse 800 yıl sonra bile devam ediyorsa, insanın insana zulmü öyle hemen bitecek gibi gözükmüyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9205713349841316187-3945999624201641905?l=cuneytgoksu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/feeds/3945999624201641905/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9205713349841316187&amp;postID=3945999624201641905' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/3945999624201641905'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/3945999624201641905'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/2010/12/10-aral%C4%B1k-d%C3%BCnya-insan-haklar%C4%B1-g%C3%BCn%C3%BC.html' title='10 Aralık – Dünya İnsan Hakları Günü'/><author><name>Cüneyt Göksu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18388600054713371494</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='26' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/SSnvdbDOZFI/AAAAAAAAAAM/UWHiPPm-ms8/S220/Cuneyt_Goksu_39.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/TQd6ptffjbI/AAAAAAAAAZA/gqQ2l74Nr0o/s72-c/dunya-insan-haklari-gunu-1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9205713349841316187.post-7382174699578853395</id><published>2010-11-27T10:52:00.005+02:00</published><updated>2010-12-02T09:59:04.076+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Fidel'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='latin amerika'/><title type='text'>Yeni Füze, Yine Füze…</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/TPDG-Tn5_DI/AAAAAAAAAYE/7YQl8kgGAqM/s1600/fuze-kalkani-karikaturu.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; DISPLAY: block; HEIGHT: 325px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5544149915014921266" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/TPDG-Tn5_DI/AAAAAAAAAYE/7YQl8kgGAqM/s400/fuze-kalkani-karikaturu.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye uzun yıllar önce yine bir Füze krizinin ortasında kalmıştı: Şartlar ve oyuncular farklı olsa da, içinde bulunduğumuz risk ve tehlike yaklaşık aynıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hatırlayalım:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sene 1959. Küba’da Devrim olur, Fidel sosyalizm’i ilan eder, 1961’de adaya ABD’den ilk “fiziksel” saldırı yapılır. “Made in USA” damgalı, CIA destekli, Küba’lı karşı devrimciler adayı işgal etmek için Domuzlar Körfezi çıkartmasını denerler ama başaramazlar. Fidel’in ve Küba’lı devrimcilerin dirençli savunması, yanı sıra SSCB’nin Küba’ya açık destek vermesi ABD Başkanı J.F.Kennedy’yi zor durumda bırakır: karşı devrimcilere desteği keser, saldırı biter. Akılda kalan, ABD’nin ilk defa yenik düştüğü bir savaşta, 1113 esirini geri almak için, Küba Devleti’ne 53 Milyon ABD Doları karşılığı bebek maması ve ilaç göndermesidir!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama hesaplaşma bitmez!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir sene sonra, 1962’ye gelindiğinde, iki süper güç bu defa nükleer silahlar üzerinden bilek güreşine başlar. SSCB adaya nükleer füze yerleştirir, ABD’nin U2’leri de bu füzeleri farkeder ve karşılıklı pazarlık başlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyin pazarlığıdır bu, acaba?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ABD, 1961’de İzmir’e, 60 darbesinin cunta hükümeti yönetimdeyken, NATO kapsamında Jüpiter füzeleri yerleştirmişti ve bizim, yani halkın, bundan haberimiz olmadı! Pazarlığa göre ABD Jüpiter’leri, SSCB de Küba’daki füzeleri karşılıklı sökeceklerdi. SSCB, Türkiye’nin toprak bütünlüğüne saygı gösterecek, işgal etmeyecek, içişlerine karışmayacak, ABD’de aynı güvenceleri Küba’ya gösterecekti, tarih 28 Ekim 1962!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;29 Ekim 1923’den, neredeyse 40 yıl sonra Türkiye “Stratejik Müttefik”i yüzünden, üstelik Kurtuluş Savaşı sırasında destek gördüğü komşusu ile savaşın eşiğine getiriliyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günümüze yaklaştığımızda;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kökenleri Reagan’a kadar uzanan ama Bush iktidarında somutlaşan “Yıldız Savaşları Projesi” başladı. Obama’nın da adını “Füze Kalkanı” diye değiştirip, NATO kılıfına soktuğu “Yeni Füze Krizi” 1962’de yaşanandan çok daha karmaşık. Bugün yaşananları geçmiş deneyimlerin ışığında değerlendirirsek;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(1) Oyuncular kısmen farklı olsa da -ki işin içinde şu ana kadar sessiz kalan bir diğer süper güç var: Çin!- bizim tarafımızda olduğunu iddia eden büyük aktör yine ABD, yine “Stratejik Müttefikimiz”, yine “Dostumuz”!&lt;br /&gt;(2) Karşı tehditin en ön safında yine biz varız!.. 1961’de SSCB ile komşuyduk. Bu defa ana tehdit İran ve Kuzey Kore olarak gösteriliyor. Kolay ve açık hedefiz, bütün Anadolu tehdit altında. Tabii Rusya’nın bu işlere ne kadar sessiz kalacağı veya ABD ile “ortaklık” mı yapacağı tam anlamıyla “pandoranın kutusu”.&lt;br /&gt;(3) 1950’de NATO’ya gireceğiz diye Kore’de Anadolu gençlerini kırdırırken de, 1974’te Kıbrıs Hareketı’ndan sonra “Ambargo”yu onaylarken de, Irak’ta TSK’nın başına çuval geçirirken de başrolde ABD vardı, “Dost ve Müttefik” ABD!&lt;br /&gt;(4) 1961’de sadece İzmir’e bir füze rampası koymuşlardı, şimdi Karadeniz’de bile ABD savaş gemileri olacak! Montrö’nün nasıl delineceğini, nasıl bir kılıf bulunacağını hep beraber izleyeceğiz.&lt;br /&gt;(5) İran ve İsrail savaşa girerse, NATO üyesi olmayan İsrail’i korumak için “Füze Kalkanı” kullanılırsa ve İran da kızıp bir füze de bize gönderirse ne olacak?&lt;br /&gt;(6) 20. yüzyılda kendi topraklarında hiç savaş yapmamış, ama neredeyse savaşmak için gitmediği kıta kalmamış bir “dostun” sunduğu “Kalkan” bizi o “dosttan” korur mu?&lt;br /&gt;(7) Muhakkak zorlama bir “iyi” yan ararsak, en azından bu defa füze’ler 1961’deki gibi gizli kapaklı yerleştirilmeyecekmiş galiba, bizler de her sabah “Google Map”e girip füzelerimizin kontrolü yaparız! Kontrol bizim yönetimimizde olacakmış da bizi yönetenler kimin kontrolünde acaba?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüz yüze olduğumuz durumu kısaca özetleyen bir özdeyiş aklıma geliyor;&lt;br /&gt;“Biri sizi bir kere kandırırsa suç onundur. İki kere kandırırsa suç sizindir.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu defa kanmayın!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.kahvemolasi.com/sayilar/20101130.asp#cuneytgoksu"&gt;http://www.kahvemolasi.com/sayilar/20101130.asp#cuneytgoksu&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.sendika.org/yazi.php?yazi_no=33955"&gt;http://www.sendika.org/yazi.php?yazi_no=33955&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yazı 1 Aralık 2010'da Birgün Gazetesi'nde de yayınlandı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9205713349841316187-7382174699578853395?l=cuneytgoksu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/feeds/7382174699578853395/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9205713349841316187&amp;postID=7382174699578853395' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/7382174699578853395'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/7382174699578853395'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/2010/11/yeni-fuze-yine-fuze.html' title='Yeni Füze, Yine Füze…'/><author><name>Cüneyt Göksu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18388600054713371494</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='26' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/SSnvdbDOZFI/AAAAAAAAAAM/UWHiPPm-ms8/S220/Cuneyt_Goksu_39.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/TPDG-Tn5_DI/AAAAAAAAAYE/7YQl8kgGAqM/s72-c/fuze-kalkani-karikaturu.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9205713349841316187.post-3362071752602796004</id><published>2010-10-25T14:42:00.010+03:00</published><updated>2010-10-26T14:58:43.681+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gezi Notları'/><title type='text'>ABD'den bakınca - IV</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/TMbAtUMO_dI/AAAAAAAAAX0/yyPOqiVQgR0/s1600/nevada-las-vegas.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; DISPLAY: block; HEIGHT: 267px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5532321077017902546" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/TMbAtUMO_dI/AAAAAAAAAX0/yyPOqiVQgR0/s400/nevada-las-vegas.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2007'den beri Birleşik Devletler'e (BD) yaptığım iş gezilerinden sonra kısa kısa izlenimler yazıyorum. Bu serinin 4. yazısına sıra geldi; diğer 3 gezinin kısa notlarını en aşağıdaki linklerde bulabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyük bir Bilgi Teknolojisi konferansı için buradayım, Las Vegas'da! Yazılım ve Donanım teknolojisindeki başdöndürücü yeniliklerin, geleceğe dair yapılan öngörülerin yanında, ihtişamın ve tarifsiz tüketimin de birarada olduğu bir yer burası. 10,000'den fazla katılımcı var çok kalabalık! Haliyle dünyanın dört bir yanından da insanlar. Akşam yemeklerinde bir araya gelindiğinde teknoloji yanında, dünya meseleleri de konuşuluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçmiş de bana Kürt sorunundan, Cumhuriyet Mitinglerine kadar sorular sorarlardı. Ben de dışardan bakıldığı gibi herşeyin olmadığını, işin iç yüzünü dilim döndüğünce anlatırdım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu defa ki ortak ilgi alanı&lt;br /&gt;"What will happen to "secular" Turkey? Are you going to be a 2nd Iran?"&lt;br /&gt;"Laik Türkiye'ye neler oluyor, ikinci Iran mı olacaksınız?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sorular insanın ağrına gidiyor tabii. Bizler yaşayarak, onlar okuyarak Türkiye'deki "dinci" yükselişi takip ediyoruz. Masadaki dostlara Iran'daki Şah-Humeyni dönüşümü zamanında ki BD manipilasyonlarını hatırlatıp, benzerlerini ülkemde organize ettiklerinden, Latin Amerika'da Şili'de, Ekvator'da CIA destekli manipülasyonlarla seçilmişleri nasıl devirip, cuntayı getirdiklerinden, 12 Eylül'den, Irak'tan, Afganistan'dan bahsedince gelen yorumlara şaşıyor insan tabii. Mühendis kökenli arkadaşlar, onca yıl Saddam'ı besledikten, gözettikten sonra Irak'a girmelerinin tek ve yegane sebebinin Petrol olduğunu istisnasız kabul ediyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- E!, ama işgal ettiniz, sizin yüzünüzden 1 Milyon insan öldü, yerinden yurdundan oldu diyince arkası gelemiyor. Aslında herkes bu "göreceli" ihtişamlı hayatın devam etmesi adına "maskeli balo"ya devam etmekte sakınca da görmüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyorum ki, dünyada size göre totaliter olan bütün rejimlere müdehale ediyorsunuz ki son örneği Afganistan-Taliban ikilisi, neden Suud'lara ses çıkarmıyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yanıt kolay ; "Çünkü onları kontrol edebiliyoruz!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında bildiğimiz şeylerin tekrarı bu: Yönetebildiğin, kontrol edebildiğin sürece "şeytan" bile "iş ortağın" olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nerede kaldı ahlak, etik, insanlık değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye'deki 12 Eylül Cuntasını destekleyip, "dinciler", "dindar"ların sayısını kat be kat geçtikten sonra, "laik düzene uzanan tehdit" için neden endişeleniyorsunuz ki dedim. 12 Eylül'ü de, Şili'de Allande'yi indiren CIA gibi siz organize etmediniz mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son dönemde tam tersine, Pakistan'ın BD'i "manipüle"ettiğini, Pakistan'a verilen paraların Taliban'a aktarıldığını söyledi bir arkadaş. Yahu dedim sen farkındamısın Küba'da ki karşı devrimcileri senin vergilerinle fonluyorlar. Sen Pakistan'a kızacağına git hükümetine kız, senin vergilerinle sana hizmet vereceğine emperyalini büyütmekle uğraşıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabii ciddi ironi vardı bazı arkadaşlarda; Hem Irak işgalini sorguluyor, 'Aaaa siviller de ölmesin falan" diyor, ama yeri gelince de arabasına koyacağı benzinin devamlılığını sağlamak için "İşgal'e çok da sesini çıkartmıyor"... Tuhaf bir ikiyüzlülük vardı açıkçası.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hele bazılarını hiç anlayamadım; şöyleki, bir insan bir başkasının ülkesindeki bu derece detay politik gelişmeleri takip ediyorsa, tarihi konusunda asgari birşeyler bilir diye bekliyorsunuz değil mi? İnanın bazıları 1. Dünya Savaşında topraklarımızın yarısının işgal edildiğini ve Kurtuluş Savaşını dahi bilmiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bilgisi Olmayanın Fikri'de Olmaz"!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son tahlilde bunların politika olduğunu söyleyerek konu sulandırılmaya çalışılsa da, "Eğer sen yanlış gördüğüne yanlış demeyip, yanlışın içinden kendine fayda sağlayan elementleri hazmedersen, susarsan, vicdanının sesini dinlemezsen, sen de aslında o politikaya alet olursun" diyerek konuyu kapattık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="http://cuneytgoksu.blogspot.com/2007/05/abdden-baknca.html"&gt;http://cuneytgoksu.blogspot.com/2007/05/abdden-baknca.html&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;a href="http://cuneytgoksu.blogspot.com/2007/11/abdden-baknca-ii.html"&gt;http://cuneytgoksu.blogspot.com/2007/11/abdden-baknca-ii.html&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://cuneytgoksu.blogspot.com/2009/03/abdden-baknca-iii.html"&gt;http://cuneytgoksu.blogspot.com/2009/03/abdden-baknca-iii.html&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9205713349841316187-3362071752602796004?l=cuneytgoksu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/feeds/3362071752602796004/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9205713349841316187&amp;postID=3362071752602796004' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/3362071752602796004'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/3362071752602796004'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/2010/10/abdden-baknca-iv.html' title='ABD&apos;den bakınca - IV'/><author><name>Cüneyt Göksu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18388600054713371494</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='26' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/SSnvdbDOZFI/AAAAAAAAAAM/UWHiPPm-ms8/S220/Cuneyt_Goksu_39.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/TMbAtUMO_dI/AAAAAAAAAX0/yyPOqiVQgR0/s72-c/nevada-las-vegas.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9205713349841316187.post-3476932465228986846</id><published>2010-10-10T00:18:00.004+03:00</published><updated>2010-10-12T09:31:20.852+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='latin amerika'/><title type='text'>Küba Cumhuriyeti Türkiye Büyükelçisi Jorge Quesada Concepción’la Küba’daki ekonomik dönüşüm üzerine bir söyleşi..</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/TLDckeEgrTI/AAAAAAAAAXs/uzoo5r_vTUQ/s1600/Quesada_Cuneyt_2_sb_baski+(Large).jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; DISPLAY: block; HEIGHT: 287px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5526159261888982322" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/TLDckeEgrTI/AAAAAAAAAXs/uzoo5r_vTUQ/s400/Quesada_Cuneyt_2_sb_baski+(Large).jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küba'nın yönetim kadroları özellikle son yıllarda zaman zaman ekonominin yolunda gitmediginden ve daha fazla reform yapılması gerektiğinden bahsediyorlar: Örneğin, 500,000 devlet çalışanı mevcut işlerinden başka iş alanlarına kaydırılıyor ya da kendi işlerini kurmaya, özel şirketlerde çalışmaya yönlendiriliyor. Bunlar Küba'da görmeye alışık olmadığımız durumlar. Yurtiçi ve yurtdışında bu konuda oldukça fazla haber yapılıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küba'daki bu dönüşüm faaliyetlerini, Türkiye'deki en yetkili ağızdan, Küba Büyükelçisi Sayın Jorge Quesada Concepción’dan öğrenmek için Ankara’da buluştuk. Sayın Quesada, ülkemize gelmeden önce Yunanistan’da Büyükelçilik yaptı, Küba Dışişleri Bakanlığı’nda Avrupa Masası yöneticiliğinde bulundu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küba ekonomik alandaki reformlara neden ihtiyaç duydu ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1990'da Küba SSCB'nin ortadan kalkmasıyla derin bir ekonomik kriz yaşadı, dünyada ekonomik olarak yalnız kaldı. O dönemde BD ablukayı daha da güçlendirdi; öyle ki, BD hükümeti "Devrim"in sonunun geldiğini bile düşündü. O günlerde de yüz yüze kaldığımız ekonomik problemleri çözmek için, devrimin temel prensiplerini koruyarak bazı dönüşümler yapmaya başlamıştık aslında. Yapılan bu dönüşümlerle değişen dünyaya uyum sağlarken, devrimin en temel kazanımları olan ücretsiz sağlık ve eğitim hizmetleri, bütün vatandaşları istisnasız kapsayan sosyal güvenlik sistemi gibi temel haklardan vazgeçilmesi düşünülmedi bile. O zamandan günümüze yaklaşık 20 yıldır, sosyalist ekonominin günümüz koşullarına göre yeniden biçimlendirilmesi sürüyor. Bu ekonomik sistemde işçiler, çalışanlar üretimin gerçek sahipleridir. Bütün insanlar devletin koruması altındadır ve yaşamsal ihtiyaçları devlet tarafından sağlanır. Günümüzde küresel ekonomik krizden etkilenmeyen ülke yok. Çok fazla doğal kaynağı olmayan, hammadde ihtiyacında dışa bağımlı olan Küba da bu krizden etkilendi. Obama'nın bütün söylemlerine rağmen de abluka olduğu gibi kaldı. Bununla birlikte bizim de ekonomi alanında hatalarımız oldu. Devletin kayıtsız şartsız her durumda vatandaşlarını destekleme anlayışı, yurttaşlarda bütün ekonomik problemlerin devlet tarafından çözülmesi gerektiği anlayışını yarattı. Bu da zaman içinde verimliliğin düşmesine neden oldu. Çünkü insanlar her ayın sonunda, yaptıkları işin sonucuna bakılmaksızın maaşlarını alacaklarını biliyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küba'yı yakında izleyenler olarak, 20 yıla yayılan bu dönüşümün izlerini görebiliyorduk, ama daha üst seviyeden baktığımızda, Fidel sonrası Raul döneminde bu sürecin hızlandığını görüyoruz. Bunun özel bir sebebi olabilir mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fidel görevini devretmeden önce bu değişimin işaretlerini konuşmalarında sürekli veriyordu. İnsanların daha çok ve üretken çalışmalarını, yukarıda bahsettiğim bakış açılarını değiştirmeleri gerektiğini söylüyordu. Bu dönüşümlerin nasıl olacağının analizleri, uzmanlar tarafından yapılıyor, araştırmaların sonuçları ülkenin dört bir yanına dağıtılıp halkla, sendikalarla, öğrenci örgütleriyle paylaşılıyor, onlardan gelen yorumlara göre yeniden şekilleniyor ve ulusal parlamentoya sunulup onaylandıktan sonra da uygulamaya geçiyor. Bu çok uzun bir süreç ama her adımında, ülkenin asla değişmeyecek sosyalist karekteri göz önünde bulunduruluyor. Bu çalışmalar Raul'dan daha önce başlamıştı. Şimdi bunları bütün ülke olarak tartışıyoruz. Yapılan uygulamaları ölçüyoruz, halktan gelen değerlendirmeleri topluyoruz ve yeniden düzenleyip uyguluyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küba'da fabrika işçisiyim ve her ay sabit maaş alıyorum. Üretken olmasam da bu maaşı almaya devam edeceğim. Kimilerini motive etmeyen bu döngü, bazılarını oldukça motive edebilir. Çünkü az ya da çok çalışsa da belli bir para alıyor. Hedeflediğiniz dönüşümler hayata geçtiğinde, kimileri kendi işlerininin sahipleri olacak. Ya bu kişiler umduklarını bulamazsa? Ya yaşamaları için yeterli kazancı sağlayamazlarsa ne olacak?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle şunu hatırlamak gerekir, Kübalılar politik olarak oldukça iyi eğitilmişlerdir. Bu eğitim onların ülkenin genelindeki durumu, alınan ekonomik önlemleri ve sebeplerini kavramalarını kolaylaştırır. 1990'lardaki zorluklarla mücadelemiz, bugün karşı karşıya olduklarımızla başa çıkmada bizi daha hazırlıklı yaptı. Küba'lıların örgütlülüğü, değişikliklerle daha hızlı yüzleşmelerini de kolaylaştırıyor. İnsanların gittikçe artan maddi ihtiyaçları da var, bu inkar edilemez. İnsanların kendi işlerini kurma girişimlerinin bir motivasyonu da daha iyi yaşamak için daha fazla gelir elde etmek olacak. Devlet adına çalışanların sayısının azalması hem üretkenliği ve verimliliği hem de çalışanların maaşlarının artmasına yol açacak, özel ve kamu sektörleri arasında rekabeti getirecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kapitalist ekonominin ana elementlerinden birisi olan rekabetçilik, üretkenliği ve motivasyonu getirdiği gibi, bencilliği de taşır. Kendi hesabına çalışan kişi daha çok kazanma hırsıyla, örgütlü topluma zarar verebilir. Bu ve benzeri yan etkilerle nasıl başa çıkacak Küba? Kapitalist rekabetçilik ile Küba'nın rekabetçiliği nasıl farklılaşacak?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle Küba'da geçerli olan kurallar sosyalist kurallardır. Özelleştirmeye açılacak bazı alanlar için söylenenleri okuyorum, sanki bunlar ilk defa yapılıyormuş gibi haberler geliyor, ama bu doğru değil. Özelleştirme Küba'da yeni değil ki, bugün gördüğünüz denemeler 1990'larda, 20 yıl önce başladı ve biz hala sosyalizmin kurallarına göre yaşayan bir ülkeyiz. Ülkede Küba Komünist Parti’sine (KKP) üye olmayan milyonlarca yurttaş var fakat herkes KKP'nin ülkenin birliğini temsil ettiğini bilir. Bu yüzden partinin önerdiklerini takip ederler, dinlerler, katkı verirler. Bence rekabet kötü bir kelime değil! Eğer rekabet ortamında toplumun çoğunluğu fayda görüyorsa bunu kötü olarak adlandıramayız. Burada özellikle üzerinde durduğum rekabet küçük işletmeler, esnaf ve hizmet sektöründe çalışanlar için. Küba'da büyük fabrikaların sahiplenilmesinden bahsetmiyoruz. Küba'da özellikle hizmet sektörü oldukça zayıf ve zor bir alandır. Bu alanda verimsiz durumda binlerce çalışan devletin üzerinde önemli bir yük oluşturuyor. Küba Devleti’nin ekonomik koşullarını zorlayan bir durum bu. Eğer, rekabet koşulları toplumun çoğunluğu için ekonomik çözümler ve fayda sunuyorsa kötü bir kelime olarak adlandırılmamalı. Yeni bir ekonomik anlayış ile yüz yüzeyiz. İnsanlar beklenti içinde, ama 1990'larda da aynı soru işaretleri ve endişeler vardı. Birçok insan Küba'nın çaresizlikten kapitalizme döneceğini düşündüler. Özel sektör yatırımları başladığında aynen böyle düşünüyorlardı. 20 yıldır Küba'da yabancı yatırımcı var ve politik anlayışımızda bir değişiklik yok. Şu anda yaptığımız dönüşümler aslında sistemi korumak için alınan önlemler olarak da düşünülmelidir. Küba'da birçok şey değişebilir, sosyalizm hariç!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki yaptığınız bu reformların sosyalizmi değiştirmediğini nasıl ölçeceksiniz, nasıl gözlemleyeceksiniz? Yaptığınız her değişim hareketi, sosyalizme bir şekilde dokunacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sosyalizmi bir yerde yazılı olan kurallar bütünü olarak ve o kuralların harfiyen uygulanması gibi algılamayın. Sosyalizm kendi koşullarınıza göre uyarlamanız gereken ekonomik ve politik bir sistemdir. Küba'daki sosyalizm de kendi gerçeklerimize göre uyarladığımız bir sistemdir. Yapılan dönüşümlerde temel hedef halktır, belli bir zümre ve iş sahipleri değildir. Devletin temel görevi her zaman olduğu gibi genel refah seviyesini yukarıda tutmak ve yaygınlaştırmak olacaktır. Herkes için ücretsiz sağlık ve eğitim sağlamak devlet için çok ciddi bir ekonomik yük getiriyor. Bunu devam ettirmeli ve altından kalkmalıyız. Bunlar Devrim’in vazgeçilmez kazanımlarından olduğundan yeni çözümler geliştiriyoruz. Bu ücretsiz hizmetlerin devamlılığını ve kalitesini korumak için para bulmamız gerekli. Çözümler ve para yurtdışından gelmeyecek, kendi çözümlerimizi üretmemiz lazım. Kendi yeteneklerimizi biliyoruz. Bu yüzden değişen ekonomik koşullara göre çözüm üretebileceğimizden de hiç kuşkumuz yok. Zaten 50 yıldır dünyanın en güçlü devleti tarafından sürdürülen ekonomik abluka sebebiyle bu koşullara alışığız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küba, sosyalizm denemesinde yıllardır dünyaya umut oldu, ışık oldu. Chavez, Morales, Ortega gibi liderler Fidel'i örnek aldılar, gerektiğinde onun tecrübelerinden yararlanmak için danıştılar. Bir zamanlar kaptalizmin kuralları ile, serbest ekeonomi ile yönetilen bu ülkeler şimdi sosyalizmi kendi ülkelerinde inşa etmeye uğraşıyorlar. Küba sosyalizme devam edecek ama kapitalist sistemde gördüğümüz bazı ekonomik araçları da kendine uyarlama yolunda. Bu konuda Chavez veya Morales'den fikirsel destek aldınız mı? Onların tecrübelerini sorguladınız mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz bu ülkelerdeki gelişmeleri, Çin ve Vietnam'ı izlediğimiz gibi yakından takip ediyoruz. Şunu da biliyoruz ki, başka ülkelerde işe yarayan kendini kanıtlamış yöntemler bizim için tehlikeli olabilir. Bu tecrübeyi en güzel SSCB zamanında sosyalist bloktaki ülkelerde gördük. Ne zaman bir sosyalist ülke başka bir ülkenin çözümlerini kopyaladı, o çözümler o ülkede işe yaramadı. Çünkü şartlar farklıydı. Geçmişte Küba’da da benzer bir hatayı yaptık ama dersimizi aldık ve öğrendik. Latin Amerika'daki gelişmeleri yakından izliyoruz, ancak hiçbir ülkenin tecrübesini aynen alıp uygulamıyoruz veya oradaki reçeteleri kendimize uyarlamıyoruz. Beraber çalıştığımız en önemli alan ülkelerimizin birbiriyle entegrasyonu. Bu konuda ALBA önemli bir örnek. Kıtanın bütün insanlarının dayanışma içinde yaşayacağı bir gelecek düşlüyoruz ALBA ile. Kısaca şu anda geliştirdiğimiz ekonomik çözümler hiçbir modelin kopyası değil, kendi geliştirdiğimiz uygulamalar olacak. 10 yıl önce uyguladığımız yöntemlerden aldığımız verileri değerlendirerek geliştireceğimiz çözümler bunlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Obama'nın gelmesi de Küba'ya uygulanan Ambargo'da bir değişiklik yaratmadı, zaten pek beklenmiyordu da! Acaba Küba'daki bu ekonomik değişim süreçleri ablukaya rağmen başarılı olursa, BD'nin Küba'ya uyguladığı Ambargo'da geri adım atması gerçekleşir mi? Küba'nın BD dışındaki ülkelerle ablukayı delip ekonomisini iyileştirmesi, BD vatandaşlarında, kendi devletlerine karşı bir baskı unsuru yaratır mı? BD'deki bazı STK'lar bu konunun öncülüğünü, sözcülüğünü yapar mı? BD halkı “artık yeter” diyerek kendi hükümetlerine söz geçirebilir mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Obama tam bir fiyasko! Biz politik sistemimizi değiştirmediğimiz sürece, BD'nin değişeceğini de düşünmüyoruz. Küba'daki her başarı, BD için bir tehlike demektir. Neden bunca yıldır ablukayı kaldırmıyorlar? Çünkü o olmazsa daha çok serbest ticaret yapabileceğiz, herkesin erişebildiği fonları kullanabileceğiz. Biliyorlar ki, biz bu fırsatları yakalarsak onların sistemine karşılık dünya için de bir seçenek olduğumuzu kanıtlayacağız. Bu yüzden sadece bize özel ekonomik, ticari ve göçmen kanunları çıkartarak ülkenin kararlılığını bozmaya çalışıyorlar. Abluka BD hükümetinin özellikle de Cumhuriyetçi kanadın yarattığı bir durum, BD halkının genelinin değil. BD yurttaşları Küba ile diğer ülkelerle olduğu gibi iletişim kurmak, seyahat etmek istiyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her yıl BM’de abluka karşıtı yapılan oylamada Küba, BD ve birkaç ülkenin dışında bütün dünyayı yanında bulur. Bu konuda ne söylersiniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu bir moral oylamasıdır. Her yıl bütün Küba vatandaşları, kimlerin kendileriyle dayanışma içinde olduğunu görmek için oylamayı dikkatle izler, yaptırımı ne yazık ki yoktur ve bir şeyin değişmemesi de dünyamızın bir gerçeğidir. BM, İsrail'in yaptıkları için deklerasyon yayınlar ama bir şey olmaz. Bu yüzden Küba ve birçok ülke her fırsatta BM'nin yapısının daha demokratik olması için çağrıda bulunur. Abluka, Küba'nın ekonomik sorunlarına sebep olan önemli bir paydaştır ama hepsi değildir. Uluslararası basın bunu bize karşı oldukça fazla kullanmıştır, sanki ekonomik zorlukların tüm sebebi ablukaymış gibi göstermiştir. Biz de zaman zaman önemli hatalar yaptık, ama bunları değiştirecek fırsatlar da yarattık. Ablukaya rağmen bir sürü BD vatandaşı ülkemize tatile geliyor ve gördükleri karşısında şaşırıyorlar. Üstelik abluka sadece tek bir kanundan oluşmuş değil. Abluka, oldukça karmaşık ve iç içe geçmiş kanunlar bütünüdür. Kongre’nin bir oylamasıyla, tek bir kararla kalkamaz.. Konrge'de ablukanın kalkması için çalışanlar sosyalizmi sevdikleri için mücadele vermiyorlar. Küba ile yapacakları iş fırsatlarını kaçırmamak için mücadele veriyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son olarak, Türk halkına bir mesajınız var mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küba Devrimi, düşmanlarımızın bütün yanlış bilgilendirme uğraşlarına rağmen ayakta kalacaktır. Bu yaptığımız dönüşümler başarılı olsa bile insanların kafalarını karıştırmaya devam edecekler. Dostlarımız bize ve yaptıklarımıza güvensin. Küba’da bir çok şeyin değiştiğini görebilirsiniz ama tek değişmeyen sosyalizm olacak. Bir ülkenin tarihinde 50 yıl hiçbirşeydir. Bu 50 yılda çok şey başardık ve en önemli kazanımlarımızdan birisi de eğitimli bir halk oldu. Küba halkının büyük çoğunluğu sosyalizme sahip çıkacak olgunluğa sahiptir. Biz daha yeni başladık!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.latinbilgi.net/index.php?eylem=yazi_oku&amp;amp;no=3637"&gt;http://www.latinbilgi.net/index.php?eylem=yazi_oku&amp;amp;no=3637&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.kahvemolasi.com/sayilar/20101012.asp#cuneytgoksu"&gt;http://www.kahvemolasi.com/sayilar/20101012.asp#cuneytgoksu&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9205713349841316187-3476932465228986846?l=cuneytgoksu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/feeds/3476932465228986846/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9205713349841316187&amp;postID=3476932465228986846' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/3476932465228986846'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/3476932465228986846'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/2010/10/kuba-cumhuriyeti-turkiye-buyukelcisi.html' title='Küba Cumhuriyeti Türkiye Büyükelçisi Jorge Quesada Concepción’la Küba’daki ekonomik dönüşüm üzerine bir söyleşi..'/><author><name>Cüneyt Göksu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18388600054713371494</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='26' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/SSnvdbDOZFI/AAAAAAAAAAM/UWHiPPm-ms8/S220/Cuneyt_Goksu_39.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/TLDckeEgrTI/AAAAAAAAAXs/uzoo5r_vTUQ/s72-c/Quesada_Cuneyt_2_sb_baski+(Large).jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9205713349841316187.post-4059992711513308161</id><published>2010-09-13T10:10:00.002+03:00</published><updated>2010-09-15T10:16:42.528+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='latin amerika'/><title type='text'>Fidel bir şey demiş!</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/TI3O_FJ3mKI/AAAAAAAAAWs/KkyWeUcm1bI/s1600/13490164_21n.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 249px; DISPLAY: block; HEIGHT: 320px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5516292701709375650" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/TI3O_FJ3mKI/AAAAAAAAAWs/KkyWeUcm1bI/s320/13490164_21n.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“The Atlantic” dergisinin muhabiri Jeffrey Goldberg, dünyanın en özel yunus gösterisini izlemek ve Fidel’le de bir röportaj yapmak için Havana’daydı. Röportajın önceden belirlenmiş belli bir şablonu yoktu. Dünyadaki gelişmeler ve Küba’ya yansımaları ile Küba’da günlük hayata yönelik yeni düzenlemeler başlıca konulardı. Jeffrey Küba’ya, Birleşik Devletler Dış İlişkiler Komisyonu (CFR) Latin Amerika Araştırmaları bölüm başkanı Julia Sweig ile birlikte gitti. Fidel gibi bir ayaklı kütüphaneyle politika konuşacaksa beraberinde bir uzman getirmesi son derece doğaldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fidel, karısı Dalia, oğlu Antonio ve Küba medyasından Randy Alonso, Julia ile Jeffry küçük bir masanın çevresinde, İran ve Ortadoğu’ya odaklanmış 3 saat süren yorucu bir toplantının ardından öğle yemeği yiyorlardı. “Havadan sudan” konuşurken, Jeffry Fidel’e aniden Küba modelinin hâlâ ihraç edilebilir bir model olduğuna inanıp inanmadığını sordu. Fidel, Küba modelinin kendileri için bile artık işlemediğini söyledi. Devrimin maksimo liderinin bu sözlerine inanamayan Jeffry, Julia’ya cevabı yeniden tercüme etmesini söyledi. Julia’nın yorumu, Fidel’in “Devrimci Fikirleri” asla reddetmediği, ülkenin ekonomik hayatında devletin ne kadar büyük bir rol üstlendiğini vurgulamak için bu cümleyi söylediği oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu soru ve ona verilen yanıt bir yemek sırasında sarfedilmiş yalnızca bir kaç cümle. Üstelik Fidel’in cevabı olan cümle üzerine “Aaa, Fidel sen bunu nasıl söyledin, altında yatan gerekçe nedir, ne oldu da böyle söylüyorsun?” gibi hiçbir araştırma ve devam konuşması yok, açıklama beklentisi yok!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu cümle, Jeffry’nin blog’unda yayınlanıp habere dönüşüp ortaya çıkar çıkmaz dünya ayağa kalktı. Herkes, koca bir röportaja odaklanacağına, yemek sırasındaki sohbette Fidel’in ağzından çıkan bu cümleyi yorumlayıp durdu: Ortalık Küba Devrim’ini alaya alan, Fidel’in sonunda ağzından baklayı çıkardığını söyleyen bir sürü dayanaksız yorumla doldu. Fidel bu cümleyi, Raul’un ekonomi üzerindeki devlet kontrolünü azaltan bazı yapısal değişikliklerine destek olsun diye de söylemiş olabilir miydi? Örneğin, bazı küçük esnaf kendi işini kurabilecek ve karşılığında vergi verecek, devletin istihdam ettiği insan sayısı düşürülecek, verimsiz çalışan işletmeler daha modern çalışma süreçleriyle verimli hale dönüştürülecek ya da yabancı yatırımcılar (BD dışında) Küba’dan gayrı menkul satın alabilecek…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Jeffry aslında “Küba Modelinin ihraç etmeye değer bir model olup olmadığını” sorarken, Küba’nın devrimini ihraç ettiğini de üstü kapalı olarak kabul ediyor. Fidel ise verdiği cevabı “kelime kelime” inkar etmiyor ama aslında tersi bir durumu anlattığını söylüyor: “Sermaye sistemi ABD’ye ve bütün dünyaya bu kadar zarar verirken, fayda sağlamadığı bu kadar ortadayken, bu sistemin Küba gibi sosyalist bir ülkede işleyeceğini kim düşünebilir ki.” diyor ve Jeffry’nin bu farklı yorumuyla da eğlendiğinin altını çiziyor. Dünya’da olduğu gibi Türkiye’de de ana akım medya Fidel’in ilk cümlesine balıklama atladı ama birkaç gün sonra Fidel’in Havana Üniversitesi’nde yaptığı konuşmay es geçti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyanın içinde bulunduğu ekonomik açmazların sebebi olan sürekli-sınırsız tüketimi özendiren sermaye düzeni orada duruyorken ve bu çaresizliğin reçetesi olarak yine sermaye düzeni içinden üretilen yeni çareler uygulanırken, 11 milyoncuk nüfuslu Küba’nın sosyalizmden vazgeçmesi olası mıdır? Birçokları bunu duymaya yıllardır hazırlandığı için, Küba’nın da bu sermaye çarklarında öğütülmesini görmeyi ağızları sulanarak bekliyorlar. O yüzdendir ki bu cümleye çok takıldılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fidel’le oturup hiç yemek yemedim ama Havana’da canlı olarak iki defa oldukça yakından dinleme ve izleme şansını yakaladım. Fidel’in asla "boş" konuşmadığını, anlatımı sırasında son derece hem sözlü hem de mimikleriyle "esprili" konuştuğunu söyleyebilirim. Fidel’in hiç bir konuşması içinden cımbızla kelime ya da cümle seçilerek yorumlanmamalı, bütüne bakarak değerlendirilmelidir. Aksi halde Jeffry gibileri Fidel’in eğlencesi olmaktan kaçamayacaklardır. &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;u&gt;&lt;span style="color:#800080;"&gt;&lt;a href="http://www.latinbilgi.net/index.php?eylem=yazi_oku&amp;amp;no=3600"&gt;http://www.latinbilgi.net/index.php?eylem=yazi_oku&amp;amp;no=3600&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/u&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;u&gt;&lt;span style="color:#0000ff;"&gt;&lt;a href="http://www.kahvemolasi.com.tr/sayilar/20100913.asp#cuneytgoksu"&gt;http://www.kahvemolasi.com.tr/sayilar/20100913.asp#cuneytgoksu&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/u&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;u&gt;&lt;span style="color:#0000ff;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/u&gt;&lt;a href="http://www.latinbilgi.net/index.php?eylem=yazi_oku&amp;amp;no=3600"&gt;&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9205713349841316187-4059992711513308161?l=cuneytgoksu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/feeds/4059992711513308161/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9205713349841316187&amp;postID=4059992711513308161' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/4059992711513308161'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/4059992711513308161'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/2010/09/fidel-bir-sey-demis.html' title='Fidel bir şey demiş!'/><author><name>Cüneyt Göksu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18388600054713371494</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='26' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/SSnvdbDOZFI/AAAAAAAAAAM/UWHiPPm-ms8/S220/Cuneyt_Goksu_39.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/TI3O_FJ3mKI/AAAAAAAAAWs/KkyWeUcm1bI/s72-c/13490164_21n.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9205713349841316187.post-4453396423817356976</id><published>2010-09-05T13:09:00.003+03:00</published><updated>2010-09-06T08:20:00.413+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kürt Yurttaşlara'/><title type='text'>Kürt Yurttaşlara Mektubumdur…</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/TINsh3bCBGI/AAAAAAAAAWk/XB-s-iGQl2I/s1600/mektup.gif"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; DISPLAY: block; HEIGHT: 272px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5513369697900430434" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/TINsh3bCBGI/AAAAAAAAAWk/XB-s-iGQl2I/s400/mektup.gif" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşsizlik, yolsuzluk, yoksulluk, sosyal ve çalışma hayatındaki yozlaşma; cemaatleşme, çeteleşme, mafyalaşma, tarikatlaşma ve bunların işbirliği; mavi ve beyaz yaka çalışanlarının, kadınların, çocukların köleleştirilmesi; sağlık ve eğitim sistemindeki derin ve kemikleşmiş sorunlar, siyasi kadrolaşma, ulusal yerüstü ve yeraltı kaynakların özelleştirme adı altında yerli, yabancı sermayeye aktarılması, yargının siyasallaşması, ABD ve AB’nin dayatmaları, insan hakları ihlalleri, vs, vs… Bunlar ülkemizde uzun süredir karşı karşıya olduğumuz ve birebir yaşadığımız sorunları içeren büyük listenin yalnızca küçük bir kısmı!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sorunları yaşayan ve bunlarla mücadele etmek ya da katlanmak zorunda olanlar kim? Bu ülkede yaşayan hepimiz; yani etnik kökeni, inancı, iş kolu ne olursa olsun Türkiye Cumhuriyeti’nin yurttaşları.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkemizde geçmişte beri bazı siyasi iradeler bu sorunlara çözüm üretme çabası içindeyken, bazıları da özellikle günümüzde yalnızca etnik siyaset yapmayı tercih ediyor. Çözüm üretme çabası içindeki siyasetlerin hedef kitlesi kim olmalı? Hepimiz, yani Türkiye Cumhuriyeti’nin bütün yurttaşları olmalı, öyle değil mi? Hiçbir etnik köken, inanç, mezhep gözetilmemeli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunları bir kenara koyup, bir parantez açalım:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yirminci yüzyıl insanlığın sömürüye ve emperyalizme karşı verdiği mücadelelere ve bunların sonucu olan devrimlere sahne oldu. Bolşevik başta olmak üzere devrimlerin amacına bakıldığında, ezilen dünya ülkelerindeki halkların sorunları bağımsızlaşma ve eşitlik-kardeşlik temelinde çözümlenmeye çalışılıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ekim 1917 Bolşevik Devrimi, Marx’ın Manifestosu’nun Lenin tarafından teoriden pratiğe geçirilmiş ilk halidir. Toprak ağaları ve sermaye sınıfına karşı eşitlik ve kardeşlik temelinde sınıfsız, bağımsız bir toplumu yaratma öngörüsüyle yapılmıştı Ekim Devrimi; ama 1990’larda, küreselleşmenin yan ürünleri olan Glasnost (açıklık, şeffaflık) ve Perestroyka (yeniden inşa) kavramlarıyla da yıkıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çin’in faşist lideri Sek ve komünistler arasındaki iç savaş sürerken, Japon’ların Çin’i işgale başlaması ve Sek’in düşmana yönelmek yerine komünistlere saldırmaya devam etmesi, Mao’nun Büyük Yürüyüşü’nü tetiklemiş, Çin Devrimi’nin temellerini atmıştı. Bu yürüyüş, Çin komünistlerinin, 2. Dünya Savaşı bitip de Japonları da ülkeden attıkdan ve Sek’e karşı verdikleri savaşı kazandıktan sonra, 1949’da iktidara gelip Çin Halk Cumhuriyeti’ni kurmaları ve bağımsızlıklarına kavuşmalarıyla sonlacaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Batista’yı deviren Küba devrimi, Fidel Castro liderliğinde yeni bir Küba devleti kurdu. 26 Temmuz 1953 Moncada Kışlası baskınıyla başlayan devrim süreci 1 Ocak 1959’da Devrimci güçlerin Havana’ya girmesinden beri günümüzde de bütün varlığını sürdürüyor. Küba Devrimi de incelendiğinde, Küba’da olan biten, emperyalizmin güdümündeki yöneticilerin halkı, ülke kaynaklarını sömürmesi, katletmesi sonucunda ortaya çıkan halk hareketinin iktidarı ele geçirerek, sosyalist, tam bağımsız yeni bir düzen kurması olarak özetlenebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1919’da emperyalizme karşı verilen ulusal kurtuluş savaşı ile başlayan dönem; 1930’lara kadar aralıksız süren siyasi, toplumsal, ekonomik ve kültürel değişiklikler, feodal imparatorluktan, eksiği ve fazlasıyla Cumhuriyet’e geçiş. Genç Cumhuriyet’in çağdaş devrimlerine göre eksikleri olsa da, yaptığı atılımlardaki hedefi, 700 yıllık yıpranmış, emperyalizmin emrine girmiş feodal imparatorluk kalıntılarından ve görülmemiş bir emperyalist işgalden kurtulmak, tam bağımsız ve eşitlikçi bir Cumhuriyet kurmaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sözünü ettiğimiz 20. yy devrimlerinin en temel ortak noktaları tam bağımsızlık karakteri ve devrim mücadelesinde sömürüye, emperyalizme karşı halkın büyük kesiminin desteğini almasıdır. Bu devrimler gelişimini sürdürürken, dünyanın üzerinde anlaşamadığı bir konu da sanayi devriminin oluşturduğu ekonomik eşitsizlikti ki bu da henüz sanayileşememiş ve sanayisini tamamlamış ülkelerin boyunduruğu altında yaşayan sömürge devletlerin bu eşitsizlikler karşısında ulusal bağımsızlık savaşlarına kalkışmalarına yol açtı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunları da söyledikten sonra açtığımız parantezi kapatıp konumuza dönelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emperyalizmin yüzlerce yıldır silahlarla kurmaya çalıştığı hükümranlığını sürdürmesinin yeni aracı, 1980’lerden itibaren küreselleşme modeli olarak adlandırıldı. Bu model yerkürede parçala – sömürgeleştir - yönet şeklinde işletiliyor; hedef devletin önce ayrıştırılmasını, sonra çözülmesini, sonra da neredeyse her etnik veya inanç gruplarına ayrı bir “devletçik” vaad edilmesini öngörüyor. 90’lardan sonra tanıklık ettiğimiz Doğu Avrupa bölünmeleri bunun en yakın örnekleri arasında sayılabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kürt Sorunu’na şu ana kadar söylediklerimiz ışığında bakarsak, 1923’de kurulan Genç Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı’dan devraldığı Kürt sorununu, Kurtuluş Savaşı ve sonrasındaki elverişli koşullara; ek olarak o dönemde, Dünya’daki devrimci yükselişe rağmen ne yazık ki çözemedi. Yıllar boyu bir türlü çözülemeyen bu sorun, dünyada küreselleşmenin yaygınlaşması, içeride de Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkmaya çalışan veya bu soruna çözüm getiriyormuş gibi yapıp, üstünden kazanç elde eden emperyalist işbirlikçiler tarafından hep kullanıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1991’de bölgeye gelen ABD, başta PKK olmak üzere bölgedeki bütün ayrılıkçı yapılanmaları himayesine alıp, Türkiye’nin “yerel” sorunu olan “Kürt Sorunu”nu, “küreselleştirdi”.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kürt sorunu 1991’de ortaya çıkmamıştı, yukarıda bahsettiğim gibi hep vardı. 1923’ü milat alırsak, o dönemden beri bu sorunu sahiplenip, çözüm için kafa yoranlar, özellikle de devrimciler ve yurtseverler, bu sorunu günümüzde küreselleşmenin ve emperyalizmin araçlarıyla çözmeye çalışanlar gibi, emperyalizme hizmet etme tuzağına düşmediler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son zamanlarda, Kürt yurttaşlarımızı temsil ettiğini söyleyen siyasi irade, aslında bu küreselleşme tuzağının içine düşmüş, onun ürünü olan bir kurum olarak da görülebilir. Böyle bakıldığında bu irade, henüz devrimini tamamlamamış, demokrasi kültürünü oturtamamış olan ülkemizde, emperyalizmin küreselleşme modeli ve iktidarın dini de kullanarak hızlandırdığı karşı devrim faaliyetlerinin bütün oyunlarına alet olma tehlikesini görmemektedir. Türkiye Cumhuriyet’inin bir parçası olan Kürt halkının, küreselleşme modeline uygun bir şekilde ayrışarak, çözülerek, emperyalizmin oyuncağı haline getirilme gayreti vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdilerde Kürt sorununu sahiplendiğini söyleyenler geçmişte bu topraklardan yetişen devrimciler ve yurtseverlerin yolundan gidip etnik kökenleri, inançları bir kenara iterek, sınıf bilincini, emek mücadelesini, emperyalizm’e karşı, “&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Türkiye’nin bağımsızlğından başka bir şey istemedik. Ve bu sebeple Amerikan emperyalizmine ve işbirlikçilerine karşı mücadele verdik. Bundan dolayı da ölümden korkmuyoruz. Onu ancak işbirlikçiler düşünsün. Ve ancak onlar kendi canının telaşına düşsünler.!”&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt; diyerek sonsuzluğa giden Deniz’ler gibi olabilselerdi, o zaman, belki de toplumun daha geniş kesiminden kabul görürlerdi. Bu ülkede bir hesaplaşma olacaksa, emperyalizmle ve onun işbirlikçisi yerli uzantıları ile olmalıdır. Tarih bunun sayısız örnekleriyle doludur. &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://www.kahvemolasi.com/sayilar/20100906.asp#cuneytgoksu"&gt;http://www.kahvemolasi.com/sayilar/20100906.asp#cuneytgoksu&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9205713349841316187-4453396423817356976?l=cuneytgoksu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/feeds/4453396423817356976/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9205713349841316187&amp;postID=4453396423817356976' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/4453396423817356976'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/4453396423817356976'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/2010/09/kurt-yurttaslara-mektubumdur.html' title='Kürt Yurttaşlara Mektubumdur…'/><author><name>Cüneyt Göksu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18388600054713371494</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='26' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/SSnvdbDOZFI/AAAAAAAAAAM/UWHiPPm-ms8/S220/Cuneyt_Goksu_39.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/TINsh3bCBGI/AAAAAAAAAWk/XB-s-iGQl2I/s72-c/mektup.gif' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9205713349841316187.post-7468567198234917522</id><published>2010-08-27T15:52:00.005+03:00</published><updated>2010-08-30T10:15:27.689+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='latin amerika'/><title type='text'>Devrimin Başarısı – La Colmenita</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/THe1qzXJrCI/AAAAAAAAAWU/GMfQOIb27LI/s1600/DSC_1995da.jpg"&gt;&lt;img style="text-align: center; margin: 0px auto 10px; width: 400px; display: block; height: 267px;" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5510072416057535522" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/THe1qzXJrCI/AAAAAAAAAWU/GMfQOIb27LI/s400/DSC_1995da.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;“La Colmenita, Küba Devrimi’nin 2000’li yıllarda yeni insanı yaratma uğraşındaki en önemli başarılarından biridir.”&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fidel, 2007'de UNICEF’in İyi Niyet Elçisi ilan ettiği Küba Çocuk Tiyatrosu Küçük Arı Kovanı “La Colmenita”yı böyle tarifliyor bizlere. Ülkemize 2008'de gerçekleştirdikleri ilk ziyaretten sonra, ikinci defa gelen, yaşları 5 ila 15 arasında değişen 17 çocuk ve 8 yetişkinden oluşan kadrosuyla Türkiye turnesine çıkan Küçük Arı Kovanı'nın guzel bir hikayesi var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1989'da, Iraida Malberti ve Carlos Alberto ("Tin") Cremata (Anne ve Oğul), bir su sporları gösterisine katıldılar. Burada gördükleri onları çok etkiledi ve 1990'da çocuklardan oluşan bir tiyatro grubu kurmaya karar verdiler. Ilk gösterilerini 5000 kişi önünde, Havana Karl Marx tiyatrosunda, Jose Marti'nin uyarladığı, "Küçük Parmak" isimli bir oyunla yaptılar. 1996'ya kadar bütün gösterilerini Küba Halkı'yla paylaştıktan sonra, Japonya, İspanya, Belçika, Panama, Venezuela ve ABD'de de gösteriler yaptılar. 2003'de grubun merkezi talihsiz bir yangınla zarar gördü; önemli miktarda kıyafet ve müzik aleti kaybettiler, zarar yaklaşık 40,000 ABD Dolarıydı. Bunun da altından kalkan küçük arılar artık dünyanın dört bir yanında gösteri yapıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Grubun amacı kısaca söyle açıklanıyor; Evrensel insani değerleri, sanat yoluyla, özellikle tiyatro ve müzik dilini kullanarak, insanlık ile paylaşmak ve daha çok anlatmak. Kız ve Erkek çocukları, sanatın kaynaştırıcı ve eğlendirici yönlerini kullanarak kaynaştırmak, böylece kişisel gelişimlerine yardımcı olmak. Dünya literatüründeki sahnelenebilen en iyi sanat eserleri ve folklorik ürünleri, çocukların hayal dünyalarının gelişimine katkı yapmak için Küba Halkı ve Dünya ile paylaşmak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kurucusu ve yönetmeni Carlos Alberto Cremata, La Colmenita’yı şöyle anlatıyor: Yaşamın bu erken evresinde tiyatro çok yararlı olabileceği gibi çok zararlı da olabilir, çok dikkatli olmak gerekir. Bizim ilk gösterimimiz Havana’da, beş bin kişi önünde Karl Marx Tiyatrosu’nda gerçekleşti ve bu büyük tiyatroda daha sonra onlarca kez oynadık. Çocuk tüm o çalışmalarının sonucunu yaklaşık bir saat süreyle sergiledikten sonra, çoğu zaman ayağa kalkmış, ve bu kadar çok heyecanlanmış, gülümseyen insandan o duygulu alkışı aldığı zaman, her sanatçıda olduğu gibi, kendini beğenme termometresinin hızla yükselmesinden kaçınamaz ve bu, bazen kontrol edilemeyebilir; özellikle de çocuk ertesi gün okula döndüğünde ve kendisini sınıf arkadaşlarından farklı hissetmeye başladığında....&lt;br /&gt;La Colmenita’nın temel işi bunu engellemeyi hedeflemektedir. Bugün Camila “Küçük Hamamböceği” olabilir, yarın koronun yirmibirinci arısı olacaktır, bir sonraki gün makyajcıdır ya da perdenin arkasında diğer çocukları cesaretlendirmektedir. “Mini diva”lar ya da “yıldızcık”lar yaratmama konusunda çok özel bir duyarlılığımız var. Psikologlar, “mini diva”ların ya da “yıldızcık”ların kişiliklerine geri dönüşü olmayan zararlar verildiğini vurgulamaktalar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;La Colmenita’da etik eğitimi birinci sırada gelmekte ve estetik eğitime öncülük etmektedir. Daha önce çocuk oyuncular yetiştirme merakında olmadığımızı belirtmiştik ve gerçekten de, büyüdüklerinde grubumuzdan “mezun olan” çocukların önemli bir bölümü kendilerine sanat alanını seçmemişlerdir. Biz, sanatı bir araç olarak kullanmakla ve okula ve aileye yakın bir noktaya konumlandırmakla ilgileniyoruz. Dayanışma, karşılıklı saygı, disiplin, iyilik yapmak ve sevgi gibi insanlık değerlerinin kök salmasını sağlamak için tiyatro ve kolektif çalışma ideal birer araçtır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bu değerlerle yoğrulmuş küçük arılar Istanbul, Ankara ve Eskişehir turnelerini tamamlayıp, Istanbul'da bir dunya prömiyerini bizlere sunarak Küba'ya döndüler. ABD'de tutuklu beş Küba'lı kahramanı anlatan, "Beş Kübalı Kahraman" ve Nazım Hikmet'in Sevdalı Bulut (La Nube Enamorada) adlı oyunları, La Colmenita'nın 21. kuruluş yıldönümü olan 14 Şubat 2011'de Havana'daki kendi tiyatrosunda Küba'lılarla buluşacak. Sevdalı Bulut'un La Colmenita uyarlaması Küba devriminin efsanevi müzisyeni Silvio Rodriguez'in müziği ve şarkıları ile gerçekleştirilecek. La Colmenita'nın Nazım Hikmet'in Sevdalı Bulut uyarlaması ve Beş Kübalı Kahraman oyunu ile 2011 yılı boyunca Londra, Paris, Berlin, Viyana, Atina, Roma gibi başlıca Avrupa kentlerini kapsayan bir turneye çıkması planlanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yolunuz açık olsun küçük arılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.birgun.net/latin_index.php?news_code=1283082908&amp;amp;year=2010&amp;amp;month=08&amp;amp;day=29"&gt;Bu yazı 29 Agustos 2010'da Birgun'de yayınlandı.&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9205713349841316187-7468567198234917522?l=cuneytgoksu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/feeds/7468567198234917522/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9205713349841316187&amp;postID=7468567198234917522' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/7468567198234917522'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/7468567198234917522'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/2010/08/devrimin-basars-la-colmenita.html' title='Devrimin Başarısı – La Colmenita'/><author><name>Cüneyt Göksu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18388600054713371494</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='26' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/SSnvdbDOZFI/AAAAAAAAAAM/UWHiPPm-ms8/S220/Cuneyt_Goksu_39.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/THe1qzXJrCI/AAAAAAAAAWU/GMfQOIb27LI/s72-c/DSC_1995da.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9205713349841316187.post-4194062086557281167</id><published>2010-07-19T13:36:00.004+03:00</published><updated>2010-07-19T23:31:24.483+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='latin amerika'/><title type='text'>BD’in yeni oyuncağı – USAID!</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/TEQueCsYF6I/AAAAAAAAAWE/-DpEwyLiSwE/s1600/usaid.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 200px; DISPLAY: block; HEIGHT: 192px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5495568538952800162" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/TEQueCsYF6I/AAAAAAAAAWE/-DpEwyLiSwE/s200/usaid.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/TEQuUziz--I/AAAAAAAAAV8/KLioM3_EEWs/s1600/usaid.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;BD hükümeti nüfuzunu güçlendirmek, ekonomik ve stratejik çıkarlarını gözetmek için, çıkarı olduğu her ülkede, sivil toplumu, ülkenin tüm sektörlerine sızmak için kullanır ve bunu güçlü bir araç olarak görür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu olgunun son günlerde ki en çarpıcı örneklerinden birisi, Küba’da ajanlık suçlaması ile tutuklanan Alan Gross’un çalıştığı şirketi fonlayan kurumlardan birisinin USAID olarak ortaya çıkmış olduğu gerçeği. Bu konuyu detaylı olarak Haziran 2010’da hazırladığım bir makalede incelemiştim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bknz: &lt;a href="http://cuneytgoksu.blogspot.com/2010/06/casus-mu-iyiliksever-mi.html"&gt;http://cuneytgoksu.blogspot.com/2010/06/casus-mu-iyiliksever-mi.html&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Venezuela’da, BD’in bu stratejisi, 2002 yılında şekillendi. Chavez muhaliflerinin finansmanına “National Endowment for Democracy” (NED) ve USAID’in Caracas’da açtıkları bürolar öncülük ettiler. Bu kurumlar, Chavez’e yapılan darbe girişimi başarısız olmasına rağmen, muhalefet hareketini konsolide ederek, ekonominin başındaki kilit yöneticileri, özellikle de petrol sanayiini kullanarak ülke ekonomisine zarar verdiler. Karşı hareketin bölünmesinden sonra bu strateji şekil değiştirdi; fakir halk ve medyayı hedeflerine aldılar. Carakas’daki BD konsolosluğu, Dış İşleri’nin izni olmadan, 5 eyalette bürolar açtı. Bu bürolar, petrol, mineral ve doğal kaynaklar yönünden zengin olan Anzoátegui, Bolívar, Lara, Monagas ve Nueva Esparta (Margarita) eyaletlerinde açılmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;USAID’in çalışmaları Venezuella’daki karşı devrim hareketini daha da derinleştirmiştir. 2007’ye kadar, USAID’in taşaron şirketi DAI tarafından devrim karşıtı sosyal örgütlere, partilere, politik projelere, 11,5 Milyon USD tutarında, 360 burs imkanı sağlanmış. (Not: Bu ilişki yumağının aynısını Küba’da da görüyoruz) DAI’nin yani dolaylı olarak USAID’in fonlandığı bu programların çoğunlukla, siyasi diyalog ve kamuoyu tartışmasına odaklandığı görülüyor. Venezuela'da sözde insan haklarının savunucusu STK’lar, USAID’in diğer anlaşmalı şirketlerinden biri olan “Freedom House”tan ciddi finansman sağladılar. Örneğin, “Freedom House”, BD’in propoganda ofisi yönetcisi Karen Hughes’ı, BD Kongre’sinden Florida’dan Cumhuriyetçi senator Ileana Ros-Lehtinen’ı televiyon programına çıkarttılar. (Not: Florida Küba’lı karşı devrimcilerin BD’lerde en fazla yaşadığı eyalet) USAID, Venezuela'daki çabalarını "sivil toplumu ve siyasi partileri güçlendirmek", "yerel yönetim ve belediye meclislerini teşvik etmek" ve “insan hakları savunucularını” desteklemek olarak özetliyor. Bütün bu çalışmaların yoğunluğunun Chavez iktidarı ile arttığı, yönünün de sürekli olarak Chavez karşıtlığı olduğu gözleniyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bolivya’da da durum çok farklı değil! Mart 2004’de USAID Bolivya’da bir ofis açtı. Nasıl Chavez güçlendiğinde Venezuella’ya geldiyse, Evo Morales’in de yükseldiği dönemde hemen Bolivya’ya girdi. Burada da C&amp;amp;A isminde bir şirketle anlaşarak, “ülkede ki gerilimi azaltmak ve seçimlere destek olmak için geldiği haberini yaydı”. Bolivya’da 379 parti, stk ve projeye toplam 13 Milyon USD yardımda bulundu. C&amp;amp;A’nın çalıştığı diğer kurumlara baktığımızda, BD Ordusu, Donanması, Enerji Dairesi Başkanlığı, “Voice of America”, İç Güvenlik Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı ve çok daha fazlasını görüyoruz. USAID’in özellikle, ülkenin zengin olan Santa Cruz ve Cochabamba bölgelerinin ayrılması için uğraştığını görüyoruz. Bolivya’da BD Büyükelçiliği yapan Philip Goldberg’in bölücülük konularında bir uzman olduğunu, eski Yugoslavya'nın Bosna ve Sırbistan olarak ayrılmasında çalışan, BD ekibinde lider olduğunu biliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün bu bilgileri yanyana koyduğumuzda USAID organizasyonunun bölgeden kolay kolay gitmeyeceği, bu açık müdehale ve devrim karşıtı hareketin kolayca söküp atılamayacağı görülüyor. Hangi grup ve kurumların, hangi şartlarda yerel ve uluslararası kaynaklardan destek alacağının düzenlenmesi gerektiği ortada. Çünkü “insan hakları” kalkanı arkasına saklanıp, karşı devrimci bir çok kurum ve kuruluşu fonlayarak bölgeyi istikrarsızlığa sürüklemek, kaynaklarını sömürmek, yönetimleri değiştirmek isteyen BD’in yeni oyuncağı USAID!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;USAID’in resmi web sitesinden, hedeflerini anlatan bir alıntı ile sonlandıralım bu yazıyı;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“...USAID, BD’in ulusal güvenliği, dış politikası ve Terörism’le Savaş konularında hayati rol oynar. Fakirliği, bugün yaşanan şiddetin temel sebebi olarak görür... USAID’in bütün çalışmaları, dünya çapında, BD değerlerini ve çıkarlarını gözeten insanların barış ve refahını geliştirmek için gerçekleştir...”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu alıntıyı kısaca şöyle de yorumlayabiliriz;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“USAID, BD’in çıkarlarına ve ulusal güvenliğine aykırı yönetimleri değiştirmek için fakirliği yok etme kalkanı arkasında, o ülkelere müdehale etme hakkını saklı tutar”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cuneyt Goksu&lt;br /&gt;&lt;a href="mailto:Cuneyt.Goksu@Gmail.com"&gt;Cuneyt.Goksu@Gmail.com&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Not: Bu yazı 18 Temmuz 2010'da Birgun Gazetesinde yayınlandı. &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9205713349841316187-4194062086557281167?l=cuneytgoksu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/feeds/4194062086557281167/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9205713349841316187&amp;postID=4194062086557281167' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/4194062086557281167'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/4194062086557281167'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/2010/07/bdin-yeni-oyuncag-usaid.html' title='BD’in yeni oyuncağı – USAID!'/><author><name>Cüneyt Göksu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18388600054713371494</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='26' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/SSnvdbDOZFI/AAAAAAAAAAM/UWHiPPm-ms8/S220/Cuneyt_Goksu_39.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/TEQueCsYF6I/AAAAAAAAAWE/-DpEwyLiSwE/s72-c/usaid.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9205713349841316187.post-2680729363281942935</id><published>2010-06-27T14:10:00.004+03:00</published><updated>2010-06-27T14:15:16.459+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='latin amerika'/><title type='text'>Casus mu, iyiliksever mi?</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/TCcyHv4EwlI/AAAAAAAAAV0/jqMuUcjS64g/s1600/Casus.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 275px; DISPLAY: block; HEIGHT: 203px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5487409779666371154" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/TCcyHv4EwlI/AAAAAAAAAV0/jqMuUcjS64g/s400/Casus.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Birleşik Devletler (BD) vatandaşı, 66 yaşındaki, Alan Gross, Aralık 2009'da Havana'da casusluk suçlamasıyla tutuklanmıştı ve Küba Dışişleri Bakanı Bruno Rodriguez'un 16 Haziran Çarşamba günü yaptığı açıklamaya göre, Gross’un tutukluluk durumu bir süre daha devam edecek. Rodriguez, Havana'daki basın toplantısında, Alan Gross'un Küba kanunlarına karşı gelerek 5 Aralık 2009'da, karşı devrimci gruplara dizüstü bilgisayar, uydu telefonu ve bazı iletişim teknolojileri ekipmanlarını dağıtırken yakalandığını, bunun açık bir suç ve casusluk faaliyeti olduğunu yineledi. Bakan, Gross'un tutukluluk hali sürerken, düzenli olarak BD çıkarları ofisinden yetkililerle ve avukatıyla görüştürüldüğünü, savunması için destek aldığını ve ailesiyle haberleştirildiğini belirtti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konuya biraz daha yakından bakmak gerekiyor;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gross, DAI isimli bir şirket için çalışıyor (www.dai.com). Şirket'in web sitesi incelendiğinde dünyada gelişmekte olan birçok ülkeye ve bölgeye yardım programları yaptığını görüyoruz. Latin Amerika ve Karayibler’deki çalışmalara, bunlarla ilgili programları kimin fonladığına ve müşterilerin kim olduğuna dikkatle bakıldığında, Dünya Bankası, Inter-Amerikan Bankası ve USAID (Amerikan Yardım Kuruluşu) isimlerinin öne çıktığı kolayca görülebiliyor. Yani, Gross'un Küba'da dağıttığı bilgisayar, uydu telefonları ya da benzeri teknoloji ürünlerinin parasını aslında bu kurumlar ödüyor. Bu bilgiyi bir kenara yazalım!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BD yetkilileri, Gross'un, BD Hükümeti’nce kiralanmış DAI şirketi çalışanı olduğunu, ada halkına teknolojik yardım yapmak için orada bulunduğunu ne inkar ediyor ne de yalanlıyorlar, yani dolaylı da olsa bu teknolojik ürünlerin parasının BD Hükümeti’nce ödediğini kabul ediyorlar ve diyorlar ki, “Gross bunları kendisi gibi yahudi olan, adadaki 1000-1500 kişilik topluluğa dünya ile iletişim kurabilmeleri götürmüş.” Burada ilginç olansa, adadaki yahudilerin lideri Adela Dworin’in, kendilerinin zaten Küba Devleti’nin izniyle kanuni olarak iletişim ekipmanlarına sahip olduklarını, Gross’un dağıttığı malzemelere ihtiyaçları olmadığını söylemesi! Bu bilgiyi de kenara yazalım!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu iki bilgiyi ve 50 yıldır BD ablukası altında yaşamak zorunda kalan Küba gerçeği bir araya getirildiğinde, dolaylı yollardan iletişim teknolojisi ürünlerini Küba’ya sokmaya uğraşan, üstelik bunları sadece devrim muhaliflerine eriştirmeye ya da vermeye çalışan BD vatandaşı Gross'un yalnızca “yardım yapmaya uğraşan iyi adam” olduğuna nasıl inanalım? Üstelik vatandaşı olduğu ülke, Küba Devrimi'ni ortadan kaldırmak üzere vatandaşlarından kestiği vergilerden karşı devrimcilere para aktarırken! Eğer Gross gerçekten de bir casus değilse ve “iyi adam” olma konusunda samimiyse karşı devrimcilere yardım etmek yerine, neden Küba’ya uygulanan ablukanın kaldırılması konusundaki faaliyetlere katılmıyor ya da en azından BD hapishanelerinde tutuklu bulunan 5’liye destek olma yolunu seçmiyor? İşte düşündürücü olan da bu. Çünkü hemen herkes artık iyi biliyor ki, Küba insanının teknolojiye daha zor ulaşmasının asıl nedeni devrimin yetersizliği ya da beceriksizliği değil, Küba ekonomisini 90 milyar dolarlık zarara uğratan, geçmişi 50 yıla uzanan ve hala ısrarla sürdürülen BD ablukasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ekteki Foto: Alan Gros, 2005’de karısı ile Kudüs’te&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="http://www.birgun.net/latin_index.php?news_code=1277633357&amp;amp;year=2010&amp;amp;month=06&amp;amp;day=27"&gt;http://www.birgun.net/latin_index.php?news_code=1277633357&amp;amp;year=2010&amp;amp;month=06&amp;amp;day=27&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9205713349841316187-2680729363281942935?l=cuneytgoksu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/feeds/2680729363281942935/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9205713349841316187&amp;postID=2680729363281942935' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/2680729363281942935'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/2680729363281942935'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/2010/06/casus-mu-iyiliksever-mi.html' title='Casus mu, iyiliksever mi?'/><author><name>Cüneyt Göksu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18388600054713371494</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='26' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/SSnvdbDOZFI/AAAAAAAAAAM/UWHiPPm-ms8/S220/Cuneyt_Goksu_39.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/TCcyHv4EwlI/AAAAAAAAAV0/jqMuUcjS64g/s72-c/Casus.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9205713349841316187.post-7062251175858080875</id><published>2010-06-08T03:02:00.005+03:00</published><updated>2010-06-11T10:12:44.860+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='latin amerika'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gezi Notları'/><title type='text'>Küba’da Turizm Faaliyetleri - 2010</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/TA2JS8l3lwI/AAAAAAAAAVs/XJ76rEtNu0I/s1600/_DSC2290_1+(Large).jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; DISPLAY: block; HEIGHT: 266px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5480187280175372034" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/TA2JS8l3lwI/AAAAAAAAAVs/XJ76rEtNu0I/s400/_DSC2290_1+(Large).jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“FIT Cuba 2010” Küba Uluslararası Turizm Fuarı’nda Küba Devleti’nin davetlisi olarak 31 ülkeden çağrılan, 131 tur operatörü, acenta, havayolu şirket temsilcileri ve Latin Amerika konusunda uzman gazeteciler arasında, Türkiye’yi ve Birgün gazetesini temsilen, 1 Mayıs 2010’dan başlayarak dokuz gün Küba’daydım; 27 Ekim 1492’de Yeni Dünya’ya ulaşmak niyetiyle, Karayib Denizi ve Atlantik arasındaki bu en büyük adaya ayak basan Kolomb’un keşfettiği, “insanoğlunun gözünün göreceği en güzel yer” olarak adlandırdığı topraklarda!...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu, Küba’yı Karayiblerin turizm cazibe merkezi olarak tanıtmak üzere düzenlenmiş en büyük etkinlik. Jamaika’daki güvenlik ve asayiş sorunları, Haiti’deki deprem ve sonrası ortaya çıkan karmaşa, Porto Riko’daki yüksek suç oranları göz önüne alındığında Küba, bölgede ve Dünya’da sahip olduğu en düşük suç oranlarıyla, uygun oda fiyatlarıyla, mükemmel doğasıyla ve kültür miraslarıyla bu bölgede tatil yapmayı düşünenler için daha öncelikli bir seçenek olarak karşımıza çıkıyor. Başkent Havana'daki Morro Cabana Park’ta yapılan fuar açılış töreni adeta bir karnaval havasında, renkli gösterilerle süslenmişti. Açılış konuşmacıysa Küba Turizm Bakanı’ydı. Bütün dünyadan gelen turistlerin sayısını arttırmak amacıyla yapılan yeni yatırımlar anlatıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fuar ilk kez Varadero kentinde, yıllar önce başlamıştı. Zaman içinde güçlenip gelişerek profesyonel bir etkinliğe dönüştü. Fuar’ın teması, Küba’nın Dünya Mirası olarak kabul görmüş ve UNESCO tarafından da koruma altına alınmış şehirlerini, Küba’nın tarihi ve kültürel özelliklerini öne çıkaran bir anlayışla düzenlenmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küba’nın bir sektör olarak turizmle yakınlaşmasının, bu alanda önemli politikalar geliştirmesinin geçmişi 1990’larda, SSCB’nin yıkılmasına kadar uzanır. Bu doğa harikası adanın turizm alanındaki yolculuğu 3 dönemde incelenebilir. Devrimden önceki birinci dönemde, adaya gelen turistlerin %90’ı ABD’dendi. İkinci dönemde, Devrimden sonra SSCB ile yakınlaşılan yıllarda, 1970-80’lerde, Doğu Avrupa ve Kanada’dan gelen turist sayısında önemli bir artış oldu. O dönemde de, tıpkı şimdi olduğu gibi, 50 yıllık ABD ablukası yüzünden kendi ülkelerinden doğrudan Küba’ya gelemeyen ABD vatandaşları Kanada, Meksika üzerinden adaya gelebiliyorlardı. 1990’ların başında SSCB’nin yıkılmasıyla “Özel Dönem” olarak adlandırılan üçüncü dönem başladı. Bu dönemde, ülkenin temel gelir kaynakları yeniden gözden geçirildi: Örneğin, başlıca gelir kaynağı olan şeker kamışı üretiminden gelecek yıllarda ekonominin başlıca itici gücü olacak turizm sektörüne geçiş süreci başlatıldı. Böylece Küba, uluslararası turizme gerçek anlamda açılmış oldu. Bu dönemden başlayarak yabancı yatırımların adada önemli ölçüde arttığını görüyoruz: İspanya, Kanada, İtalya, Almanya’nın bu ülke topraklarında büyük turizm yatırımları var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küba Ulusal İstatistik Bakanlığı’nın raporuna göre, Küba turizm işletmeciliği 2009'un ilk çeyreği boyunca, önceki yılın istatistiklerine göre iki kat artış gösterdi, ama aynı yılın izleyen zamanlarında, küresel ekonomik krizin de etkisiyle rakamlarda bir azalış görülüyor. 2008 istatistiklerine göre, en fazla turist Kanada’dan geliyor: 800 bin kişi. Bu ülkeyi sırasıyla İngiltere, İtalya, İspanya, Fransa ve Almanya izliyor. Latin Amerika’dan da başı Meksika ve Arjantin çekiyor. Rusya’dan gelen turist sayısındaysa %40’lık artış olmuş. Çinli turistleri özendirmek üzere, Çin Hükümeti Küba’da iki irtibat bürosu açmış bile. Türkiye’den ülkeye gidenlerin sayısıysa yaklaşık 9 bin. Bu sayıda bir artış olduğunu zaten biliyoruz: öyle ki, yalnızca 1 Mayıs kutlamalarına katılmak üzere ülkemizden Küba’ya özel turlar düzenleniyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küba’nın 2008 yılı turizm kapasitesini incelediğimizde, 50 bin oda, %65’i 4 ve 5 yıldızlı olan oteller, 10 uluslararası havalimanı, 13 küresel turizm şirketiyle imzalanan 65 yeni anlaşma, 18 turizm yüksek okulu, mevcut altyapının iyileştirilmesi için yapılan yatırımlar (cep telefonu şebekesinin büyük ölçüde yaygınlaşması, yeni yollar, elektrik şebekesinin yenilenmesi vb.) gibi çok yönlü yatırımlar görüyoruz. Bütün büyük otellerde ve tatil köylerinde Internet mevcut.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Turizm sadece ülkeye gelir getirmekle kalmıyor, dolaylı olarak ülkenin altyapısının iyileşmesi için itici güç oluşturuyor, yeni işler yaratıyor. Otellerdeki fiyatlar ve kalite çevre ülkelerdeki olanaklarla rekabet etmek için, oradakilere benzer oranlarda ayarlanıyor.&lt;br /&gt;**&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yolculuk organizasyonu sırasında yaşadığım bir olay, dünyanın ne kadar küçük olabileceğini yeniden hatırlattı. Fuara geçen yıl da davetliydim, fakat 2009’da, bizi Havana’ya götürecek Blue Panaroma’nın Milan’dan kalkacak uçağı için Milan’a kendi olanaklarımızla gitmiştik. Bu yıl da ulaşım destekleyicisi olan Blue Panoroma Havayolları (www.blue-express.com), yeni başlattığı, hesaplı İstanbul – Roma seferleriyle bizlere yeni bir açılım da sağladı. İşte bu bağlantı konusunda İtalya’daki Küba Büyükelçiliği ile haberleşirken, elçilik basın müşavirinin, 2003’de Ankara’da görev yapan 2. Katip Fidel Vilademir Perez Casal olduğunu farkettim. Havana’ya uçmadan bir gece önce Roma’da buluşup, Türkiye, Küba ve Dünya hakkında konuştuk. Türkiye’yi ne kadar özlediğini, insanımızın misafirperverliğini ve Küba’ya olan dostluğunu sık sık tekrar etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Blue Panaroma, bir İtalyan havayolu şirketi. Küba’ya seyahat etmek isteyenler için hem fiyat hem de seyahat noktaları konusunda oldukça avantajlı olanaklar sunuyor. Her gün Havana’ya uçan Air France’a göre fiyatları hem daha uygun, hem de Küba içinde Havana’nın dışında, Santiago de Cuba’ya da doğrudan uçuyor. Blue Panaroma Tanzanya, Maldivler, Venezuella gibi yerlere de çok ekonomik bağlantılar verdiğinden, İstanbul’dan (haftanın altı günü) Sabiha Gökçen çıkışlı seyahatlerde, seyyahların düşünmesi gereken çok ciddi bir seçenek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Davetli gazeteciler olarak, Roma’dan ve Milan’dan kalkan iki uçakla, yaklaşık 11 saatlik bir uçuştan sonra, aramızda 7 saat fark bulunan Havana’ya vardık. Havana Jose Marti Uluslararası Havalimanı’nın en ilginç yanlarından biri, iner inmez bütün devletlerin bayraklarının asılı olduğu tavanda kendi bayrağınızı arıyor olmanız. Birçokları Küba’ya giriş/çıkış yapıldığında, ABD’ye girilemeyeceğini düşünse de; Küba vizesi oldukça kolay çıkartılabilen, bürokratik işlemleri az ve kağıda verilen bir vize. Pasaportunuzda Küba’ya gittiğinize dair bir iz yok! O yüzden yukarıda bahsettiğim endişeyi taşıyanlar çekinmeden defalarca Küba’da tatil yapabilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Havana’da geçirdiğimiz dört gece boyunca Meliá Cohíba otelinde konakladık. Melia Cohiba, Malecon’un hemen kıyısında, Meksika Körfezine bakan, Havana’nın en önemli, eski turistik konaklama merkezlerinden biri. Odalar son derece güzel döşeli, yemekleri çeşitli ve güleryüzlü bir servisi var. Eski Havana’ya sadece 6 km uzaklıkta, yürüyerek şehri gezmek için çok uygun bir yerde. Küba’nın en ünlü kabarelerinden “Havana Cafe” otelin içinde, Küba’ya gelip de görmemek olmaz. El Relicarto’nun 1950’lerden kalan dekorasyonunda, istediğiniz Küba purosunu satın alıp, kahve ve romla dinlenebilirsiniz. Küba kahvaltılarında olmazsa olmazlar, taze sıkılmış meyve suları ve tropik meyveler. Portakal, mango, kavun, fruta bomba, abayava ve ananas... Muzlar o kadar lezzetli ki: özellikle buzla birlikte “karıştırıcıdan” geçirilen muzlu sütün tadına doyulmuyor. Ayrıca kahvaltıda, nohut, fasulye ve pirinç pilavı ikram etmek Küba’lılar için normal. Havana 15 belediyeye ayrılmış. En eski ve güzel yerleşim bölgelerinden biri Miramar. Buradaki yerleşme dokusunun büyük bölümünü (yaklaşık %70) elçilikler ve onların rezidansları oluşturuyor. Devrimden önce en zenginlerin yaşadığı bu bölgedeki bütün özel mülkler ve kulüpler devrimden hemen sonra çalışanlara hizmet veren sosyal kulüplere çevrilmiş, yeni adı ise Cubanacan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Havana’ya 1 Mayıs günü, saat 16.30 gibi ayak bastık. Yolunuz düşerse Pasaport kontrolünden hemen sonra, şehre inmeden çıkıştaki bürodan para bozdurmayı unutmayın; Amerikan Doları yerine, Avro’nun değişim oranları daha uygun (ABD Doları %18, Avro %8). Geçen yıla göre, Jose Marti Havalimanı’ndan şehre uzanan yol oldukça yenilenmiş. Havana Devrim Meydanı’ndan saat 17.30 sularında geçerken, sanki o meydanda bu sabah milyon insan buluşmamış gibi tertemizdi. Hızlıca gözüme çarpan bir değişiklik de Camilo Cienfuegos’un devasa portresinin de Che’nin yanında meydana asılmış olmasıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2 Mayıs sabahı hedefimiz, Pinar Del Rio ilinin, Vinales kasabasıydı. Burası hem tarih öncesi zamanlara ait, 150 Milyon yıllık kalıntıları ve coğrafi konumuyla, hem de Cohiba, Monte Cristo gibi ünlü puroların tütünlerinin yetiştirildiği yer olmasıyla, Küba’ya gelenlerin asla uğramadan geçmemeleri gereken bir yer. Antillerin en zengin flora ve faunasına sahip olan Vinales Ulusal Parkı UNESCO’nun Dünya Mirası listesinde. İçinden San Vicente nehrinin geçtiği, ülkenin en önemli mağarası olan Indio’da tekne gezisi olmazsa olmaz. Tütün, hâlâ geleneksel şekilde, 19.yy’da olduğu gibi aileler tarafından üretiliyor. Pinar Del Rio, Devrimden hemen sonra ilk toprak reformunun yapıldığı yer. Daha önce çiftlik sahiplerinin zenginliğiyle, işçilerin yoksulluklarının içiçe geçtiği bir yerdi burası. Şimdilerde 20 bin kişinin yaşadığı bu sevimli kasaba, Küba’nın en sakin, huzurlu, keyifli tatil ve dinlenme merkezlerinden biri. Havana’dan Vinales’e 2,5 saatlik otobüs yolculuğuyla ulaşılıyor. İster günübirlik gidin, isterseniz kasabadaki “Casa”larda, Küba misafirperverliği ile ağırlanmak üzere bir kaç gece konaklayarak. Bu otobüs yolculuğu boyunca gözünüzü Küba’nın ulusal ağacı palmiyelerden ve tütün kurutma kulübelerinden (bohios) alamayacaksınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devrimden hemen sonra, 1959 – 1962 arasında, Leovigildo Gonzalez isimli bir ressamın aklına Vinales vadisindeki kayaların üzerine, tarih öncesi çağların izlerini taşıyan bu coğrafyaya, insanlığın evrimini simgeleyen, devasa bir resim yapma fikri geldi. Bu fikir Fidel’in de desteğini alarak hayata geçirildi. 1979’da resmin genel bakımı yapıldı ve sorumluluğu Pinar Del Rio Üniversitesine devredildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vinales yolunda rehberimiz Jorge ile sık sık sohbet ettim. Kendiliğinden, “Havana’da Türkiye deyince hepimizin aklına aklına Atatürk ve Nazım Hikmet Heykelleri gelir.” Deyiverdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küba ve Eko Turizm&lt;br /&gt;11 Milyon insanıyla, Türkiye’nin yaklaşık yedide biri olan Küba’da yedi ulusal doğa parkı var. Deniz, güneş, uçsuz bucaksız, ince kumlu, romantik plajlar yerine doğa ile baş başa, tropik iklimin egemenliğinde biraz da macera arayanlar için başka seçenekler de var adada: eko turizm bunların başında geliyor. 26 derecelik ortalama deniz suyu sıcaklığı, zengin deniz canlısı çeşitliliği, mercan resifleriyle dalış yapanların düşünmesi gereken bir yer. Isla de la Juventud (Gençlik Adası), Cayo Largo, María la Gorda, Havana'nın kuzeyi, Varadero, Zapata yarımadasındaki mağara dalışları sualtı meraklılarının ilgisini çekecek en önemli yerler arasında sayılabilir. Santiago de Cuba ve Camagüey’in yanı sıra Holguín’deki mercan resifleri de kesinlikle görülmeye değer. Bu resifler önemi bakımından dünyada ikinci sırada ve doğal dünya mirası. Jardines de la Reina, Jardines del Rey, dalış için en iyi yerler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küba topraklarının %22’si koruma alanı: bu kapsamda 263 bölge var. Yıllık ortalama hava sıcaklığı 25 derece, ortalama yağış 1400 ml. Mayıs – Ekim arası yağmurlu, Kasım – Nisan arası yağmurlu olmak üzere 2 sezonu düşünerek yolculuk planlaması yapılmalı. Zengin flora çeşitleri, sadece subtropik iklimlerde görebileceğiniz canlılar doğa fotoğrafçıları ve kuş gözlemcilerinin ilgisini çekiyor. Yön bulma, yürüyüş, doğada bisiklet ve kampçılık da adanın her yerinde yapılabilecek ve turizme açık ilgi alanlarından. Adayı baştan aşağı ya da kısmen bisikletle gezmeye gelenler de var, Okyanus’ta açık deniz balıkçılığı tecrübesi yaşamak için gelen de…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünya Kültür Mirası Şehirleriyle Küba&lt;br /&gt;Fuar kapsamında gezilen şehirlerin katılımcıları en etkileyen tarafı, mimarinin çeşitliliği ve korunmuşluğu oldu. 500 yıl öncesinden, sömürge dönemine ve oradan da günümüz mimarisine her türlü yapılaşma son derece planlı gerçekleştirilmiş ve korunmuş. Küba’da istisnasız bütün şehirlerde, öz kimliğin ve kültürün korunduğunu görürsünüz. Ada’da Dünya Mirası ilan edilen 9 bölge var. Eski Havana, Vinales Vadisi, Trinidad şehir merkezi, Santiago de Cuba’daki San Pedro Kalesi, Granma Ulusal Parkı, Güney Küba’da ilk Fransız sömürgecilerden kalan kahve tarlaları, Holguin’deki Alexander van Humboldt Ulusal Parkı, Cienfuegos ve Camaguey şehir merkezleri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Baracoa&lt;br /&gt;Küba’ya ayak basan ilk İspanyol sömürgecilerin inşa ettiği kent. Kanalizasyon sisteminin bir bölümü hâlâ o dönemden kalma. İspanyol valinin emriyle Küba’daki ilk katedral de burada yapılmış. Katedralin konumu ilginç. Kolomb heykeli ile, ispanyolların katlettiği yerlilerin lideri olan Hatuey heykelleri arasında. Gauntanamo eyaletindeki bu ufak yerleşim koloniyel mimarisi, taşlı yolları, halkın biraraya geldiği ufak meydanları ve parklarıyla, kırsal kültürün ve Küba kasaba yaşamının en iyi gözlenebileceği bir yer. Sanki yarısı bıçakla kesilmişçesine görünen Yunque Dagı, küçük puro atelyeleri ve çikolata fabrikası, sakin kumsalları, insanı ve yaşamıyla Baracoa görülesi bir yer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bayamo&lt;br /&gt;İspanyol sömürge Valisi Velazquez’in isim babası olduğu bu yerleşim Küba kimliği ve milliyetçiliğinin de doğum yeri. Küba’nın İspanyol’lara karşı verdiği bağımsızlık savaşındaki komutan Carlos Cespedes burada doğdu, Küba ulusal marşının ilk notaları burada duyuldu. Adeta bir açık hava müzesi olan Bayamo’da 19.yy’dan kalma fayton kullanma alışkanlığı hâlâ devam ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Trinidad&lt;br /&gt;Trinidad, bütün America kıtasının en iyi korunmuş ve en güzel kültürel miraslarından biridir. 1988’de şehir merkezi ve Iznaga kulesinin olduğu bölge UNESCO kültür mirası ilan edildi. Şekerkamışı üretiminin en gözde olduğu zamanlarda, geçen yüzyılda, tarlalarda çalışan köleleri gözetlemek için kullanılan 45 metrelik kule’nin aslında iki kişi arasındaki, evlenmeyi düşündükleri kızın gözüne girmek için düzenlenen bir yarışma rekabetinden ortaya çıktığı söyleniyor. Kulenin çevresindeki köle barakaları hala görülebilir. İklimi, Karayib denizine yakınlığı ve verimli topraklarıyla hep tercih edilen bir bölge olmuş burası. ‘La Canchanchara’ bu bölgeye özel, bal, rom, lime ile yapılan, serin, tatlı ve ferahlatıcı bir içecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sancti Spiritus&lt;br /&gt;Doğaseverlerin kesinlikle uğraması gereken bir kent. Sömürge tipi mimarinin en güzel, en görkemli örnekleri geniş evlerde, büyük kliselerde, eski sokaklarda ve duvarlarda yansımış. Yayobo Nehri üzerindeki, 1825 yılında inşa edilen Romanespre taş köprüsü Mostar’ı, Taşköprü’yü aratmıyor. Bu kadar uzak coğrafyalarda yüzyıllara direnen ortaklıklar görmek pek güzel. Efsaneye göre, köprü inşaatı sırasında su yerine süt kullanıldığından köprü günümüze kadar ulaşmış. Köprünün hemen yanındaki Quinta Santa Elena restoranında enfes yemekler, tatlı şarap, köprü ve nehir manzarası, güleryüzlü bir servisi uygun fiyata bulabilirsiniz. Yemeğin sonunda ikram edilen birinci kalite romla birlikte tüttüreceğiniz puroyu bu rom’a batırarak içmeyi deneyin! Sancti Spiritus’un Küba müziğine katkısı balladlarıyla olmuş. Şehirde gittiğiniz mekanlarda bu müziğin farklı olduğunu kolayca anlayacaksınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Santiago De Cuba&lt;br /&gt;Küba’nın Karayiblere bakan yüzü. “Junky”lerle tanışmak, Afro-Küba kültürüne ve bir Afro-Küban din olan Santaria’ya inananlarla yakınlaşmak burayı öteki Küba kentlerinden ayıran birkaç özellik. İspanyol işgalinden sonra bir süre Küba’nın başkenti olmuş. İspanya, Afrika, Fransız, Haiti ve Antillerin karışımından oluşan harika bir kültür kokteyli var burada. Haiti’deki devrimden sonra bu ülkeyi terkeden Fransızlar Santiago de Cuba’ya geldiğinden bölgeye girer girmez hissedilen hafif bir Fransız etkisi de var. Pepe Sanchez burada doğduğundan çoğu kimse Bolero’nun da buradan Dünya’ya yayıldığına inanır. Kübalılar içinse burası “Tarihin Başkenti”. Bağımsızlık savaşındaki 29 general burada doğmuş; Jose Marti gerçekte burada gömülü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cienfuegos&lt;br /&gt;Güneyin incisini 1819’da Fransız sömürgeciler inşaa etmiş. Neo-klasik mimarinin en güzel örnekleri boylu boyunca sokakları süslüyor. Cienfuegos fırtınalardan defalarca zarar gördüğünden evler göreceli olarak daha yeni ve modern görünümlü. Cienfuegos, dünyaca ünlü swing kralı Benny Moore’un da doğum yeri. Adına her yıl müzik festivali düzenleniyor. Benny Moore’un düzenli olarak içki içtiği bar, artık bir tatil köyünün içinde kalmış ama özelliğini koruyor. Duvarda anısına kocaman bir portresi asılmış, müziği her yerde çalınıyor. Şehrin merkezi 2005’de Dünya Mirası listesine eklenmiş. Dünyanın üçüncü büyük botonik bahçesi de burada. Cienfuegos’da şehrin içindeki bir “Casa”da kalırsanız her yere ulaşmak kadar halkla kaynaşmak da o kadar kolay olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Havana&lt;br /&gt;Gerçek ismi “San Cristóbal de La Habana” olan başkent Havana 16 Kasım 1519’da kurulmuş. Şehrin ilk kurulduğu yer “Eski Havana”, şimdilerde UNESCO Dünya Kültür Mirası. Geleneksel Küba kültürü ve tatlarıyla batı tarzı yaşam kültürünü bir arada bulacağınız, 24 saati dolu dolu yaşayan bir şehir burası. Restorasyonu hala süren 18.yy’dan kalma evleriyle Havana’nın sahil şeridi boyunca uzanan Malecon’da yürüyüp güneşi batırmadan, Devrim Müzesi ve Karl Marx Tiyatrosunu gezmeden, Hotel National’in bahçesinde okyanusu seyretmeden, Meliha Cohiba otelindeki Havana Club gösterisini izlemeden, Katedral Meydanı, Rom Müzesi’ni ziyaret etmeden Havana’dan geçmeyin. Ayrıca akşamları 21.00’de Havana Kale’sinde, İspanyol askerlerden kalma bir geleneğin canlandırıldığı ”zincir çekme töreni” de izlenmesi gerekenler arasında. Törenin sonunda bir süpriz de size bekleyecek(!)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünya Mirası ilan edilen Eski Havana’nın restorasyonu için yeterli finansman gelmeyince, bu işi üstlenmek üzere, kendi kendine finasman yaratan döner sermaye benzeri bir yapısı olan, Habaguanex adlı ayrı bir işletme kurulmuş. Eski Havana bölgesinde bulunan bütün restoran, kafe ve müzelerin yönetimi bu kuruluşa devredilmiş. Toplanan gelirin %45’i devam eden restorasyonlara harcanıyor, %35’i buralarda çalışanlara, kaln %20’si de devlete veriliyor. 19 yeni otel ve sayısız restoran, kafe, sanat galerisi açılmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki kent daha&lt;br /&gt;Varadero yolu üzerinde bulunan, “Küba’nın Atinası” ya da “Köprüler Şehri” olarak bilinen Matanzas, sahip olduğu zengin kültürel mirasıyla, dünya müziğine yaptığı katkılarıyla görülmesi gereken bir şehir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Villa Clara eyaletindeki Santa Clara’daysa görülecek iki önemli eser var. Ernesto Che Guevara’nın anıtmezarı ve 16. yy’da yapılan San Juan de los Remedios.&lt;br /&gt;**&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küba’da 4-5 yıldızlı otellerde kalmak istemeyenler ya da pansiyon yaşamını sevenler için de Casa Particular (oda-kahvaltı veren özel ev) sistemi var. Günlük, ortalama 20-25 CUC (Convertible Peso) arasında bir bedelle konaklayabilir, buralarda 10-15 CUC fazla ödeyerek, özellikle deniz ürünleri ağırlıklı, lezzetli akşam yemekleri yiyebilirsiniz. Böylece, Kübalıları ve yaşamlarını daha yakından tanıma fırsatı bulabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şehirlerarası ulaşım için tren, otobüs, uçak, araba kiralama gibi birçok seçenek var. Ayrıca meraklıları için bisikletiyle gelip adayı baştan başa gezen gezginleri de görmek olası. Özellikle Havana’daki bisikletli şehir turları oldukça ilginç. Küba’da plakaların renginden aracın kime ait olduğunu anlamakta mümkün: mavi – devlet, sarı – özel, kahverengi – kiralık, siyah – diplomatik ve beyaz – şirket. Eğer kiralık bir arabayla geziyorsanız otostop çeken Kübalıları almanızda bir sakınca yok. Unutmayın ki Küba dünyanın en güvenli ülkelerinden biri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küba’nın özünü oluşturan, 500 yıllık kültürel birikime katkı yapan Küba Mimarisi entellektüellerin ve ressamların esin kaynağı oldu. Eğer Küba’yı ve insanını anlamak istiyorsanız, yüzyılların birikimi ile inşa edilmiş bu şehirleri keşfetmeniz gerekiyor. Nereye giderseniz gidin, Küba’yı anlatan küçük birşey bulacaksanız; bir tat, bir deyiş, bir ritm, bir mimari yapı ya da bir efsane.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Klasik turizm gelirlerinin yanında, son 20 yıldır, Küba’nın verdiği sağlık hizmetleri yılda 40 milyon dolar gelir getiren ve giderek daha ilgi görüp büyüyen yeni bir turizm alanına dönüşüyor. 2005’de, 19.600 yabancı hasta göz, parkinson ve ortopedik hastalıklarla ilgili ameliyat yaptırmak ya da MS tedavisi olmak için adayı ziyaret ettiler. Hatta, Ekim 2007’de, bazı Amerikan ve Kanada vatandaşları sağlık turizminden yararlanmak üzere Küba’ya geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karayiblerin bu en büyük adası, nefes açan, upuzun, beyaz kumlu kumsallarıyla, şehirleşmenin en medeni ve güzel örnekleriyle, tarihi ve doğal dokunun korunmuşluğuyla, ekolojik yaşam biçimiyle, bütün dünyadan turistleri ağırlamaya her zamankinden daha hazır. Küba sizi bekliyor. Ben burada size sadece kapıyı aralıyorum, açıp içeri girmek ve kendi Küba’nızı keşfetmek size kalıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cuba Si! &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://www.birgun.net/life_index.php?news_code=1275644608&amp;amp;day=04&amp;amp;month=06&amp;amp;year=2010"&gt;http://www.birgun.net/life_index.php?news_code=1275644608&amp;amp;day=04&amp;amp;month=06&amp;amp;year=2010&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://www.kahvemolasi.com/sayilar/20100611.asp#cuneytgoksu"&gt;http://www.kahvemolasi.com/sayilar/20100611.asp#cuneytgoksu&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9205713349841316187-7062251175858080875?l=cuneytgoksu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/feeds/7062251175858080875/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9205713349841316187&amp;postID=7062251175858080875' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/7062251175858080875'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/7062251175858080875'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/2010/06/kubada-turizm-faaliyetleri.html' title='Küba’da Turizm Faaliyetleri - 2010'/><author><name>Cüneyt Göksu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18388600054713371494</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='26' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/SSnvdbDOZFI/AAAAAAAAAAM/UWHiPPm-ms8/S220/Cuneyt_Goksu_39.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/TA2JS8l3lwI/AAAAAAAAAVs/XJ76rEtNu0I/s72-c/_DSC2290_1+(Large).jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9205713349841316187.post-1852666022596639604</id><published>2010-05-21T18:07:00.004+03:00</published><updated>2010-05-29T11:52:13.840+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='latin amerika'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gezi Notları'/><title type='text'>Küba Turizm Bakanı ile özel röportaj</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/S_ah31I8MPI/AAAAAAAAAVA/pW4Y-1c3vkg/s1600/Bakan_Cuneyt+(Medium).jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; DISPLAY: block; HEIGHT: 253px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5473740377644871922" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/S_ah31I8MPI/AAAAAAAAAVA/pW4Y-1c3vkg/s400/Bakan_Cuneyt+(Medium).jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“FIT Cuba (Uluslararası Turizm Fuarı) 2010” Küba Turizm Fuarı’nda Küba Devleti’nin davetlisi olarak 31 ülkeden çağrılan, 131 tur operatörü, acenta, havayolu şirketi temsilcileri ve Latin Amerika konusunda uzman gazeteciler arasında, Türkiye’yi ve Birgün gazetesini temsilen; 1 Mayıs 2010’dan başlayarak dokuz gün Küba’daydım; Fuar kapsamında Küba Turizm Bakanı Manuel Marrero’a Küba’nın Turizm Faaliyetleri hakkında sorular yönelttim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Sayın Marrero, Küba bu seneye, geçmiş yıllara göre nasıl başladı ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında bu seneye çok iyi başlamadık fakat Mart/Nisan döneminde arayı kapatarak yılın ilk çeyreğini rekor bir rakamla, 1,053,000 ziyaretçi ile kapattık. Küba Turizm endüstrisi, son 20 yıl içerisinde, Amerika ve Karaiblerin en önemli ve dinamik gelişmesini gösterdi. 1990’da en fazla ziyaretçi alan 23. ülkeydik, bugünlerde 9. sıraya kadar yükseldik. Küba Devletinin desteğiyle, Turizm Bakanlığı, ülkedeki iş imkanlarını arttırmaya yönelik bir dizi faaliyet sürdürmekte. Yeni ve farklı hedefleri olan stratejiler düşünüyoruz. Dünyanın gelişmekte olan bölgelerinde yürüttüğümüz özel kampanyalar var. Bu stratejinin bir parçası olarak bütün Dünya’da aynı anda “Gerçek Küba” adında bir kampanyayı da çok yakında başlatacağız, otellerimizde ve buna bağlı olarak insan gücümüzde sürekli gelişim, eğitim, iyileştirme, modernizasyon ve inşaat faaliyetleri devam edecek. Küresel iklimdeki olumsuz gelişmelere, bölgedeki rekabetin artmasına ve 50 yıllık ABD ambargosundan dolayı Karaiblerdeki turizm potansiyelinin sadece %50’sine ulaşmamıza rağmen, Küba Turizm faaliyetlerini geliştirme çalışmalarını hiç askıya almadı ve almayı da düşünmüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Dünyanın hangi bölgelerinden en çok turist çekiyor Küba ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kanada yıllardır en çok ziyaretçi aldığımız ülke fakat Avrupa’dan gelenlerin sıralaması da sürekli değişiyor. Bunun çeşitli sebepleri var. İspanya, ziyaretçi sayısının sürekli arttığı tek ülke fakat diğerleri oldukça inişli çıkışlı rakamlar gösteriyor, bunun nedenlerini araştırıyoruz. Latin Amerika’ya baktığımızda, Arjantin’in sürekli artan bir ilgisini görüyoruz. Hemen arkasından Kolombiya, Şili ve Peru gelmekte. Meksika, Venezuela ve Brezilya’dan gelenlerin sayısını arttırmak için özel çalışmalar yapıyoruz. Bu yıl fuarın onur konuğu Rusya ile birlikte, Çin ve Hindistan’da öncelikli ülkeler arasında. ABD’lı turistlerin adaya ziyaretleri konusunda, ABD’li yetkililer ile Cancun’da yaptığımız toplantıda gördük ki, ABD’li turizmciler Küba’nın bölgedeki potansiyeli ve ülkenin turizm kapasitesi hakkında çok bilgili değiller. Bu tabii ki ABD’li yöneticilerin yıllardır Küba’ya uyguladığı ablukanın bir sonucu. Türkiye’den gelen turist sayısı bu saydığımız ülkelerle ve Türkiye’nin nüfusu ile karşılaştırıldığında oldukça az kalıyor. Geçen yıl adamızı 9000 vatandaşınız ziyaret etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Turizm Kapasiteniz hakkında bazı rakamlar verirmisiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu anda 50,000 odamız var. Bunların %65’i dört ve beş yıldızlı otellerden oluşuyor. Gelecek 5 yılda 20,000 yeni oda eklemeyi düşünüyoruz. Varadero, Guardalavaca (Holguin), Cayo Santamaría, Cayo Coco ve keşfedilmeyi bekleyen başka adacıklarda yeni otel inşaatlarımız sürüyor. Bu faaliyetlerin yanında havalimanı ve limanların geliştirilmesi, kapasitelerinin arttırılması, uluslararası golf ve balık turnuvaları düzenleyerek uluslararası ilginin daha da artmasını hedefliyoruz. Yabancı yatırımın önemine inanıyoruz. Son 20 yıldır özellikle yabancı yatırımcılarla yaptığımız çalışmalar sonucunda, 66 otel (27,909 oda) uluslararası otel zincirleri tarafından işletiliyor. Küba’nın Turizme ilgisi, önceliği, yatırımı ve bu konuda ki sürekliliği artarak devam edecek. Latin Amerika ve Karaiblerin turizm sıralamasına baktığımızda bu gelişmeyi görüyoruz. 1990’da 23. olarak başladığımız yarışda, 1995’de 14., 1998’de 12. ve 2009’da 9. sıraya yükseldik. Son 20 yılda, 70 farklı ülkeden, 30 Milyon ziyaretçi geldi adaya.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Yatırımları özendirmek ve yatırımcının güvenliği için yasal düzenlemelere gidilecek mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bildiğiniz gibi Küba’da yabancıların iş yeri ya da arazi satın almaları yasak. Fakat yatırımların ve yatırımcının korunması için uzun süreli kiralamaya dönük kanunlar üzerinde çalışılıyor. Özellikle kısa vadeli ziyaretçilerin yanında, adada daha uzun süreli kalmayı özendirecek, apartman daireleri, residanslar vb yatırımların da tesis edilmesini düşünüyoruz. Turizmle ilişkilendirmek koşuluyla, golf sahaları, yat marinaları yatırımları konusunda bir düzenlemenin onayı alınmış durumda. Küba’nın güçlü Turizm altyapısı var ama gelenler kısa kalıyor ve az para harcıyorlar. Yeni girişimler, daha varlıklı turistleri adaya çekmek üzere tasarlanıyor. Bütün bu yatırımları yaparken, doğal güzelliklerimizi korumaya ve çevreyle uyumlu işletmeler inşa etmeye dikkat ediyoruz. Havana’nın bir “kültür merkezi” olarak restorasyonunun yapılmasını buna örnek gösterebilirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Zaman ayırdığınız için teşekkür ederim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben de size teşekkür ediyorum ve Türkiye'ye selam gönderiyorum&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.birgun.net/report_index.php?news_code=1274430783&amp;amp;year=2010&amp;amp;month=05&amp;amp;day=21"&gt;http://www.birgun.net/report_index.php?news_code=1274430783&amp;amp;year=2010&amp;amp;month=05&amp;amp;day=21&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://haber.sol.org.tr/bizimamerika/kuba-turizmde-iyiye-gidiyor-28665"&gt;http://haber.sol.org.tr/bizimamerika/kuba-turizmde-iyiye-gidiyor-28665&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.kahvemolasi.com/sayilar/20100528.asp#cuneytgoksu"&gt;http://www.kahvemolasi.com/sayilar/20100528.asp#cuneytgoksu&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9205713349841316187-1852666022596639604?l=cuneytgoksu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/feeds/1852666022596639604/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9205713349841316187&amp;postID=1852666022596639604' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/1852666022596639604'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/1852666022596639604'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/2010/05/kuba-turizm-bakan-ile-ozel-roportaj.html' title='Küba Turizm Bakanı ile özel röportaj'/><author><name>Cüneyt Göksu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18388600054713371494</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='26' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/SSnvdbDOZFI/AAAAAAAAAAM/UWHiPPm-ms8/S220/Cuneyt_Goksu_39.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/S_ah31I8MPI/AAAAAAAAAVA/pW4Y-1c3vkg/s72-c/Bakan_Cuneyt+(Medium).jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9205713349841316187.post-8509429211224375180</id><published>2010-04-25T10:06:00.004+03:00</published><updated>2010-07-19T23:31:46.336+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='latin amerika'/><title type='text'>Kuba - FIT2010</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/S9PrjBEtKCI/AAAAAAAAAU4/XKAC6_-YE40/s1600/Che_Cocuklar.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; DISPLAY: block; HEIGHT: 300px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5463969759746664482" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/S9PrjBEtKCI/AAAAAAAAAU4/XKAC6_-YE40/s400/Che_Cocuklar.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;1 - 10 Mayıs tarihleri arasında, Dünyanın bir çok ülkesinden katılım sağlanan, 2010 Küba Turizm Fuar'ında, Türkiye'yi ve Birgun gazetesini temsil ederek bulunacağım. Dönüşte Küba ve Latin Amerika'daki gelişmelere ait yeni yazılarda görüşmek üzere...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://www.fitcuba.com/index.php?option=com_content&amp;amp;task=view&amp;amp;id=12&amp;amp;Itemid=26"&gt;http://www.fitcuba.com/index.php?option=com_content&amp;amp;task=view&amp;amp;id=12&amp;amp;Itemid=26&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9205713349841316187-8509429211224375180?l=cuneytgoksu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/feeds/8509429211224375180/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9205713349841316187&amp;postID=8509429211224375180' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/8509429211224375180'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/8509429211224375180'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/2010/04/kuba-fit2010.html' title='Kuba - FIT2010'/><author><name>Cüneyt Göksu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18388600054713371494</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='26' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/SSnvdbDOZFI/AAAAAAAAAAM/UWHiPPm-ms8/S220/Cuneyt_Goksu_39.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/S9PrjBEtKCI/AAAAAAAAAU4/XKAC6_-YE40/s72-c/Che_Cocuklar.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9205713349841316187.post-7156245581075767217</id><published>2010-04-12T09:37:00.004+03:00</published><updated>2010-07-19T23:32:04.694+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beyaz Yaka'/><title type='text'>Orantısız Dışkaynak kullanımı!</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/S8LAGkrNUKI/AAAAAAAAAUw/FwMnAWUGqnE/s1600/outsource.gif"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; DISPLAY: block; HEIGHT: 307px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5459136917483114658" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/S8LAGkrNUKI/AAAAAAAAAUw/FwMnAWUGqnE/s400/outsource.gif" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşletmelerin gittikçe artan bir biçimde, yalnızca ‘sahip oldukları yetenek ve becerileri esas alan işleri’ yapmak istemeleri ve temel yeteneklerini kullanılmadıkları işleri, kurum dışındaki başka işletmelerden alma eğilimleri, dış kaynak kullanımı (outsourcing) uygulamasını ortaya çıkardı. İşletmeler bu sistemi kullanarak, kaynak tasarrufu yapıyor, küçük ve yalın bir yapıya sahip oluyor ve çok iyi bildikleri işler üzerine yoğunlaşabiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kurumun her alanda üstünlük sağlayabilmesi mümkün değil. Eğer kurum herhangi bir alanda bir işlevi yerine yeterince getiremiyorsa veya pahalıya geliyorsa, bunu çok daha iyi yapabilen başka bir işletmeye yaptırabilir. Geleneksel dış kaynak kullanımının temelinde, bir ürünün hammaddesinin dışardan temin edilmesi söz konusuydu. Günümüzdeyse, sadece hammadde de değil, tüm işlerde dış kaynak kullanımı görülmekte. Üreticiler ürünlerini, daha ucuz hammadde ve tedarikçilerin olduğu başka yurt içi işletmelere bazen de yurtdışına yaptırıyor. Bir işletme, anlaşmasını yerel bir işletmeden alıp, 8000 mil uzakta bulunan Uzak Doğu’daki bir işletmeye verebiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte, dışkaynak tanımının “Orantısızlaştırılması”nın temeli burada yatıyor!... Yerel işletmelerden alınıp, yurtdışına ihale edilmesinde. Bunun en güncel örnek girişimini yakın zamanda Akbank’ta görüyoruz, güvenimizin eseri Akbank’ta!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2009 yılında, 2.7 Milyar TL kâr yapan Akbank'ın, TÜİK istatistiklerine göre bilişimcilerinin %20’sinin işsiz olduğu ülkemizde, yeni bilişim stratejisi ile yüksek sayılarda yabancı insan kaynağı çalıştırmakta olduğu ve bu sayıyı sürekli olarak artıracak yeni planlamalar yaptığı görülüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sektörde 30,000’e yakın bilişim işsizi varken, Akbank’ın, bilişim altyapısı için binlerce Hint kökenli bilişimciye iş imkanları yaratıyor olmasının, Akbank'ın kendisine ve Hindistan'a çok yararlı olacağı aşikar. Ancak Türkiye'nin ülke ekonomisine ve bilişim sektörüne katkı yapmadığı ortada.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hindistan, hem yerinde, hem de uzaktan bilişim hizmeti verme konusunda lider durumunda. Ülkemizde yıllardır Hindistan mucizesi konuşulurken, bu alanda Hindistan’a benzemek konuşulurken, bırakın Hindistan gibi olmayı, Hindistan'ın büyümesine katkı veren ülkeler arasında olunması nasıl açıklanabilir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aranan uzmanlık yüksek teknoloji danışmanlığı, ileri seviye problem çözümü vb ülke kaynaklarımız içinde bulunmayan veya çok az bulunan bir gereksinim olsaydı sesimiz çıkmayacaktı ama öyle değil! Aranan kaynak yurtiçinden de sağlanabilir, üstelik bu kadar bilişimci işsizken!. Gerçi yabancı elemanların getirilme izni alınırken, "yurtiçinde bu sayıda bilişimci yok" ya da "Hint'li bilişimci/yazılımcılar, bizimkilerden daha kaliteli" gibi nedenler uyduruluyor ama birinci neden için % 20,6 işsizliği bir daha hatırlayalım, ikinci nedene ise 20 yıllık bilişimci olarak katılmam mümkün değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akbank’ın Binlerce Hintli İstihdam’ı Yasalara Uygun mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4817 sayılı yabancıların çalışma izinleri hakkındaki kanuna göre ülkemizde çalıştırılacak yabancı personel izninin alınabilmesi, “başvurulan iş için ülke içinde aynı niteliğe sahip kişinin bulunmaması” koşuluna bağlıdır. 30,000’e yaklaşan işsiz bilişimcinin Akbank’ın ihtiyaç duyduğu özelliklere uygun olmaması söz konusu dahi olamaz. Bir an bunun doğru olduğunu düşünsek bile, bu durumda da hem Akbank’ın hem de Akbank’a istihdam sağlayan bilişim şirketlerinin yetkin insan yetiştirme konusunda çaba harcamaması ve bu ülkeye yatırım yapmaktan kaçınması doğru mudur?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elektrik Mühendisleri odası, Türkiye’de gerekli nitelikte bilişimci eksiği olmadığını söylemiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elde edilen bilişim gelirlerinin %80’den fazlasının yurtdışına aktarıldığı ülkemizde, kalıcı yatırım yapmaktan kaçınan uluslararası bilişim şirketlerinin dış kaynak kullandırma çabaları hem ülke ekonomisi için büyük umutlar bağlanan Türkiye bilişim sektörünün erimesine hem de işsizlik sorununu çok daha fazla artırmasına sebep olacaktır. Bu firmaların ülke değerlerinden istifade etmesi, buna karşın ülke için sorumluluk taşımayan ve salt daha fazla kazanmak adına yapılan çabaların ne kadar etik olup, olmadığı tartışılırken; diğer taraftan 4817 sayılı yasaya rağmen ve bu işsizlik ortamında yabancı çalışan istihdamının nasıl sağlandığı konusu soru işareti olarak durmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akbank bu kararını uygulamayı sürdürürse, kurumsal kârlılığının artacağı süphesiz ama ülke ekonomisine, insanına, işsizliğe, bilişim teknolojisine ve kendi çalışanlarına katkı yapmayacağı da ortada.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca, Hasankeyf gibi çok önemli bir "Dünya Mirası’nın" Ilısu baraj projesi nedeniyle yok edilmesini kabul etmeyen Avrupa bankaları projeden çekilirken, "kültürel sorumluluk çalışmaları" ile tanınan Akbank, baraj için eksik kalan krediyi sağlayarak Hasankeyf'in yok oluşuna da önayak oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sakıp Ağa hayatta olsaydı, bir aile şirketinden, kurumsala dönüşen, “Güveninizin Eseri, Akbank”ın, bu köklü markanın, gözü sadece para ve kârlılıktan başka birşey görmeyen profesyonellerce alınan bu kararlarla, Türkiye insanına böyle kazıklar atmasına izin verirmiydi acaba ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.birgun.net/forum_index.php?news_code=1270863584&amp;amp;year=2010&amp;amp;month=04&amp;amp;day=10"&gt;http://www.birgun.net/forum_index.php?news_code=1270863584&amp;amp;year=2010&amp;amp;month=04&amp;amp;day=10&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.sendika.org/yazi.php?yazi_no=30126"&gt;http://www.sendika.org/yazi.php?yazi_no=30126&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9205713349841316187-7156245581075767217?l=cuneytgoksu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/feeds/7156245581075767217/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9205713349841316187&amp;postID=7156245581075767217' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/7156245581075767217'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/7156245581075767217'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/2010/04/orantsz-dskaynak-kullanm.html' title='Orantısız Dışkaynak kullanımı!'/><author><name>Cüneyt Göksu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18388600054713371494</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='26' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/SSnvdbDOZFI/AAAAAAAAAAM/UWHiPPm-ms8/S220/Cuneyt_Goksu_39.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/S8LAGkrNUKI/AAAAAAAAAUw/FwMnAWUGqnE/s72-c/outsource.gif' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9205713349841316187.post-6368357891661728509</id><published>2010-04-02T22:28:00.004+03:00</published><updated>2010-04-09T12:05:57.338+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='latin amerika'/><title type='text'>Latin Amerika'da Devrimci Mücadeleler ve Medyanın Rolü</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/S7ZFigK2BEI/AAAAAAAAAUo/tvjdjKSwnfI/s1600/Frank+Gonz%C3%A1lez+.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 377px; DISPLAY: block; HEIGHT: 234px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5455624457659221058" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/S7ZFigK2BEI/AAAAAAAAAUo/tvjdjKSwnfI/s400/Frank+Gonz%C3%A1lez+.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Latin Amerika'nın önemli haber ajansı Küba merkezli Latin Basın Ajansı’nın (Prensa Latina'nın) (PL) başkanı Frank González JMKDD’nin konuğu olarak İstanbul’daydı. Frank González, Latin Amerika'da son yıllarda sürdürülen devrimci mücadeleler ve bunların medyadaki yansımaları üzerine sohbet etti bizlerle, hiç bitmeyen ABD ve Avrupa’nın haksız baskılarına göndermeler yaptı. Istanbul’dan sonraki durakları Ankara, Mısır, Katar ve Angola!... Küba’nın haklı davasını anlatmak için düşmüş yollara.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;PL, Küba Devriminden hemen sonra, 16 Haziran 1959’da, Devrim’in haber ajansı olarak kuruldu. Fikir Fidel’den geldi, Che’de organizasyonu yaptı, böylece PL yayın hayatına başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devrim’in ilk günlerinden itibaren başlayan “karşı devrim” medya kampanyasına karşılık olarak, Küba da “Gerçek Organizasyonu”nu başlattı. 1 Ocak’ta, Devrim’in hemen ertesine, 21-22 Ocak’ta bütün Dünya’dan gazeteciler davet edildi Havana’ya bu kapsamda. Gazetecilerin Fidel’e bir sorusu oldu, suçladığı birileri var mı diye?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cevap netti : “- Enformasyon tekellerini suçluyorum!...”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;PL’nın 27 ülkede, 400 muhabiri var, 7 dilde yayın yapıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Batı medyası Küba, Venezuela ve diğer ülkelerdeki gelişmeleri son derece tek yanlı olarak ele almakta. Son günlerde, açlık grevi sebebiyle ölen mahkumun durumundan yola çıkarak, Küba Devrim’ini sorgulamaya kadar giden kampanyalar bunun en güzel kanıtı. Emperyalist politikalara karşı mücadele ederken tarafsız bir medyanın gerçek olabileceğinin bir kanıtı olarak önümüzde PL; onun varlığı bizlere Latin Amerika'daki gelişmeleri izleme fırsatı verirken, karalama ve yalan kampanyalarının nasıl işlediğini de gösteriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayın González, neden Latin Amerika’da bu derece fazla karşı medya saldırısı olduğunu şöyle yorumluyor; Çünkü burası adeta bir laboratuar. Petras’a göre eğer bu dünyaya bir Karl Marx daha gelecekse, şu anda Latin Amerika’nın bir lisesinde okuyor! Peki bu devrim hareketliliği, Dünya’nın diğer bölgelerinde niye yok? Çünkü Latin Amerika Devrimcileri 3 hedef gözeterek ortaya çıkıyordu;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1) Sömürgeleşmeye son ve siyasi bağımsızlık.&lt;br /&gt;2) Sosyal Adalete dayanan devletler kurmak&lt;br /&gt;3) Diğer Latin Amerika ülkeleri ile uzlaşma ve dayanışma içinde olmak yani kısaca Latin Amerika birliğini kurmak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu 3 maddeyi, Bolivar’da da, Jose Marti’de de, Chavez ve Fidel’de de görüyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Venezuella’nın önderliğinde kurulan Telesur, köklü PL geleneğine zenginlik getirmiş, Internet üzerine taşıdıkları TV yayını ile Latin Amerika’da ki gelişmeleri çok daha yakından ve hızlı izlememize yardımcı olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.birgun.net/latin_index.php?news_code=1270331057&amp;amp;year=2010&amp;amp;month=04&amp;amp;day=04"&gt;http://www.birgun.net/latin_index.php?news_code=1270331057&amp;amp;year=2010&amp;amp;month=04&amp;amp;day=04&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.latinbilgi.net/index.php?eylem=yazi_oku&amp;amp;no=3389"&gt;http://www.latinbilgi.net/index.php?eylem=yazi_oku&amp;amp;no=3389&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.kahvemolasi.com/sayilar/20100409.asp#cuneytgoksu"&gt;http://www.kahvemolasi.com/sayilar/20100409.asp#cuneytgoksu&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9205713349841316187-6368357891661728509?l=cuneytgoksu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/feeds/6368357891661728509/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9205713349841316187&amp;postID=6368357891661728509' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/6368357891661728509'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/6368357891661728509'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/2010/04/latin-amerikada-devrimci-mucadeleler-ve.html' title='Latin Amerika&apos;da Devrimci Mücadeleler ve Medyanın Rolü'/><author><name>Cüneyt Göksu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18388600054713371494</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='26' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/SSnvdbDOZFI/AAAAAAAAAAM/UWHiPPm-ms8/S220/Cuneyt_Goksu_39.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/S7ZFigK2BEI/AAAAAAAAAUo/tvjdjKSwnfI/s72-c/Frank+Gonz%C3%A1lez+.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9205713349841316187.post-6346219544524825267</id><published>2010-03-28T13:27:00.002+03:00</published><updated>2010-03-28T13:33:20.650+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='latin amerika'/><title type='text'>Küba’ya söz söyleyen Avrupa’ya bak!</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/S68wVJ_UEAI/AAAAAAAAAUg/7JPggEmFbgM/s1600/DSC04478-1.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/S68wVJ_UEAI/AAAAAAAAAUg/7JPggEmFbgM/s400/DSC04478-1.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5453630813785821186" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Orlando Zapata Tamayo, 23 Şubat 2010’da, 42 yaşında zaatüre’den ölen, Küba vatandaşı bir tutukluydu.  Siyasi bir tutuklu değil, adi suçlardan aldığı cezasını çeken sıradan bir suçluydu. 1990’dan beri işlediği suçlardan oluşan dosyası da kabarıktı Orlando’nun. Defalarca tutuklanmış olmasına rağmen, hapisten her çıktığında yeniden suç işlemeyi sürdürüyordu. En son işlediği suçtan da 3 yıl ceza almıştı; hapishanedeki şiddet eylemlerine öncülük etmiş, kendisine verilen yemekleri reddedip ailesinin getirdiklerini yemeyi seçmişti. Aralık 2009’da açlık grevine başlayıp, tedavi almayı red edince de zatürre yüzünden yaşamını kaybetti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Orlando’nun bu hazin ölümünden hemen sonra, başta Devlet Başkanı Raul olmak üzere, herkes üzüntüsünü dile getirmiş, olayı tüm açıklığı ile kamuoyu ile paylaşmıştı. Raul’un açıklamasındaki en dikkat çekici cümle, bence, ABD kaynaklı karşı devrim saldırıları bittiğinde, ABD Küba ile barış içinde yaşamaya karar verdiğinde, Küba’nın beyaz yepyeni bir sayfa açarak, ABD ile masaya oturmaya hazır olduğuydu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Durum böyle iken, üstelik başta ABD ve onun beslediği karşı devrimcilerin, Küba devriminden beri Küba’ya yaptığı saldırıların ölüm ya da yaralama şeklinde 5000 kişiyi etkilediğini göz önüne alırsak, bu insanın ölümünün ABD ve Avrupa Birliği tarafından eleştiri malzemesi yapılmasını, üstelik AB Parlamentosu tarafından “insan hakları” ihlali olarak kınanmasını nasıl okumak gerekir ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yarım yüzyıldır devam eden Küba Devrimine olan bağlılığıyla, insanlarını eğiterek sağlamlaştıran, kimseye işkence uygulamayan Devrim yönetimi, Küba’nın güneyindeki Küba topraklarında kurulu ABD işkencehanesi Guantanamo’da olan biteni ve baskıların bir sonucu olarak bu işkencehanedeki tutukluların Avrupa’ya dağıtılmış olmasını Avrupa Birliği’ne dönüp sorguladığında hiç ses çıkmamıştır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne Avrupa Birliği, ne ABD, ne de bunların destekçisi bir başka ülke, 50 yıldır ambargo uyguladıkları bu ülkeye insan hakları dersi vermek durumunda olamaz. Bu kınama Devrimin zor şartlar altındaki başarısını ve saygınlığını her fırsatta lekelemeye çalışmaktan başka birşey değil. Eğer Dünyada suçlularını yeniden eğitip, topluma kazandırma çalışmaları üzerine bir araştırma yapılsa, Küba bu konuda en başarılı ülkelerden biri olarak ortaya çıkabilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ABD’in Irak’taki sayısız insan hakları ihlallerine ses çıkaramayanların, Küba’ya söz söyleme hakkı hiç olamaz. Bu arada, Haiti’ye asker yerine doktor gönderenin de Küba olduğu unutulmamalı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son söz; Avrupa Birliği, Küba vatandaşı Tamayo’nun ölümüne gösterdiği bu hassasiyeti, 50 yıldır dolaylı olarak desteklediği Ambargo’nun kaldırılmasına, Guantanamo işkencehanesinin kapatılmasına, Irak savaşındaki binlerce insan hakları ihlaline, Haiti’deki “oldu bitti” ABD askeri varlığına, Honduras’daki cuntacılara ve daha bir sürü haksızlığa karşı neden göstermez? İşte bu çifte standart samimiyetsizliği açıkça ortaya çıkar mıyor mu, ne dersiniz?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9205713349841316187-6346219544524825267?l=cuneytgoksu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/feeds/6346219544524825267/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9205713349841316187&amp;postID=6346219544524825267' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/6346219544524825267'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/6346219544524825267'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/2010/03/kubaya-soz-soyleyen-avrupaya-bak.html' title='Küba’ya söz söyleyen Avrupa’ya bak!'/><author><name>Cüneyt Göksu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18388600054713371494</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='26' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/SSnvdbDOZFI/AAAAAAAAAAM/UWHiPPm-ms8/S220/Cuneyt_Goksu_39.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/S68wVJ_UEAI/AAAAAAAAAUg/7JPggEmFbgM/s72-c/DSC04478-1.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9205713349841316187.post-5820032968215650947</id><published>2010-03-23T10:25:00.004+02:00</published><updated>2010-03-31T21:03:28.298+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beyaz Yaka'/><title type='text'>Eğitim Bedeli mi, Kan Bedeli mi?...</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/S6h7LO-VosI/AAAAAAAAAUY/1F_swvJFWoY/s1600-h/Beyaz+Koleler+(Large).jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; DISPLAY: block; HEIGHT: 375px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5451742781860324034" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/S6h7LO-VosI/AAAAAAAAAUY/1F_swvJFWoY/s400/Beyaz+Koleler+(Large).jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı şirketler vardır ki, aradıkları niteliklere bağlı olarak, yüksek eğitimli, tecrübeli, kalifiye yani alanında profesyonelleşmiş kişileri işe alıp, personeli yaparlar. Tecrübe ve birikimlerinin şirkete artı değer katacağına, yeni bir bakış getireceğine inanırlar; çalışanlarına bu şartlara göre ücret verirler ya da işe alınanlar da bu duruma uygun pazarlık yaparlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı şirketler vardır ki, yeni mezunları alıp kendi ihtiyaçlarına göre yeniden mesleki eğitimden geçirirler, sertifika programlarına gönderirler, şirket kültürüne göre personeli yeniden şekillendirirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci bölümdeki anlayışı benimseyen şirketlerin bir kısmı, çalışana yaptıkları bu yatırımı, “insana” yatırım gözüyle görüp çok hesabını sormaz; ancak öyle bazıları da var ki, televizyonlardaki örneğin Popstar gibi yarışma programlarında yarışmacılara imzalatılan, ağır yaptırımları olan sözleşmelere benzeyen türdeki şirket sözleşmesini çalışanın burnuna dayar. Buradaki amaç “Sana o ek eğitimi alacak imkanı sağladım, sen de ‘beynini’ bana daha çok satacaksın!” diyebilmektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşağıda gerçek bir sözleşme örneğinden alıntı bulacaksınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;... tarihinden bu yana çalışmakta olduğum ....tarafından, iki hafta süreyle ... eğitimine gönderilmekteyim. Bu nedenle eğitimin amacına ve mahiyetine uygun olarak her ne suretle olursa olsun eğitim süresinin bitiminden itibaren bir yılı tam doldurmadan ...den ayrıldığım takdirde veya iş kanunu 25 maddesi veya iş kurallarına aykırılık nedeniyle işverence iş akdimin feshi halinde eğitim için yapılan ....tl eğitim giderini / her türlü gider ile eğitmenlere ve eğitim firmasına ödenen ve sarf tarihindeki TC Merkez Bankası döviz satış kuru üzerinden ve sarf tarihinden ödemenin yapıldığı tarihe kadar hesaplanacak %15 oranında faize ile birlikte ve çalıştığım süre ile orantı yapılmaksızın herhangi bir ihtar veya ihbara gerek kalmaksızın defaten ödemeyi, belirlenen bu meblağın fahiş olmadığını .... tarihinde gayrikabili rücu kabul, beyan ve taahhüt ederim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sözleşme, bir şirket tarafından eğitim alması sağlanan genç mühendislere zorla imzalatılmak istenmiş ve imzalamayanlar işlerini kaybetmekle tehdit edilmiştir. Üstelik imzalasalar bile işverenin tek taraflı olarak iş akdini fesh edip, üstüne, belirtilen tazminatı ödetme hakkı açık açık yazılarak çalışanların önüne konulmuştur. Dahası, eğitim bedelini TL’ye çevrilip, üstüne bir de %15 gibi acımasız faiz oranı bindirilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genç bir mühendisi işe alıp, onu şirketin ihtiyaçlarına göre eğip, büküp, şekillendirip, üstüne bir de böyle kölelik sözleşmesi imzalattıktan sonra, bütün bu olan biteni, istihdam yaratıp, eğitim vermek gibi algılatmaya çalışmak, modern, mutsuz ve umutsuz köleler yığını yaratmaktan başka birşey değildir; aldatmanın önde gelenidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genç mezunlar, lütfen gözünü açın, bu sisteme alet olmayın. Size bu dayatma yapıldığında en azından düşünmek için zaman isteyin ve en yakın avukata danışın; aman dikkat edin ki, bu çalıştığınız şirketin avukatı olmasın!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.birgun.net/forum_index.php?news_code=1269433510&amp;amp;year=2010&amp;amp;month=03&amp;amp;day=24"&gt;http://www.birgun.net/forum_index.php?news_code=1269433510&amp;amp;year=2010&amp;amp;month=03&amp;amp;day=24&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.sendika.org/yazi.php?yazi_no=29835"&gt;http://www.sendika.org/yazi.php?yazi_no=29835&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://haber.sol.org.tr/serbest-kursu/egitim-bedeli-mi-kan-bedeli-mi-cuneyt-goksu-haberi-25990"&gt;http://haber.sol.org.tr/serbest-kursu/egitim-bedeli-mi-kan-bedeli-mi-cuneyt-goksu-haberi-25990&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9205713349841316187-5820032968215650947?l=cuneytgoksu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/feeds/5820032968215650947/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9205713349841316187&amp;postID=5820032968215650947' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/5820032968215650947'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/5820032968215650947'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/2010/03/egitim-bedeli-mi-kan-bedeli-mi.html' title='Eğitim Bedeli mi, Kan Bedeli mi?...'/><author><name>Cüneyt Göksu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18388600054713371494</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='26' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/SSnvdbDOZFI/AAAAAAAAAAM/UWHiPPm-ms8/S220/Cuneyt_Goksu_39.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/S6h7LO-VosI/AAAAAAAAAUY/1F_swvJFWoY/s72-c/Beyaz+Koleler+(Large).jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9205713349841316187.post-1003124812538977331</id><published>2010-03-08T15:57:00.001+02:00</published><updated>2010-03-08T15:59:13.203+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beyaz Yaka'/><title type='text'>Kadınlarımıza...</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/S5UCmDk5G9I/AAAAAAAAAUQ/ki-qjdrx2H4/s1600-h/BeyazYaka_10+Mart+2010_Bizim+Yaka.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 295px; height: 400px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/S5UCmDk5G9I/AAAAAAAAAUQ/ki-qjdrx2H4/s400/BeyazYaka_10+Mart+2010_Bizim+Yaka.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5446262177192811474" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlginçtir ki, 1 Mayıs İşçi Bayramı geleneği gibi 8 Mart’ın da Dünya Emekçi Kadınlar günü olarak hatırlanması ABD’de ortaya çıkmış. 8 Mart 1857 tarihinde ABD'nin New York kentinde 40.000 dokuma işçisi daha iyi çalışma koşulları istemiyle bir tekstil fabrikasında greve başlar, ancak polis izin vermez, çıkan yangında çoğu kadın 129 işçi can verir. 26 - 27 Ağustos 1910 tarihinde Kopenhag’da ki 2. Enternasyonale bağlı kadınlar toplantısında, (Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı) 8 Mart 1857’de ölen kadın işçiler anısına 8 Mart'ın "Dünya Emekçi Kadınlar Günü" olarak anılması oybirliğiyle kabul edilir. Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu, 16 Aralık 1977 tarihinde 8 Mart'ın "Dünya Kadınlar Günü" olarak anılmasını kabul etti. BM’in web sitesinde günün tarihine ilişkin bölümde, kutlamanın New York'ta ölen işçilerin anısına yapıldığı yazılmamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.un.org/womenwatch/feature/iwd/history.html"&gt;http://www.un.org/womenwatch/feature/iwd/history.html&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye'de 8 Mart Dünya Kadınlar Günü ilk kez 1921 yılında "Emekçi Kadınlar Günü" olarak kutlanmaya başlandı. 1975 yılında sokağa taşındı. "Birleşmiş Milletler Kadınlar On Yılı" programından Türkiye'nin de etkilenmesiyle, 1975 yılında "Türkiye 1975 Kadın Yılı" kongresi yapıldı. 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi herşeyin üstünden silindir gibi geçerken bu kutlamaları da ihmal etmedi ve 8 Mart dört yıl süreyle kutlanamadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Kadınlara karşı şiddet dünyada en yaygın, ancak en az cezalandırılan suçtur.&lt;br /&gt;• Fuhuşa zorlanan ya da bunun için satılan kadınların sayısı yılda 700.000 ila 4.000.000 arasındadır. Cinsel kölelik düzeninden elde edilen kazançlar yılda tahminen on iki milyar dolardır.&lt;br /&gt;• Sistematik tecavüz yeryüzündeki birçok çatışmalarda bir terör silahı olarak kullanılmaktadır. 1994’deki Ruanda soykırımı sırasında 350,000 kadının tecavüze uğradığı tahmin edilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8 Mart, 14 Şubat gibi, kadınlara bir çiçek veya bir biblo gibi davranılan, çiçek çikolata hediye edilen bir gün değildir! Bu gün, tüm dünyada sadece kadın olduğundan sömürülen, kadın işçi olmanın , emeğin ve alınterinin damla damla bir arada süzüldügü, annelerimizin, kardeşlerimizin, eşlerimizin günüdür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu gün, dişiliğini şefkat ve emeğiyle yüceltmiş kadınlarımızın günüdür.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9205713349841316187-1003124812538977331?l=cuneytgoksu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/feeds/1003124812538977331/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9205713349841316187&amp;postID=1003124812538977331' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/1003124812538977331'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/1003124812538977331'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/2010/03/kadnlarmza.html' title='Kadınlarımıza...'/><author><name>Cüneyt Göksu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18388600054713371494</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='26' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/SSnvdbDOZFI/AAAAAAAAAAM/UWHiPPm-ms8/S220/Cuneyt_Goksu_39.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/S5UCmDk5G9I/AAAAAAAAAUQ/ki-qjdrx2H4/s72-c/BeyazYaka_10+Mart+2010_Bizim+Yaka.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9205713349841316187.post-1880943421405897153</id><published>2010-03-07T10:37:00.001+02:00</published><updated>2010-03-08T10:42:19.792+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='latin amerika'/><title type='text'>ORLANDO ZAPATA TAMAYO’YA NE OLDU?...</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/S5S36pPyknI/AAAAAAAAAUI/NaovsBRdmqk/s1600-h/ozapata_1.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 125px; DISPLAY: block; HEIGHT: 168px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5446180067530150514" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/S5S36pPyknI/AAAAAAAAAUI/NaovsBRdmqk/s400/ozapata_1.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;42 yaŞIndakİ Orlando Zapata Tamayo, 23 Şubat 2010’da zatürreeden Küba’da ölen, Kübalı bir tutukluydu. Kamu mallarına zarar vermek ve aşağılamak, devlet yetkililerine karşı gelmek gibi suçlardan 2004’de hüküm giymiş ama hapishanedeki davranışlarından ötürü cezası uzatılmıştı.&lt;br /&gt;Aslında 1990’dan beri suç dosyası kabarık biriydi Orlando. Defalarca adi suçlardan tutuklanmış olmasına rağmen, çıktıktan sonra yeniden suç işlemeye de devam ediyordu. Suç dosyasına bakıldığında, 2001’deki tutuklanma nedeni, karşı-devrim etkinliklerinin içinde olup, bu konuda faaliyet gösteren paralı askerlerin yanında yer almasıydı.&lt;br /&gt;2003’de yeniden tutuklandıktan sonra, hapishanedeki birçok şiddet eylemlerinin de başını çeken biri oldu. Hapishanede verilen yemekler yerine, ailesinin getirdiklerini yemeyi tercih etti. 18 Aralık 2009’da açlık grevine başladı, defalarca hastaneye götürülüp getirildi fakat tedavi olmayı reddettiğinden vücudu zayıf düştü ve zatürreeden öldü. Hastaneye her götürüldüğünde tedavi olmasına ikna için annesi de yanındaydı fakat yine de tedaviyi reddetti.&lt;br /&gt;Orlando’nun ölümü Dünya’daki Küba karşıtları tarafından yine oldukça çok manipüle edildi. Küba Devleti’nin yönetim biçiminin diktatörlüğe benzetilmesine kadar söylenmeyen kalmadı. Bu eleştiriler yapılırken, binlerce Küba vatandaşının, BD tarafından desteklenen devlet terörüyle ölmesi ve yaralanması hep gözardı edildi.&lt;br /&gt;Devrim gerçekleştiğinden bu yana adada faili meçhul cinayet veya işkence olmamasına rağmen, adanın sınırları içindeki, ‘Birleşik Devletler toprağı’ Guantanamo’daki işkencelerin ve cinayetlerin durumu bile bu kadar sorgulanmadı.&lt;br /&gt;Bu hikâyede dikkati çeken bir nokta da, Orlando 2001’de hapse girdikten sonra, Orlando’nun annesinin karşı-devrimci gruplarla çalışmaya başlaması, onlardan para yardımı alması oldu. Orlando’nun ölümü için bu tabii ki bir gerekçe olamaz ama bütün bu olanların arkasında, devletine karşı kışkırtılmış, manipüle edilmiş bir adamın öyküsü de vardır. Bugün artık herkesin çok iyi bildiği ve yalanlamaya bile gerek görmediği bu karşı-devrim organizasyonlardan biri de, merkezi Miami, Florida’da olan, Ulusal Küba–Amerika Vakfı’dır. Bu vakfın tek amacı, 50 yıldır direnen Küba Devrimi’ni dize getirmektir.&lt;br /&gt;Olayın temelinde devletlerin birbirine saygısı yatar. BD, Küba Devleti’nin yönetim ve yaşama biçimine saygı duyup, kabul ettiği anda, Küba Devleti beyaz bir sayfa açıp ilişkileri normalleştireceğini söylemişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birgün&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.birgun.net/latin_index.php?news_code=1267962897&amp;amp;year=2010&amp;amp;month=03&amp;amp;day=07"&gt;http://www.birgun.net/latin_index.php?news_code=1267962897&amp;amp;year=2010&amp;amp;month=03&amp;amp;day=07&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9205713349841316187-1880943421405897153?l=cuneytgoksu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/feeds/1880943421405897153/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9205713349841316187&amp;postID=1880943421405897153' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/1880943421405897153'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/1880943421405897153'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/2010/03/orlando-zapata-tamayoya-ne-oldu.html' title='ORLANDO ZAPATA TAMAYO’YA NE OLDU?...'/><author><name>Cüneyt Göksu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18388600054713371494</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='26' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/SSnvdbDOZFI/AAAAAAAAAAM/UWHiPPm-ms8/S220/Cuneyt_Goksu_39.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/S5S36pPyknI/AAAAAAAAAUI/NaovsBRdmqk/s72-c/ozapata_1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9205713349841316187.post-8820909560977560580</id><published>2010-02-24T10:55:00.003+02:00</published><updated>2010-02-28T18:24:13.117+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beyaz Yaka'/><title type='text'>2012’de 4C’liyiz hepimiz!</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/S4qYnhx-t9I/AAAAAAAAAT4/Fz_ofxpxF74/s1600-h/1image.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 266px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/S4qYnhx-t9I/AAAAAAAAAT4/Fz_ofxpxF74/s400/1image.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5443330904480987090" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazıları için Tekel direnişi artık kabak tadı vermiş!... Ne yapalım yani, artık oradalarsa oradalarmış, zaten hepimiz işsizmişiz, hem onlar bizden daha fazla kazanıyormuş, zaten cebimizde para yokmuş gibi yorumlar kulaklara çalınmakta. Birçok insan istiyorlar ki biat etsinler. Otobüste, vapurda bunları söyleyen insanlar var, duyuyorum...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama bunları söyleyenler farkında değil galiba, çok yakında küresel sermayenin bastırmasıyla, 2012’de geçerli olacak bir Basel III sözleşmesi geliyor!... Basel’le birlikte bir dizi yasa hayata  geçecek. Bugün Tekel işçilerinin yüzyüze kaldığı duruma benzer ama bu defa herkesi kapsayacak ve çoğumuz 4C’li olacak. Yani sendikal hakkı olmayan, her an işinden atılmakla yüzyüze, ne denirse, ne verilirse kabul etmek zorunda olan, beti benzi atmış insan toplulukları olacağız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Basel III, beraberinde serbest iş gücü dolaşımını getirecek. Birçoklarının zaten çok zor bulduğu işini elinden alacak yabancılar ortalığa dökülebilir. Okul diploması, uluslararası düzeyde kabul görmeyen milletler köle olabilir. Dünyanın bir başka ülkesindeki işsiz, Türkiye'de badanacı, burada iş bulamayınca “kapağı ABD’ye atan” Türk mühendis de orada park temizlikçisi olabilir. Tabii o da işi bir Haitili ya da Kolombiyalıya kaptırmazsa!...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nasıl ama?... Vahşi, acımasız, son derece katı rekabetçi, insanları çıkarları için birbirine boğazlatacak kadar yozlaştıran Kapitalizm’e göre bir yaklaşım değil mi? Aynı işi daha ucuza yapan her kim olursa olsun o işi kapabilecek. Yani birçok iş kolu için “ucuzluk” temel kriter olacak, e bu da beraberinde “ucuz” iş kalitesini ve zaten bir çok ülkede hayata geçmiş olan “modern kölelik” sistemini getirecek. Mutsuz köleler, insan toplulukları dolduracak ortalığı. İş bulduğu için birilerine şükredecek insanlar, sorgulamak ise zaten imkansız olacak. İlk bakışta “birileri için” bu rekabetçilik, kulağa hoş gelse de, bundan kim kazanç sağlar sizce? Cevap hazır!... Sadece ve sadece Küresel Sermaye!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaten azalan iş alanlarını, çalışanları birbirine kırdırarak, daha ucuza iş gücü yaratmaya çalışan küresel sermayenin bir ürünüdür bu cin fikirler. Günümüzdeki Tekel işçilerinin öncülük ettiği sorun, aslında yakında bizi neler beklediğinin birer habercisi gibi. Bu yazıyı Birgün gazetesine teslim ettiğim gün itibarıyla direniş sürüyor ve artık bütün ülkenin topyekün desteği işçilerin arkasında. Tekel işçilerinin eylemi işçi sınıfımıza ve topluma bazı noktaları öğretti. İnsanlar AKP’ye karşı direnilebileceğini gördü. Bu direnişin örgütlü olması gerekiyordu. İşçi sınıfının dayanışması, bu direnişin başarısında belirleyici önemdeydi. Halkın maddi ve manevi desteği sağlanmadan, eylemin sürdürülebilmesi olanaklı değildi. Bu eylemin bir yeniliği de, Türkiye’nin dört bir tarafından gelmiş işçilerin, uzun bir süre aynı mekânı, aynı zorlukları, aynı coşkuyu yaşamasıdır. İlk kez, güvenlik güçlerinin saldırısını ve ardından gelen zorlukları birlikte göğüslediler; birbirlerine güvenerek ve dayanarak ayakta kalabildiler. Emperyalist güçlerin işçi sınıfımızı etnik kökenlerine ve inançlarına göre bölmeye çalıştığı bir dönemde, eylemin bu yanı insanları birleştirdi. Bu koşullar, sınıf kimliğinin ve bilincinin gelişmesine önemli katkılarda bulundu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekel işçilerinden “devrim” yapmalarını beklemek hatadır. Tekel işçilerinin önemli bir bölümü muhafazakâr partilere oy veriyordu; kafaları Soğuk Savaş’tan kalma ve cemaatler tarafından biçimlendirilmiş önyargılarla doluydu. Türkiye’de devrim yapmaya niyetli değillerdi; ancak bu eylem sürecinde kendi kafalarında bir devrim yaşadıkları kesindir. Tekel işçilerinin eylemi sırasında yaşananlar, önyargıları kırdı. İşçilerin kafalarındaki bu devrimin etkileri ülkenin birçok bölgesinde uzun vadede etkisini gösterecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O yüzden gözleri açıp neler olduğunun farkına vararak, Tekel direnişinin aslında neyi temsil ettiğini, neye öncülük ettiğini iyi okuma zamanıdır!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;http://haber.sol.org.tr/serbest-kursu/2012-de-4c-liyiz-hepimiz-cuneyt-goksu-haberi-24554&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9205713349841316187-8820909560977560580?l=cuneytgoksu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/feeds/8820909560977560580/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9205713349841316187&amp;postID=8820909560977560580' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/8820909560977560580'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/8820909560977560580'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/2010/02/2012de-4cliyiz-hepimiz.html' title='2012’de 4C’liyiz hepimiz!'/><author><name>Cüneyt Göksu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18388600054713371494</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='26' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/SSnvdbDOZFI/AAAAAAAAAAM/UWHiPPm-ms8/S220/Cuneyt_Goksu_39.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/S4qYnhx-t9I/AAAAAAAAAT4/Fz_ofxpxF74/s72-c/1image.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9205713349841316187.post-2529102507371840432</id><published>2010-02-17T13:07:00.001+02:00</published><updated>2010-02-17T13:09:43.769+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beyaz Yaka'/><title type='text'>PIIGS, BRIC ve STUPID?!...</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/S3vOW5cvP4I/AAAAAAAAARg/byAJBtN6KaQ/s1600-h/BeyazYaka_17+Subat+2010_Bizim+Yaka.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 288px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/S3vOW5cvP4I/AAAAAAAAARg/byAJBtN6KaQ/s400/BeyazYaka_17+Subat+2010_Bizim+Yaka.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5439167867753807746" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ekonomi dünyası zaten kısaltmalardan geçilmiyordu, şimdi de yazının başlığındakileri bilmemiz gerekiyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;PIIGS (Portekiz, Italya, Irlanda, Yunanistan (G) ve İspanya (S))’nın başharflerinden oluşuyor; “Domuzlar” kelimesinin kısaltması. AB içindeki Euro Bölgesinin kırılgan ekonomilerini temsil ediyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BRIC (Brezilya, Rusya, Hindistan(I) ve Çin)’in oluşturduğu grup. Dünyanın şu günlerde en fazla gelecek vadeden, büyük hızla büyüyen ve gelişmekte olan ekonomileri bunlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;STUPID (İspanya (S), Türkiye, İngiltere (U), Portekiz, İtalya ve Dubai). Bu ülkeler de finansal açıkları itibarıyla yönetilmesi en zor ekonomiler olarak sunuldu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;PIIGS grubunda en sorunlu ülke Yunanistan; onların problemi Ispanya, Irlanda, Portekiz ve İtalya’ya sıçrayabilir. Eskiden olsa devalüe edip bir ölçüde kurtulabilecekleri bu problemden şimdi kurtulamıyorlar çünkü Euro Bölgesi’nde iseniz ekonominin kontrolünde tek söz sahibi siz değilsiniz. AB’nin güçlüleri olan Almanya ve Fransa gibi ülkeler PIIGS’lere destek vermek zorunda kalabilir, aksi halde Euro Bölgesi domino taşları gibi dökülür. Bu ülkelerin bölgeden çıkartılması da düşünülmektedir ama o daha büyük problemler yaratır. IMF yardımı da karmaşıktır çünkü IMF genel olarak ABD ve Batı Avrupa ekonomileri tarafından  desteklendiğinden, IMF işin içine girdiğinde Euro Bölge’si ülkelerine nasıl yardım edebileceği konusu formüle edilmiş bile değildir. Daha da kötüsü bu PIIGS’lerin problemi ABD’ye ulaşabilir ki zaten ABD şu anda büyük bir borç içindedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün bu yaygara, güçlü Euro yerine, güçlü ABD Dolarını ortaya çıkarmak için yapılmış bir operasyon da olabilir. Forex piyasasının %30’undan fazlasını EUR/USD’nin teşkil ettiğini ve piyasanın günlük hareketinin de 3 trilyon dolar olduğunu varsayarsak bu paritenin ne kadar önemli olduğu ortaya çıkar. Hatta Dünya için o kadar önemlidir ki, Çin yaptığı alımlarla paritenin dengesini korur zaman zaman. AB, şu günlerde 1.6 olan bu pariteyi, 1.30’lara çekmek istemektedir, bu yüzden de Yunanistan ile ilgili konuyu ortalama olarak Mart başına kadar uzatabilir. Böylece kuru istedikleri seviyeye getirip, ancak ondan sonra gerçek kurtarma planını açıklayabilirler. AB ekonomistleri herzaman 1.45’in üzerindeki paritenin AB için zararlı olduğunu zaten belirtmişlerdi. Sonuçta bu durgunluktan çıkmanın tek kuralı düşük kur ve artan ihracatdır. AB’nin ihracatını artırabilmesi için de kurun ona göre düşük olması gereklidir. Aslında kapalı kapılar ardında oynanan oyun böyle birşeydir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıdaki öngörüden Türkiye için bir ders çıkartırsak, çoğunluğu AB’ye yapılan ihracatın dengelenmesi için Asya, Güney Amerika, Orta Doğu ve Afrika ülkelerine de açılmak gerekiyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün bu analizlerde ve hesaplaşmalarda ilginç olan, Kapitalist sistemin kendi yarattığı bu problemleri, yine kendi reçeteleri ile çözmeye çabalaması!... Hastanın da, Doktorun da aynı olduğu bir olgu ne kadar var olabilir ki ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;17.2.2010 - Birgun&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9205713349841316187-2529102507371840432?l=cuneytgoksu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/feeds/2529102507371840432/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9205713349841316187&amp;postID=2529102507371840432' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/2529102507371840432'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/2529102507371840432'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/2010/02/piigs-bric-ve-stupid.html' title='PIIGS, BRIC ve STUPID?!...'/><author><name>Cüneyt Göksu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18388600054713371494</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='26' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/SSnvdbDOZFI/AAAAAAAAAAM/UWHiPPm-ms8/S220/Cuneyt_Goksu_39.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/S3vOW5cvP4I/AAAAAAAAARg/byAJBtN6KaQ/s72-c/BeyazYaka_17+Subat+2010_Bizim+Yaka.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9205713349841316187.post-2167987981672764472</id><published>2010-02-10T10:38:00.002+02:00</published><updated>2010-02-10T10:40:46.606+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beyaz Yaka'/><title type='text'>Asıl Açılım Burada!..</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/S3Jw8HMx6AI/AAAAAAAAARY/7IW48jxBLFc/s1600-h/Asil+Acilim+Burada.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 84px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/S3Jw8HMx6AI/AAAAAAAAARY/7IW48jxBLFc/s400/Asil+Acilim+Burada.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5436531878216722434" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başta Tekel Direnişi’nin kalesi Ankara’da olmak üzere 4 Şubat 2010’da,  Türkiye’nin greve destek veren bütün işçileri ülkenin tüm kentlerinde kendilerini gösterdiler. O gün yapılan bu eylem bir genel grev degil dayanışma greviydi. Sendikalar da kendi iş kollarında, yapabildiği ölçüde bu eyleme katıldı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ülkenin beyaz - mavi yakalı her işçisi bilmelidir ki, Tekel işçilerini desteklemek, onların yanında olup 4C’ye karşı durmak, gelecekte kendi başlarına örülecek çoraplara karşı şimdiden önlem almak demek. Dayanışma grevinin başladığı ilk saatlerden başlayarak İktidar ve onun yandaş medyası sürekli şu soruya cevap aradı: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“- Eylem başarılı oldu mu?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onların ne yanıt vermeye çalıştığını hepimiz gördük, ama bizim yanıtımız oldukça farklı: eylem başarılı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayı aşan günler boyunca süregelen bu yasal direniş onu ideolojik olmakla suçlayan -ki, olsa ne olacak, yasadışı ilan eden, üstelik doğruyu da söylemeyen AKP iktidarına karşıdır. Başbakana göre, 5000 işçinin Vakıfbank’a yatan parası işçilerce çoktan yatırım hesaplarına aktarılmış, repolara bağlanmış, işçiler nemalanmaya başlamıştı bile! Vay, vay vay... Halbuki Muş çadırından konuştuğumuz işçiler, hesaplarına yatmış paranın üstelik kendi bilgileri dışında, üstelik 20-30 TL hizmet kesintisi de yapılarak, banka tarafından gerçekleştirildiğini, kendilerinin bundan haberleri dahi olmadığını haykırıyorlar. Bravo doğrusu! Böyle bir manevranın bırakın işçileri, hicivci BKM Mutfak ekibinin “Çok güzel hareketler bunlar” adlı gösterisinin skeç yazarı oyuncularının bile hayal edebileceklerini sanmıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Direnişin yaşandığı çadır bölgesine gelince. Evet, burası ideolojik bir yer: Çünkü aynı amaç uğruna bir arada ortak hareket etmenin, birlik olmanın, dayanışmanın, başka bir deyişle her gün daha da yükselen sınıf bilincini buram buram kokluyorsunuz. Burası bir okul: Eylem süresince işçiler ile sokaktaki sıradan vatandaş dahil onları destekleyen herkes öğrendiklerini  yere göğe sığdıramıyor. TKP, ÖDP, EMEP, İP, Halkevleri, TTB, AFSAD gibi STK’lar, öğrenciler, halktan gönüllüler sahada çalışıyor. Gönül isterdi ki bütün muhalefet orada emekten yana yumak olsun. Burada bulunan herkes kazanılmış hakları kaybetmemenin kavgasını veriyor. Açlık grevine yatıp, ölmeyi göze alanların bir kısmı çocukları için bunu yapıyor: 23 yıllık İzmirli bir Tekel işçisi 1200 TL maaş alıyor. Ölürse devlet çocuklarına 1700 TL maaş bağlayacak! “Ölmeye geldim.” diyor, “Ölümüm daha kıymetli.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İzmirlisi, Muşlusu, Diyarbakırlısı, İstanbullusu, Türkü, Kürdü, türbanlısı, eşarplısı, açık başlısı herkes hak mücedelesi veriyor. Çevre esnafı, polisin “Bunların arasında aslında PKK’lılar var, TEKEL işçileri aslında evlerine döndü, burada sadece birkaç temsilci ve örgütler kaldı, mesele TEKEL mücadelesinden çıktı.” şeklindeki kışkırtmalarına kulak asmıyor. Sabah’a kadar açık dükkanlar, büfeler, çay evleri hep işçilerin yanında. Vitrinlerinde “Direnişi Destekliyoruz.” yazıları asılı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ocak 2010 Sonar Anketi’ne göre Türkiye’nin en önemli ilk 3 sorununun oranları şöyle:&lt;br /&gt;Ekonomik sorunlar ve Pahalılık %69,73,&lt;br /&gt;İşsizlik ve İstihdam %67,70,&lt;br /&gt;Kürt Açılımı %35,40 &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu rakamlar direnişin en önemli sloganı “İş, ekmek yoksa, barış da yok.”u haklı kılmıyor mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Açılım da açılım diye zorlayan AKP gelsin görsün. Asıl Açılım burada başladı bile!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fotoğraf : Hüseyin TÜRK (AFSAD)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10 subat 2010 - Birgun&lt;br /&gt;http://www.sendika.org/yazi.php?yazi_no=29150&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9205713349841316187-2167987981672764472?l=cuneytgoksu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/feeds/2167987981672764472/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9205713349841316187&amp;postID=2167987981672764472' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/2167987981672764472'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/2167987981672764472'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/2010/02/asl-aclm-burada.html' title='Asıl Açılım Burada!..'/><author><name>Cüneyt Göksu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18388600054713371494</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='26' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/SSnvdbDOZFI/AAAAAAAAAAM/UWHiPPm-ms8/S220/Cuneyt_Goksu_39.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/S3Jw8HMx6AI/AAAAAAAAARY/7IW48jxBLFc/s72-c/Asil+Acilim+Burada.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9205713349841316187.post-1468555103455294745</id><published>2010-02-03T10:41:00.003+02:00</published><updated>2010-02-06T09:27:18.819+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='latin amerika'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beyaz Yaka'/><title type='text'>ABD’den ikiyüzlülüğe devam...</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/S2k3I21CC-I/AAAAAAAAARQ/_lb1ZAV-6IU/s1600-h/BeyazYaka_3+Subat+2010_Bizim+Yaka+(Large).jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 324px; height: 400px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/S2k3I21CC-I/AAAAAAAAARQ/_lb1ZAV-6IU/s400/BeyazYaka_3+Subat+2010_Bizim+Yaka+(Large).jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5433935050695642082" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Obama geldi hoş geldi; geleli bir yıl oldu ama şu ana dek hep “eli boş” geldi. Geçen hafta kongrede yaptığı konuşmasında işsizliği birinci sorun olarak ele aldığını, yeni iş alanları yaratmak adına “ülke içinde üretimi” arttırmanın yine birinci önceliği olduğunu söyledi. Yani kısaca diyor ki, artık ucuz işgücünün kullanıldığı Çin’deki ve Uzak Doğu’daki üretimi azaltıp, ülke içinde daha çok üretmeliyiz ki, hem işsizlik hem de getirdiği sorunlar azalasın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne güzel, ne kadar “sosyalist” ve “akılcı” bir yaklaşım! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa küreselleşmeye ve ABD’ye bel bağlayan liberaller ile AB’li solcular, Obama’nın dediklerini onlarca yıldır söyleyenleri çağdışı olmakla, geri kalmışlıkla suçladılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabii Obama bunları söyleyip, kendi vatandaşlarına, özellikle işsiz kesime, şirin gözükmeye çalışırken, başkandan bağımsız işleyen ABD’nin derin devlet dış politikası ikiyüzlü çalışmalarına aralıksız sürdürdü. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haiti’de deprem oldu. ABD’nin terörist ülkeler listesine aldığı Küba deprem yaralılarının daha hızlı taşınabilmesi için hava sahasını ABD uçuşlarına açtı. Küba’nın uluslararası kamuoyuna yaptığı çağrıya uyan İspanya, Meksika ve Venezuela başta olmak üzere çok sayıda ülkeden sağlık ekipleri Haiti’de el ele verip çalıştılar, hayat kurtardılar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haiti’deki trajedinin tam ortasında kimsenin neden ve nasıl olduğunu bilemediği bir olay gerçekleşti. ABD Deniz Kuvvetlerine ait 82. Hava İndirme Alayına bağlı askerler Haiti’ye çıkartma yaptı; Ne Birleşmiş Milletler ne de ABD hükümeti bu konuyla ilgili olarak dünya kamuoyuna tatmin edici bir açıklama yapmadılar. Uzaklardan, Çin, İzlanda tonlarca malzeme gönderdi, ABD ise 10.000 deniz piyadesiyle kaş göz arasında adayı işgal ediverdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir başka ikiyüzlülükse, bilişim alanında gerçekleşti. Zaten 50 yıllık ABD Ambargosu ve ABD’nin Uluslararası Telekomünikasyon Birliği’nin kurallarını görmezden gelmesi yüzünden, internet erişimini pahalı ve yavaş uydu sistemiyle yapmak zorunda kalan Küba’nın, ABD’deki en büyük açık kod kaynağı SourceForge’a erişiminin engellendiği haberi geldi. Bu durumda Küba sayfada yer alan programları indiremeyecek ve orada bulunan açık kodlardan faydalanarak yazılım geliştiremeyecek. Bu uygulama Açık Kaynak Kod geliştirmenin özüne tamamen aykırı olduğu gibi, o özün karşısında durduğu “ayrımcılık” olgusunu da destekler nitelikte. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çelişkiler çok açık, ikiyüzlülük de! Küba’da internet kullanımının yeterince serbest olmamasını eleştirken, Kübalıların internete sınırsız erişimini teknik olarak engellemek için elinden geleni yap! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olan bitenler ne ilk ne de son. ABD’nin küresel imparatorluğunu ayakta tutmak için daha çok oyun dönecek, Obama sadece bir figüran, sorun daha derinlerde!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3.2.2010 - Birgun'de yayınlandı&lt;br /&gt;Latin Bilgi : http://www.latinbilgi.net/index.php?eylem=yazi_oku&amp;no=3331&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9205713349841316187-1468555103455294745?l=cuneytgoksu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/feeds/1468555103455294745/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9205713349841316187&amp;postID=1468555103455294745' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/1468555103455294745'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/1468555103455294745'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/2010/02/abdden-ikiyuzluluge-devam.html' title='ABD’den ikiyüzlülüğe devam...'/><author><name>Cüneyt Göksu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18388600054713371494</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='26' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/SSnvdbDOZFI/AAAAAAAAAAM/UWHiPPm-ms8/S220/Cuneyt_Goksu_39.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/S2k3I21CC-I/AAAAAAAAARQ/_lb1ZAV-6IU/s72-c/BeyazYaka_3+Subat+2010_Bizim+Yaka+(Large).jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9205713349841316187.post-8890916613762582862</id><published>2010-01-27T12:02:00.005+02:00</published><updated>2010-01-27T12:07:16.699+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beyaz Yaka'/><title type='text'>15-16 Haziran 1970’den, 2010 Tekel Direnişine...</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/S2AP6huCWLI/AAAAAAAAARA/pGqzkBmoP64/s1600-h/BeyazYaka_27+Ocak+2010_Bizim+Yaka.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 142px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/S2AP6huCWLI/AAAAAAAAARA/pGqzkBmoP64/s400/BeyazYaka_27+Ocak+2010_Bizim+Yaka.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5431358648767109298" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekel işçisinin başına gelenler Türkiye tarihi’nde yeni birşey değil. Ekonomik kriz derinleşip, özellikle emekçiler daha da yoksullaşıp, tepkilerini meydanlara yığdıkça, AKP Hükümeti’nin devlet gücünü en acımasız şekilde kullandığı, toplumsal muhalefeti bastırma gayreti içinde olduğu bir dönemdeyiz. Hak verilmez, alınır deyişinin pratikleşmesinin gereği olarak tekel işçisi, itfaiyeciler, doktorlar, avukatlar, öğrenciler meydanlara indikçe iniyorlar. bu gidişle meydanlar daha da kalabalıklaşacak. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye’deki işçi eylemlerinin ilki ve en esaslısı 15–16 Haziran 1970’de, çalışma yaşamını ve temel sendikalar mevzuatını düzenleyen 274 sayılı İş Yasası ile 275 sayılı Sendikalar Yasası'nda değişiklik yapan tasarının meclisten geçmesiyle başladı. Tasarı, işçilerin istedikleri sendikaya serbestçe üye olmalarını ve beğenmedikleri sendikalardan ayrılmalarını güçleştiren toplu sözleşme ve grev haklarını kısıtlayan hükümler içermekteydi. Yasayla Türkiye genelinde faaliyet gösterebilmesi için aynı işkolunda sigortalı çalışan işçilerin üçte birinin örgütlenmesi barajı getiriliyordu ve konfederasyon faaliyeti gösterebilmesi için sigortalı işçilerin üçte biri kadar üyeye sahip olması isteniyordu. Bu oranın DİSK'in sahip olduğu üye sayının üstünde olduğu tespit edilerek konulduğu iddia edildi. Kanunlaşan tasarı esas olarak Türk-İş'ten DİSK'e işçi akışını önlemeyi amaçlamaktaydı. DİSK ve bağlı sendikalar yeni yasaya tepki gösterdiler. TİP ise sözkonusu yasa değişikliklerini Anayasa Mahkemesi'ne götüreceğini açıkladı ve iptal davası açtı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;15 Haziran 1970 sabahı, DİSK, İstanbul'un belli başlı merkezlerine doğru yürüyüşe geçti. Kentin Anadolu yakasında başlayan yürüyüş Kartal İlçesi'nden yürüyüşe katılan işçilerle E-5 boyunca ilerlerken, kendilerine başka fabrikalardan da katılanlar oldu. Avrupa Yakası'nda ise 15 Haziran’da, Bakırköy - Topkapı - Sağmalcılar güzergahında yürüyüş yapıldı. Göztepe dolaylarında, Otosan Fabrikası işçileri ile DMO işçileri de onlara katıldı ve yürüyüş saat 17:00'ye kadar sürdü. Bir başka yürüyüş kolu da Beykoz ve Paşabahçe'den Üsküdar'a doğru oluştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;16 Haziran'da ise Gebze'den başlayan işçi yürüyüşü, Kartal'dan katılan işçilerle birleşerek Bağdat Caddesi üzerinden Kadıköy İskele Meydanı'na kadar ulaştı. O gün Fenerbahçe Stadı’nın karşısındaki köprünün üzerinde barikat kuran askeri birliğin komutanı teğmen Atilla Özsever’in, Otosan fabrikası işçileri ile karşı karşıya gelindiğinde, 1. Ordu Kurmay Başkanı General Vahit Güneri'nin verdiği "ateş" emrini uygulamaması o günün tarihi anlarındandır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;16 Haziran'da da, kentin Topkapı dışındaki kesimlerinden gelen kollar birleşip, Aksaray üzerinen önce Sultanahmet'e, oradan Cağaloğlu ve valilikten geçip Eminönü'ne geldiler. Valilik, Haliç üzerine yer alan o zamanki iki köprüyü de açtırarak, eylemcilerin Beyoğlu tarafına geçmesini engelledi. Levent ve Beyoğlu'nda da küçük yürüyüş kolları oluşmuştu. Gösterilere pek çok fabrikadan 75 bin dolaylarında işçi katıldı. Gösterilen tepki esas olarak DİSK üyesi işçilerden geldiği halde, yürüyüşlere çok sayıda Türk-İş işçisi de toplu halde katıldı. Olayların birinci günü akşamı Bakanlar Kurulu 60 günlük bir sıkıyönetim ilan etti. DİSK ve bağlı sendikaların yöneticilerinin pek çoğu sıkıyönetim mahkemelerince tutuklandılar ve yargılandılar.16 Haziran'da Ankara, Adana, Bursa ve İzmir'de de olaylar yaşandı. Bu eylemlerin sonucunda, Kocaeli ve İstanbul'da sıkıyönetim ilan edildi, can kayıpları oldu. Kemal Türkler ve diğer DİSK yöneticileri halkı kışkırtmak ve bölücülük propangandası yapmaktan yargılandılar; davalardan beraat ettiler. CHP Genel Sekreteri Bülent Ecevit, Genel Başkan İsmet İnönü ile birlikte partisi adına, TİP'den ayrı olarak Anayasa Mahkemesi'ne başvurdu. Anayasa Mahkemesi, yasa değişikliği konusunda açılmış olan davaları daha sonra karara bağlayarak, söz konusu yasa değişikliklerini iptal etti. Yasa da "Anayasaya aykırı olduğu" için Anayasa mahkemesi tarafından iptal edildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1970 yılının 15-16 Haziran günü, İstanbul kenti işçi sınıfının tarihinde ilk kez kendisi için sokağa çıktığı, polis ve asker barikatlarını aştığı, yıktığı tarihtir. 15-16 Haziran eylemleri özellikle sol siyasi partilere, Türkiye'deki geniş çaplı ilk büyük işçi sınıfı eylemi olduğu için bu kesimler tarafından sahiplenilen bir miras bırakmıştır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;15-16 Haziran, işçi sınıfının oligarşik düzene karşı bir başkaldırısı olmakla birlikte, ne o düzenin demagojik bir biçimde sunduğu gibi "bir ayaklanma provası"ydı, ne de işçi sınıfının iktidarın ele geçirilmesine yönelik eylemiydi. 15-16 Haziran, işçi sınıfının kendi sınıf yararları için, kendi sendikal haklarına yönelik siyasal kararlara karşı bir eylemi olarak, tüm İstanbul'u içine alan tarihsel bir hareketti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;15-16 Haziran’ı hazırlayan ortam ve günümüz şartları ortak birçok paydada birleşir, bunun doğal sonucu olarak da o günkü eylemi gerçekleştirenlerin mirasını bugünkü Tekel direnişinde ve onların sloganlarında görmekteyiz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kazanılmış hakkı, padişahın gelse alamaz&lt;br /&gt;- Bir şiirde bize oku&lt;br /&gt;- Varmısın harcırahsız uçmaya, fazla uçuyorsun, harcırahları götürüyorsun.&lt;br /&gt;- Oğluna GEMİ, damadına ATV, işçiye YÜRÜ EVE!&lt;br /&gt;- Hakkımızı alsak da, zulmünü unutmayacağız&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;27.1.2010 - Birgun&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9205713349841316187-8890916613762582862?l=cuneytgoksu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/feeds/8890916613762582862/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9205713349841316187&amp;postID=8890916613762582862' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/8890916613762582862'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/8890916613762582862'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/2010/01/15-16-haziran-1970den-2010-tekel.html' title='15-16 Haziran 1970’den, 2010 Tekel Direnişine...'/><author><name>Cüneyt Göksu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18388600054713371494</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='26' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/SSnvdbDOZFI/AAAAAAAAAAM/UWHiPPm-ms8/S220/Cuneyt_Goksu_39.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/S2AP6huCWLI/AAAAAAAAARA/pGqzkBmoP64/s72-c/BeyazYaka_27+Ocak+2010_Bizim+Yaka.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9205713349841316187.post-2648909434025123450</id><published>2010-01-26T14:34:00.000+02:00</published><updated>2010-01-27T14:38:06.386+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='latin amerika'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beyaz Yaka'/><title type='text'>ABD ve Çin: Biri kaybediyor, diğeri kazanıyor! – James Petras</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/S2AzSdPn9TI/AAAAAAAAARI/ZffLe4ykywQ/s1600-h/american-flag-made-in-china-laura-padgett+(Medium).jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 300px; height: 400px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/S2AzSdPn9TI/AAAAAAAAARI/ZffLe4ykywQ/s400/american-flag-made-in-china-laura-padgett+(Medium).jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5431397542789641522" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Asya'nın kapitalist önderleri Çin ve Güney Kore, küresel güç olma yolunda ABD ile yarışıyorlar. Asya'nın küresel bu güç olma yolundaki çıkışı, dinamik ekonomik gelişmesi ile devam ederken, ABD aynı iddiasını askeri gücüyla imparatorluk inşa ederek devam ettirmeye uğraşıyor. Financial Times’a (FT) üstünkörü olarak bir göz atıldığında bile 28 Aralık 2009 tarihli sayısında imparatorluk inşaasına dair muhalif yazılar bulabilirsiniz. İlgili tarihteki ABD baskısının birinci sayfasında, "Terörle Savaş" başlıklı yazıda, Obama'nın Teröre destek veren ülkeler listesini genişletmesi ve dünyanın diğer köşelerindeki askeri karışıklığa değinilir. Bu konunun tam karşıtı olarak, yine iki ayrı birinci sayfa yazısındaysa, Çin'in dünyanın en hızlı uzun mesafeli trenini kullanıma sunduğunu, Çin'in ihracat işlemlerinde yerel para birimini koruma adına, ABD Dolarına karşılık, Yuan'ı tercih ettiğini görebilirsiniz. Obama, "Terörle Savaş" konusunda Irak, Afganistan ve Pakistan'dan sonra Yemen'de dördüncü cepheyi açmaya hazırlanırken, aynı gazetenin sayfalarında, Güney Kore'nin Birleşik Arap Emirlikleri'nde, ABD ve Avrupalı rakiplerini alt ederek 20.4 milyar dolarlık nükleer santral ihalesi aldığını görebilirsiniz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;FT'nin 2. sayfasında, Çin'in yeni demiryolları sisteminin, ABD'den nasıl üstün olduğunun haberleri görülüyor: Çin'in ultra-modern tren sistemi, aralarında 1,100 km olan iki şehir arasında 3 saatten az zamanda giderken, ABD'deki kardeşi Amtrak, Boston-Newyork arasındaki 300 km’lik yolu 3,5 saatte geçiyor. ABD demiryolu sistemi yatırımsızlık ve bakımsızlıktan can çekişirken, Çin hızlı hatlar için 17 milyar dolar yatırım yapmakta. Çin 2012'ye kadar, 18 bin km'lik yeni tren hatları inşa etmeyi planlarken, ABD eşdeğer miktarda parayı savaş bütçesine ayırıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çin, üretim sahaları ile işçilerin yaşam alanlarını, limanları, fabrikaları birleştiren çok büyük ulaşım ağları inşaa ederken, FT'nin 4. sayfasında ABD'nin nasıl "Terörle Savaş" ve "İslamcı korkular" arasında sıkışıp kaldığını görüyorsunuz. İslam dünyasına karşı onlarca yıldır sürdürülen bu savaşlar, ABD halkının fonlarda biriken yüz milyarlarca dolar birikimini, halkın yararına olmayan bir savaşa sürüklemek için kullanılırken, Çin bu sürede sivil ekonomisini oldukça iyi duruma getirdi ve modernleştirdi. Beyaz Saray ve ABD Kongresinin, askeri ve sömürgeci İsrail devletini bütün olanakları ve kaynaklarıyla, 1.5 milyar Müslüman toplumuna rağmen desteklediği aynı gazetenin 7. sayfasında anlatılırken, 9. sayfada da Çin'in gayrisafi milli hasılasının 26 yılda 10 kat büyüdüğü haberi yer alıyordu. ABD'nin, Wall Street’e ve askeri harcamalara 1.4 trilyon dolar akıtıp, bütçe açığını ve işsizliği katladığı haberlerine yer verilen 12. sayfada, Çin hükümetin iç üretimi arttırıcı ve teşvik edici ekonomik paketi devreye aldığı, milli hasılayı yüzde 8 arttırırken, işsizliği azalttığı, Asya, Latin Amerika ve Afrika ile ticari bağlarını güçlendirdiği haberleri 12. sayfada yer alıyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ABD'nin,Afganistan ve Irak'taki çürümüş işbirlikçilerinin yeniden seçilmesi ve geçimsiz İsrailli ortağı ile onun aciz Filistinli işbirlikçisinin arasını yapmak için bol bol para ve zaman harcadığı haberi ile, Güney Kore hükümetinin Kore Elektrik Şirketi'nin konsorsiyumu ile o bölgede 20.4 milyar dolarlık nükleer santral ihalesi kazandığı haberi 13. sayfada yer alıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayfa 3'e bakıldığında, ABD iç güvenlik uygulamaları ve potansiyel teröristleri takip etmek için 60 milyar dolar harcarken, Çin hükümeti, Rusya ile enerji alanında ortaklık yapmak için 25 milyar dolar yatırım yapıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;FT'nin tek bir sayısında bile görülen bu başlıklar ve makaleler dünyadaki bu derin farklılıklara işaret etmektedir. Çin önderliğindeki Asya ülkeleri üretim, ulaşım, teknoloji ve madencilik alanında yaptıkları muazzam yatırımlarla dünya liderliğine oynamaktalar. ABD ise tam tersine, kullandığı askeri yöntemlerle yaratmaya çalıştığı imparatorluk ve spekülatif ekonomisi ile inişte... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1) Washington, Asya'daki ufak askeri çıkarlarını gözetirken, Çin, ticari ve yatırım faaliyetlerini, Rusya, Japonya, Güney Kore gibi büyük ortaklarla geliştirmekte. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2) Washington, iç ekonomik kaynaklarını, deniz aşırı sürdürdüğü savaşını fonlamak için kullanırken, Çin, madencilik ve enerji kaynaklarını, üretim alanında işsizliği azaltmak için kullanıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3) ABD, askeri teknolojiye yatırım yaparak mevcut rejimini korurken, Çin sivil teknolojiye yatırım yaparak rekabetçi ihracat alanında öne geçiyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4) Çin, ülkenin iç işlerini yeniden düzenleyip, ekonomisini yeniden yapılandırırken, sosyal dengesizlikleri ortadan kaldıran uygulamalar yapadursun, ABD, mevcut ekonomisini batıran parazitleşmiş finansal sistemini için bütün fonlarını kullanıyor ve karşılığında işsizlik, üretim ve rekabetçilikte en ufak bir yol alamıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5) ABD, Ortadoğu’da, Güney Asya'da, Afrika'da ve Karaibler'de yeni cepheler açıp, asker gönderirken, Çin sadece Afrika'da, 25 milyar dolarlık, altyapı, madencilik, enerji ve fabrika yatırımları yapıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6) Çin; İran, Venezüella, Brezilya, Arjantin, Şili, Peru ve Bolivya ile milyar dolarlık ticaret ve yatırım anlaşmaları yapıp, ihtiyacı olan, dünyanın stratejik enerji, maden ve tarımsal kaynaklarına erişimini güvenlik altına alırken, ABD, Kolombiya'ya 6 milyar dolarlık askeri yardım yapıyor, Venezüella'yı korkutmak adına 7 tane üs açıyor, Honduras'taki askeri darbeyi destekliyor, Brezlya ve Bolivya'nın İran ile ekonomik ilişkilerini eleştiriyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7) Çin, Latin Amerika ile ekonomik ilişkilerini arttırıp, güçlendirip, kıtanın yüzde 80’i ile iletişim halinde olurken, ABD, bölgenin en kötü ekonomik performansına sahip Meksika ile ekonomik ilişkilerini devam ettirip, bölgeyi uyuşturucu kartellerine teslim ediyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuç; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çin istisnai bir kapitalist ülke değildir. Çin’in kapitalizminde, emek sömürülmektedir; refah ve sosyal hizmetlere erişimdeki şahlanmıştır, köylüler-çiftçiler mega baraj projeleri nedeniyle yerlerinden edilmektedir ve Çin şirketleri Üçüncü Dünya Ülkelerinde madenleri ve diğer doğal kaynakları çıkarmak için çılgınca bir çaba içindedir. Ancak, Çin, tarihte hiçbir devletin ulaşamadığı bir hızla ve çok daha fazla insan için üretim sektöründe milyonlarca iş yaratmış ve yoksulluğu düşürmüştür. Bankaları, çoğunlukla üretim sektörünü desteklemektedir. Çin, diğer ülkeleri ne bombalamakta, ne işgal etmekte, ne de yıkmaktadır. ABD kapitalizmi ise, küresel bir askeri güce dönüşmüş, kendi ekonomisininin içini boşaltmış, yaşam standartlarını düşürmüş, deniz aşırı topraklardaki savaşları fonlar hale gelmiştir. Finans, emlak ve ticari sermaye ise, spekülasyondan ve ucuz ithalattan kar ederek üretim sektörünü yok saymıştır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çin, petrol zengini ülkelere yatırım yaparken, ABD onlara saldırmaktadır. Çin, Afganistan'daki düğün törenlerine çatal-bıçak gönderirken, ABD bomba yağdırmaktadır. Çin, doğal madenlere yatırım yaparken, Avrupalı sömürgeciler gibi davranmayıp, gittiği ülkelerde demiryolları, limanlar inşa etmiş, bölgeye ucuz kredi imkanları sağlamıştır. Çin, etnik ve ırkçı savaşları ve “renkli isyanları”, CIA gibi fonlayıp desteklememiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çin kendi büyümesini, ticaret ve ulaştırma sistemlerini öz kaynaklarıyla finanse etmekte, ABD ise sonu gelmez savaşlarını finanse etmek, Wall Street bankalarını kurtarmak ve milyonlar işsiz kalırken üretken olmayan diğer sektörleri desteklemek için mülti-trilyon dolarlık borç altında ezilmektedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ABD, bu sonsuz savaş girdabında iflasa ve iç yıkıma doğru giderken, Çin, gelişmekte ve gücünü piyasalarda deneme şansı bulmaktadır. Çin'in çeşitlendirilmiş büyümesi, dinamik ekonomik ortaklarla ilişkili olup, ABD askeri gücü, uyuşturucudan para kazanan ülkelerle, savaş lordlarının rejimleriyle, göstermelik muz cumhuriyeti olarak adlandırılan ülkelerle ve dünyanın en son ve en kötü ırkçı sömürgeci rejimi İsrail ile temas halindedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çin dünya tüketicilerini baştan çıkarırken, ABD’nin küresel savaşları içerde ve yurtdışında teröristleri kışkırtmaktadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çin ekonomik krizlerle ve hatta işçi ayaklanmaları ile karşılaşabilir ama bununla başa çıkacak ekonomik kaynakları mevcuttur. ABD zaten krizin içindedir ve iç ayaklanma ile yüzleşebilir. Fakat bütün kredisini tüketmiştir, bütün fabrikaları yurtdışındadır, yurtdışı askeri üsleri ve tertibatı bir değer değil, masraf kapısıdır! ABD'deki toplam fabrika sayısı, umarsız işçilerini yeniden istihdam etmek için yeterli değildir: Amerikan işçilerin eski fabrikalarının boş binalarını işgal ettiği bir toplumsal ayaklanma görülmesi muhtemeldir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ABD’nin yeniden normal bir devlet olması için her şeye en baştan başlamalıyız. Bütün yatırım bankalarının ve yurtdışındaki askeri üsler kapatılması, kendi topraklarına geri dönmesi şarttır. Kendi halkımızın ihtiyaçlarına hizmet edecek şekilde sanayiyi yeniden kurma, kendi doğal doğal çevremizde yaşama, bu imparatorluk sevdasından vazgeçip demokratik sosyalist bir cumhuriyet kurma yolunda bir uzun yürüyüşe başlamalıyız. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;When will we pick up the Financial Times or any other daily and read about our own &lt;br /&gt;high-speed rail line carrying American passengers from New York to Boston in less than one hour? When will our own factories supply our hardware stores? When will we build wind, solar and ocean-based energy generators? When will we abandon our military bases and let the world’s warlords, drug traffickers and terrorists face the justice of their own people? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne zaman, Financial Times'ı ya da bir başka günlük gazeteyi elimize aldığımızda kendi yüksek hızlı trenimizle New York - Boston arasını 1 saatten daha kısa sürede geçtiğimizi okuyacağız? Ne zaman kendi fabrikalarımızda, kendi mamullerimizi üreteceğiz ? Ne zaman rüzgar, güneş veya okyanus tabanlı enerji jeneratörleri kuracağız? Ne zaman askeri üslerimizi kapatıp, o destek verdiğimiz savaş lordlarının, uyuşturucu simsarlarının, teröristlerin kendi halklarıyla yüzleşmesini sağlayacağız? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunları hiç Financial Times'ta okuyabilecek miyiz? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çin'de bütün bunlar bir devrim ile başladı... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[lahaine.org adresindeki İngilizce orijinalinden Cüneyt Göksu tarafından Sendika.Org için çevrilmiştir] &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;http://www.sendika.org/yazi.php?yazi_no=28938&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9205713349841316187-2648909434025123450?l=cuneytgoksu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/feeds/2648909434025123450/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9205713349841316187&amp;postID=2648909434025123450' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/2648909434025123450'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/2648909434025123450'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/2010/01/abd-ve-cin-biri-kaybediyor-digeri.html' title='ABD ve Çin: Biri kaybediyor, diğeri kazanıyor! – James Petras'/><author><name>Cüneyt Göksu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18388600054713371494</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='26' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/SSnvdbDOZFI/AAAAAAAAAAM/UWHiPPm-ms8/S220/Cuneyt_Goksu_39.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/S2AzSdPn9TI/AAAAAAAAARI/ZffLe4ykywQ/s72-c/american-flag-made-in-china-laura-padgett+(Medium).jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9205713349841316187.post-5151964045127594486</id><published>2010-01-18T18:39:00.002+02:00</published><updated>2010-01-19T10:53:08.556+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beyaz Yaka'/><title type='text'>Dikkat Direniş Var; Destek verin!...</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/S1Vy1xBc7CI/AAAAAAAAAQA/jSFLx2QjWP8/s1600-h/BeyazYaka_20+Ocak+2010_Bizim+Yaka_Huseyin+Turk.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 214px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/S1Vy1xBc7CI/AAAAAAAAAQA/jSFLx2QjWP8/s320/BeyazYaka_20+Ocak+2010_Bizim+Yaka_Huseyin+Turk.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5428371193883061282" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cuma günü sizler haftanın son günü yorgunluğundan, telaşla eve dönmek için yola çıktınız. Dönerken de sorumluluklarınızı yerine getirmek adına evinizdeki eksikler için alışveriş yaptınız, öğrenciyseniz ödevleriniz için kitap kırtasiye aldınız, sergileri gezdiniz, sinemaya, tiyatroya gittiniz, dostlarınızla bir araya gelip her zamanki mekanlarda içeceklerinizi içip hasret giderdiniz... Ekonomik, sosyal, politik sorunlar içinizi sıkıp bir an önce dinlenmek için en hızlı şekilde eve ulaşıp, sevdiklerinize kavuştunuz ve kanepeye uzandınız...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunları yapamayıp kışın ortasında, yağmuru, çamuru, karı, soğuğu göze alıp, Ankara’da oturma eylemi yapan, Tekel işçisi vardı aynı saatlerde. Dün geceden itibaren, Muş’tan, Adıyaman’dan, Tokat’tan, İstanbul’dan, Adana’dan, Hatay’dan, Batman’dan, Diyarbakır’dan, Malatya’dan, Trabzon’dan denklerini yanlarına almış binlerce insan, illere göre kümelenmiş, yerlere oturmuş bekleşiyorlar. İstanbul grubunun işçi kadınları, bakımlı yüzleri, özenle hazırlanmış çantaları ve kibar Türkçeleriyle oradaydılar. Belki de hayatlarında bir saat bile yağmurlu, soğuk havada dışarıda kalmamış bu kadınlar, ’’Biz bugün burada kaldırımda yatacağız’’ diyorlar. Konuşmaları, bundan önce politik ve sosyal bir eyleme katılmamış olduklarını çağrıştırıyordu. Bu guruptaki işçiler, sessizce, verilecek tavuk döner ve ayrandan oluşan, akşam yemeklerini beklemekteydiler. Adıyaman’dan gelenler seyyar çaycıya yakın olmalarından dolayı ellerinde çaylarıyla bağlama çalan işçiye eşlik edip türkü söylüyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akşam haberleri başlamış, boyalı basının görsel medyasında! Tezgahlar kurulmuş, ışıklar, kameralar, sunucular ellerinde mikrofonlar, kulaklıktan ses bekliyorlar. Ntv, Cnn, Star,Tv8 muhabirleri yanlarında bir gurup işçiyle sessizce başla işaretine kulak kesilmişler. Hayatında hiç basınla karşılaşmamış işçiler öyle kararlı pozlar veriyorlar ki! Bazı kadın işçilerin oylarını şimdiki iktidara verdikleri belli; konuşurken,’’-Tayyip ERDOĞAN çok ayıp ediyor, niye bizim isteklerimize kulağını tıkıyor anlamadım.’’ diye çok da şiddetle eleştiremiyorlar. Adana’dan gelenlerin ne kadar üşüdükleri sarıldıkları battaniyelerden belli. Hatay’lılar akşam yemeği niyetine, getirdikleri çörekleri yiyorlar. Muş’tan  gelenler kürtçe türkü, söyleyip halay çekiyorlar. Herkes coşkulu, etkilenmemek mümkün mü? Sonra Batman’lı işçiler, yanık türkülerle gecenin sessizliğini bölüyorlar. Trabzon’lu işçiler kemençe çalıp horon tepiyorlar. Bu sesler ve bu kararlı bekleyiş; korkmadan geceden ,soğuktan ve yağmurdan. Bir insan panayırı orası. İşleri, ekmekleri ellerinden alınmış insanların mücadele panayırı! Ankara’da ve bütün Türkiye’de insanlar uyuyacaklar ama İstanbullu işçi kadın çocuklarını evinde bırakmış, Adanalı  erkek işçi ücretsiz izin almış. ’’Tayyip’e bir maaş daha hibe ettim’’diyor. Diyarbakırlı kadın işçi gece ne yapacasınız diye sorulduğunda,’’Biz bilmiyoruz,yatmaya çalışacağız sabaha kadar. Aslın kaç gün buradayız, onu da bilmiyoruz.’’diye cevaplıyor. Bulundukları yer Vakıfbank ATM kulübesinin önü!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün Tekel işçisinin başına gelen, yarın “Beyaz Yakalı” bütün işçilerin başına gelir. Görkemli plazalarda da çalışsanız, işvereniniz size bir sürü çekici imkanlar da verse, işçi olduğunuzu, Karl Marx’ın “Dünya’nın bütün işçileri birleşin” deyişini unutmayın!..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mevcut düzen bölmek ve yok etmek üstüne kurguludur, tek çare “birleşmek” ve “dayanışma” içinde olmaktan geçiyor. Tekel işçilerinin bu haklı ve örnek direnişi, her anlamda birleşmenin ve dayanışmanın önemini, gücünü yeniden hatırlatıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Unutmayın, unutturmayın!&lt;br /&gt;  &lt;br /&gt;Birgün - 18 Ocak 2010&lt;br /&gt;Fotograf: Huseyin Turk&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9205713349841316187-5151964045127594486?l=cuneytgoksu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/feeds/5151964045127594486/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9205713349841316187&amp;postID=5151964045127594486' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/5151964045127594486'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/5151964045127594486'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/2010/01/dikkat-direnis-var-destek-verin.html' title='Dikkat Direniş Var; Destek verin!...'/><author><name>Cüneyt Göksu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18388600054713371494</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='26' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/SSnvdbDOZFI/AAAAAAAAAAM/UWHiPPm-ms8/S220/Cuneyt_Goksu_39.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/S1Vy1xBc7CI/AAAAAAAAAQA/jSFLx2QjWP8/s72-c/BeyazYaka_20+Ocak+2010_Bizim+Yaka_Huseyin+Turk.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9205713349841316187.post-5206711798293891733</id><published>2010-01-13T18:13:00.001+02:00</published><updated>2010-01-13T18:17:31.832+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beyaz Yaka'/><title type='text'>Birgün sizinde başınıza gelebilir!</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/S03yDPnortI/AAAAAAAAAPw/VhhaX3mrN8E/s1600-h/BeyazYaka_13+Ocak+2010_Bizim+Yaka.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 300px; height: 222px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/S03yDPnortI/AAAAAAAAAPw/VhhaX3mrN8E/s320/BeyazYaka_13+Ocak+2010_Bizim+Yaka.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5426259263597620946" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu satırları dikkatli okuyun çünkü sizin de başınıza gelmesi belki de an meselesi, yarın iş başı yaptığınızda benzer bir durumda olabilirsiniz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O bir Beyazyakalı. 20 yıl bir kamu kurumunda çalıştıktan sonra emekliliğe hak kazanıyor. Çalıştığı kurumdaki siyasi kadrolaşmanın verdiği rahatsızlıkla bu hak ediş bir araya gelince, 5-6 kişi ekip olarak ayrılmaya ve emekli olmaya karar veriyorlar. Tabii ki kimsenin günümüzün koşullarında çalışmamak gibi bir lüksü olamayacağından bu ekip olduğu gibi “özel” sektör tarafından işe alınıyor. Bu “hazır” ve “tecrübeli” ekibin teknik tecrübesine güvenen şirket yöneticileri de piyasaya yeni sürecekleri ürün için topyekün üretim ve pazarlama faaliyetlerine girişiyorlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Teknik Ekip, hem ne denirse yapıyor, hem de tecrübelerine dayanarak yöneticilerin verdiği kararları, zaman zaman yanlış olduğunu söyleyerek, üzerlerine düşen uyarıları yaparak, söylenenleri yapmaya devam ediyorlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ürünler ortaya çıkıyor ama satış konusunda beklenen hedefler tutmuyor. Aslında ilk hedefler ve rakamlar haddinden fazla yüksek belirlendiğinden, gerçekte olan, beklenen “kâr”ın gerçekleşmemesi!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özel sektör hemen ne yapıyor? Maaliyetleri düşürmek için ekibi kapının önüne koyuyor! Ama daha da komiği ön kapıdan yol gösterilen ekibe şöyle bir teklif yapılıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Siz çalışmaya ve üretmeye devam edin ama biz size sağlık güvencesi, yol, yemek vb. yardımları keselim, aylık “telif hakkı” adı altında çıplak bir para verelim, çalışmaya devam edin! Hem ne güzel ofise de gelmenize gerek yok, evinizden çalışabilirsiniz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu “ahlaksız teklifi” kabul edip, aynı işi daha “ucuz”a yapmaya şimdilik devam etmek zorunda kalıyorlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelinen durum budur!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siz kübiğinizde bir güzel çalışırken bir sabah aynı ahlaksız teklif size de yapılabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hazır olun Beyaz Yakalı’lar...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9205713349841316187-5206711798293891733?l=cuneytgoksu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/feeds/5206711798293891733/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9205713349841316187&amp;postID=5206711798293891733' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/5206711798293891733'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/5206711798293891733'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/2010/01/birgun-sizinde-basnza-gelebilir.html' title='Birgün sizinde başınıza gelebilir!'/><author><name>Cüneyt Göksu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18388600054713371494</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='26' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/SSnvdbDOZFI/AAAAAAAAAAM/UWHiPPm-ms8/S220/Cuneyt_Goksu_39.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/S03yDPnortI/AAAAAAAAAPw/VhhaX3mrN8E/s72-c/BeyazYaka_13+Ocak+2010_Bizim+Yaka.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9205713349841316187.post-713697338095905631</id><published>2010-01-06T13:52:00.001+02:00</published><updated>2010-01-09T13:54:19.364+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='latin amerika'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beyaz Yaka'/><title type='text'>2010 geldi ama “O” hâlâ gelmedi!...</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/S0huW3n5UVI/AAAAAAAAAOs/isVJIhGcrBA/s1600-h/BeyazYaka_6+Ocak+2010_Bizim+Yaka_2.JPG"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 260px; height: 150px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/S0huW3n5UVI/AAAAAAAAAOs/isVJIhGcrBA/s320/BeyazYaka_6+Ocak+2010_Bizim+Yaka_2.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5424707090335224146" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Devrim Arabaları” filminden aklımda kalan iki cümle var:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bu ülkede hiçbir başarı cezasız kalmaz.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bu ülkede adı “Devrim” olan bir aracın yollarda yürümesine asla izin vermezler.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Film, 27 Mayıs 1960 askeri darbesi sonrası ülkemizden bir alıntı ve gerçekliğe dokunur; bir avuç mühendisin zor şartlarda, “Cemal Aga”nın hayalini gerçekleştirmek için verdiği mücadeleyi anlatır; Amerikancı, kapitalist ve dışa bağımlı üretim süreçlerinin savunuculuğunu ve gizli temsilciliğini yapan üst düzey bürokratlarla, “idealist” ve “aydınlık” mühendislerin çekişmesini ve sonunda basının gerçeği değil de, görmek istediğini halka duyurması sonucu yaşanan topyekün hayalkırıklığını da... Ticari olarak başarılı olmasada, toplumsal morali yükseltecek bir projenin nasıl tırpanlandığının hikayesidir “Devrim Arabaları”.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendi devrim arabamızı yapmaya çalıştığımız o yıllarda, bizden çok uzak bir ada ülkesinde, Küba’da devrim oldu. Devrim arabamızın yitip gitmesinin aksine Kübalılar Kapitalizm’in baskılarına boyun eğmeyip direndiler. Devrimi savunup ayakta tutmanın yapmaktan daha zor olduğunu, 50 yıl sonra bugüne taşıyarak bütün dünyaya gösterdiler, ödedikleri bedellere karşın emsalsiz bir örnek yarattılar. Hâlâ da dimdik ayakta duruyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye’de artık bütün ülkeyi topyekün heyecanlandıracak “Devrim Arabaları” gibi bir proje yok, ona liderlik edecek kollektif akıl yok, zaten böyle bir iddia ise hiç yok! Yaşadığımız ekonomik ve sosyal bütün problemlere ait çözümler, çökmüş kapitalist sistemin içinden yeniden türetilen reçetelerle önümüze sunuluyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kriz yok, “Keriz” var diyorlar, yüzümüze yüzümüze!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6 Ocak 2010 - Birgun&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9205713349841316187-713697338095905631?l=cuneytgoksu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/feeds/713697338095905631/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9205713349841316187&amp;postID=713697338095905631' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/713697338095905631'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/713697338095905631'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/2010/01/2010-geldi-ama-o-hala-gelmedi.html' title='2010 geldi ama “O” hâlâ gelmedi!...'/><author><name>Cüneyt Göksu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18388600054713371494</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='26' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/SSnvdbDOZFI/AAAAAAAAAAM/UWHiPPm-ms8/S220/Cuneyt_Goksu_39.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/S0huW3n5UVI/AAAAAAAAAOs/isVJIhGcrBA/s72-c/BeyazYaka_6+Ocak+2010_Bizim+Yaka_2.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9205713349841316187.post-7871370115431783369</id><published>2009-12-23T13:48:00.002+02:00</published><updated>2010-01-09T13:52:03.918+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bilişim'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beyaz Yaka'/><title type='text'>Yaşasın Özgür Yazılım!</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/S0ht2NRti7I/AAAAAAAAAOk/eBV6Kt83P5c/s1600-h/560-linux-large.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 206px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/S0ht2NRti7I/AAAAAAAAAOk/eBV6Kt83P5c/s320/560-linux-large.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5424706529212074930" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Linux işletim sistemi Dünya’da özgür yazılımın simgesi olduğundan beri, bu yazılımın çevresini donatacak ek “açık” yazılımların gelişmesine ve yaygınlaşmasına da ciddi önayak oldu. Bu konu çoktan bir avuç yazılımcının cevval çalışmasını aşmış, Dünya’ya mâl olmuş ve bir çok yerde uygulamaya geçmiştir. Birçok ülke özellikle kamu kurumlarında Microsoft’a ödenen lisans paralarından kurtulmak için Linux ve OpenOffice çözümlerini kullanmaya başladı. Ülkemizde Pardus olarak adlandırılan ulusal işletim sistemimiz de vardır ve kullanılmaktadır. Her yeni bilgisayar alan bilir, içinde MS Windows işletim sistemi de beraberinde yüklü olarak gelir. Bunun lisans parası da aslında bilgisayara ödediğiniz paranın içindedir. Ama her bilgisayarcının da bildiği üzere, hiç bir bilgisayar işletim sistemi olmadan iş görmez ama MS Windows’da tek ve yegâne işletim sistemi değildir! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu gerçekten yola çıkarak Pardus Kullanıcı Derneği Başkanı ve aynı zamanda Linux Kullanıcıları Derneği üyesi Av. Nihad Karslı’nın Kasım 2008′de satın aldığı bilgisayar ile birlikte MS Windows’u istememesi nedeniyle açtığı dava 14 Aralık 2009 saat 10.25′te sonuçlandı. Ankara 1.Tüketici Mahkemesi’nin verdiği karara göre MS Windows’un ederi olan 140 TL faizi ile birlikte kullanıcıya iade edilecek. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karslı, davayı "işletim sisteminin bilgisayarın ayrılmaz bir parçası olmadığı ve tüketicinin tercih etme hakkı olduğu" üzerinden yürütmüş ve "dayatılarak satılan işletim sisteminin ederinin iadesi"ni istemişti. Özellikle linux gibi özgür yazılıma dayanan işletim sistemlerini kullananlar için, bilgisayarlara yüklü olarak gelen Windows için boş yere para ödeniyor ve mağduriyetlere yol açıyordu. Kararın uygulanması durumunda bilgisayar fiyatlarında 100-200 TL arası düşüşler görülebilecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Microsoft, Windows işletim sistemleri için hazırladığı Son Kullanıcı Lisans Sözleşmesi'nde, "kullanıcıların sistemi kullanarak sözleşme şartlarını kabul etmiş sayılacağını, eğer şartları kabul etmiyorlarsa sistemi kullanmayarak üreticiden ürün parasını geri isteyebileceği"ne yer veriyor. Pratik kullanımda ise donanım satıcıları böyle bir şey talep eden tüketicilerden, donanım ve işletim sistemi beraber tüm ürünü geri iade etmelerini isteyerek bu şartı geçersiz hale getirebiliyorlardı. Microsoft'un daha önce çeşitli davalara sözkonusu olan, kendi işletim sistemini yüklemeyen donanım üreticilerine, sistem lisans maliyetini arttırma yönünde yaptığı baskılar da lisans sözleşmesinde bahsedilen hakkın fiilen kullanılmasını engelliyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Linux Kullanıcıları Derneği, davanın kazanılması üzerine yaptığı basın açıklamasında kullanıcıları, "satıcı firmanın zorluk çıkarması durumunda, mahkemenin verdiği örnek karar ile tüketici heyetine başvurarak, masrafsız bir şekilde istemediği işletim sistemini iade ederek ederini geri alabileceği" konusunda bilgilendirdi. Dernek basın açıklamasında davanın sonucuyla beraber beklentilerini " özgürlüğünü kullanan bilinçli bilgisayar kullanıcılarının oluşması, ülkemizde uluslararası firmaların kendi ülke hukuklarına göre hazırladığı son kullanıcı sözleşmelerinin değil, Türkiye Cumhuriyeti yasalarının geçerli olduğunun bilinmesi" olarak belirtti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özetle, “Tüketiciler Bilgisayar Alırken İstediği İşletim Sistemini Almakta Özgürdür.” ve“MS Windows için Para Ödemek Zorunda Değildir!”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;23 Aralık 2009 - Birgun&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9205713349841316187-7871370115431783369?l=cuneytgoksu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/feeds/7871370115431783369/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9205713349841316187&amp;postID=7871370115431783369' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/7871370115431783369'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/7871370115431783369'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/2009/12/yasasn-ozgur-yazlm.html' title='Yaşasın Özgür Yazılım!'/><author><name>Cüneyt Göksu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18388600054713371494</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='26' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/SSnvdbDOZFI/AAAAAAAAAAM/UWHiPPm-ms8/S220/Cuneyt_Goksu_39.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/S0ht2NRti7I/AAAAAAAAAOk/eBV6Kt83P5c/s72-c/560-linux-large.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9205713349841316187.post-756339449513911369</id><published>2009-12-16T13:47:00.000+02:00</published><updated>2010-01-09T13:47:52.282+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beyaz Yaka'/><title type='text'>TKP’den Örnek Eylem!</title><content type='html'>İstanbul Büyükşehir Belediyesi Metrobüs’e %30 zam yaptığında, TKP’li gençlerin öncülük ettiği sıkı bir direniş ve eylemle karşı karşıya kaldı. Eylemlerin arkası geldi ve diğer partiler, STK’lar da benzer tepkileri gösterdiler.  “İstediğimizi yaparız, nasılsa kimse tepki vermiyor” anlayışındaki kent yönetimi eylemli tepkileri vatandaşın haklı olduğunu söyleyerek geri adım atacakmış gibi davrandıysa da söz konusu zam hala geri alınmadı. Özellikle gençlerin öncülük ettiği, halkı da içine katmaya çalıştıkları ve ısrarla sonucun izlendiği bu eylemler dizisi  -oldukça bölgesel ve çok özel bir konuda dahi olsa bile- bütün ülkeye örnek oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu örnek gösterdi ki bu ve benzeri konularda her ilçede, ilde, bölgede yani ülkenin bütün yeleşimlerinde ideoloji, etnisite, dil, din, vb ayrım gözetmeksizin, ortak olarak “acı ve sıkıntı çektiğimiz” konuları tespit edip üzerine gitmeyi sağalyacak bir enerjiyi gerektiriyor. Bunların bazıları küçük boyutlu olabilir, ama aslolan sonuç almak ve üzerimize gelen, ezen, tüketenlere karşı mevzii kazanmak değil midir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bana “sıkıntı ve acı” veren bazı uygulamaları liste başı olarak yazıyorum; kalanları da siz ekleyin;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1) İlköğretimde, sağlık harcamalarında alınan “katkı payı” haksızdır, yanlıştır, kaldırılmalıdır.&lt;br /&gt;2) İstanbul’da belediye otobüslerinde şöförlerin otobüs içinde Akbil’i olmayanlara sattıkları kontör için aldıkları ek para haksızdır, yanlıştır. Bu paranın kime gittiğiyse tam bir muamma.&lt;br /&gt;3) Avrupa’nın belki de dünyanın en pahalı akaryakıtını kullanmak enayicedir. &lt;br /&gt;4) Hiç kullanmadığınız sabit telefona ayda 12-15TL para ödetmek soygunculuktur. Ülkenin en karlı tek kitini özelleşirmeye kurban ettikten sonra, saçma sapan kampanyalarla onu yeniden çekici hale getirmeye çalışmaksa ayrı bir saçmalıktır. &lt;br /&gt;5) Yıllardır biriken işsizlik fonunun Hazine’ye devri ise haksızlığın önde gidenidir. &lt;br /&gt;6) ...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;16 Aralık 2009 - Birgun&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9205713349841316187-756339449513911369?l=cuneytgoksu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/feeds/756339449513911369/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9205713349841316187&amp;postID=756339449513911369' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/756339449513911369'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/756339449513911369'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/2009/12/tkpden-ornek-eylem.html' title='TKP’den Örnek Eylem!'/><author><name>Cüneyt Göksu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18388600054713371494</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='26' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/SSnvdbDOZFI/AAAAAAAAAAM/UWHiPPm-ms8/S220/Cuneyt_Goksu_39.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9205713349841316187.post-8416174904553298033</id><published>2009-12-02T13:45:00.000+02:00</published><updated>2010-01-09T13:46:49.595+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beyaz Yaka'/><title type='text'>Beyaz Yakalı “Proleter”ler!</title><content type='html'>Proleter = Emekçi (TDK Sözlüğü)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşar Kemal’in Proleter başlıklı bir hikayesi vardır: Yolcu taşıyan bir minibüs şoförünün borç – harç aldığı aracının arkasına, diğer şoförlerin arabalarının arkasını arabesk içerikli yazılarla doldurdukları bir dönemde, “Proleter” yazdığı için başından geçenler anlatılır. Kemal bu genç şöförü arayıp bulmuş, hikayesini dinlemiş ve kendine özgü üslubuyla bizlerle buluşturmuştu. Bu hikayenin anafikri, genç şöförün ait olduğu sınıfa olan saygısını yaptığı işe yansıtmakla kalmayıp, bunu son derece naif ve insani olarak hiçbir art niyet ve propoganda amacı da olmadan çevresiyle paylaşmasıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hikaye 1970’lerin Türkiye’sinde yaşanmış...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günümüze gelirsek, 12 Eylül’ün yarattığı erezyona ve değişen dünya koşullarının tüm olumsuzluğuna rağmen minibüsüne “Proleter” yazacak cevval bir şoför bulmak zorken, üretim araçlarının mavi yakalılardan, beyaz yakalılara doğru yön değiştirmesiyle gerçekte “proleter” olduğunun farkında birçok ofis emekçisine ratlamak mümkün. Beyazyakalı profesyoneller bir dönem iş imkanlarının bu kadar da “kaygan” bir zeminde olmadığı dönemlerde, bireysel yetkinliklerinin kendilerine verdiği özgüvenle gerçekte birer “proleter” olduklarını unuttular; ait oldukları meslek sınıfının duygu, düşünce ve ortak çıkarlarının birbirine bağlanmasını yani dayanışmayı da kelime dağarcıklarından çıkardılar. Oysa bunların ait olduğu sınıfın, fabrikada üretim hattındaki bir kaynakçının içinde bulunduğuyla aynı olduğunu anlaması için ekonomik kriz mi olması gerekiyordu? Cevap: EVET! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beyazyakalılar! Sizler de son tahlilde işçi ve proletersiniz! Emeğinizi satarak, karşılığında kazandığınızla yaşamınızı geçindiriyorsunuz. Birlik olarak, yani sendikal hareketin içinde yer almakla, işverene karşı daha büyük bir birlik ve pazarlık gücü oluşturursunuz, yani daha güçlenirsiniz. Proleteryanın, yani emekçilerin sınıfsal çıkarları sadece yaşadıkları topraklarla değil, bütün insanlığın ve geleceğinin çıkarlarıyla özdeştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya proleter olduğunuzu unutmayıp dayanışma içinde hareket ederek güçleneceksiniz, ya da beyaz köle olarak yok olacaksınız. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2 Aralık 2009 - Birgun&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9205713349841316187-8416174904553298033?l=cuneytgoksu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/feeds/8416174904553298033/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9205713349841316187&amp;postID=8416174904553298033' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/8416174904553298033'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/8416174904553298033'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/2009/12/beyaz-yakal-proleterler.html' title='Beyaz Yakalı “Proleter”ler!'/><author><name>Cüneyt Göksu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18388600054713371494</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='26' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/SSnvdbDOZFI/AAAAAAAAAAM/UWHiPPm-ms8/S220/Cuneyt_Goksu_39.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9205713349841316187.post-7666911723209682104</id><published>2009-11-25T13:42:00.001+02:00</published><updated>2010-01-09T13:44:04.366+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beyaz Yaka'/><title type='text'>Kübik çalışanları, birleşin!</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/S0hr-u8Wf3I/AAAAAAAAAOc/KGFwt5BuNJY/s1600-h/devrimcigenclik.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 216px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/S0hr-u8Wf3I/AAAAAAAAAOc/KGFwt5BuNJY/s320/devrimcigenclik.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5424704476664987506" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçinde bulunduğumuz dönem ve yaşanılan vahşi kapitalist süreç, tam da sendikaların, beyaz yakalıları bir çatı altında toplayıp sendikalaştırması için en uygun zamandır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Acaba sizi temsil edeceğini söyleyen sendikanın, kübiğinize uğrayıp sizi ikna etmeye çalışması zamanı gelmemişmidir? Çoktan gelmiştir!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bakın YeniDünya’da durum ne; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun süredir fabrikalarda organize olmuş, mavi yakalı kol işçilerinin haklarını savunan sendikaların, kongre ve başkanın da desteğini aldıktan sonra yeni bir hedefi var artık; beyaz yakalı profesyoneller! Obama’nın bu konuda sözde değil, özde davranıp, Ulusal Çalışma Konseyi ziyaretinden sonra üstelik bir de program açıklaması konuya ilgiyi oldukça arttırdı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1950’den beri sendikalara üye olan çalışanların sayısında ciddi düşüş var. Tahminlere göre özel sektörde çalışanların sadece %7’si sendikalı. Fakat ABD’de işsizliğin tarihi rekor yapması ve devletin de sendikalaşmaya olan ilgisinden dolayı bu rakamın yükseleceği tahmin ediliyor. Cornell Universitesinden Çalışma Tarihi profesörü Bay Daniel’e göre, “Geleneksel olarak, beyaz yaka çalışanları bireysel profesyonelliklerine, sıkı iş disiplinlerine güvenerek ve dayanarak başlarının çaresine baktılar ve sendikalardan uzak durdular. Profesyonel çalışanlar ve işverenleri arasındaki ilişki güven ve karşılıklı çıkarlara dayanıyordu. Üretken oldukları sürece ödüllendirileceklerini biliyorlardı. Fakat milyonlarca beyazyakalının işlerini hızla kaybetmesi veya kalanların da daha çok çalışıp, daha az kazanmaları sonucu ABD’nin kübiklerinden farklı sesler çıkmasına sebep oldu. O eskiden beri sahip oldukları sadakat ve aidiyet duygusu yerini korkuya ve güvensizliğe bıraktı. Artık bu korkuda yavaştan yerini kızgınlığa terkediyor. Böylece beyaz yakalı profesyonellerin sendikalaşma sürecine ister istemez yakınlaşmasını sağlayan doğal bir süreç başlıyor”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Yönetim ve Profesyoneller arasında ki ilişkiyi de artık üst yönetimin kuralları belirlemiyor. Borsa’ya kote şirketlerin yönetim politikaları direkt yatırımcının verdiği hedeflerle belirleniyor. Yöneticiye de bunları uygulamak düşüyor. Dolayısıyla yöneticilerin bu profesyoneller üzerinde “şirket sadakati” poltikası ile ikna gücü de artık anlamını yitirmiş durumda.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ABD’de bunlar olurken, bizim beyaz yakalı, mühendislerimizin, bankacılarımızın, idari işlerde çalışan profesyonellerin ve daha birçok plaza insanının takkeyi önüne alıp düşünme zamanıdır. İşimizi son derece kaliteli ve disiplinli yapmamız, profesyonel olmamız o işde kalacağımız anlamını taşımıyor ve bir gün kendimizi kapının önünde bulursak bizi ancak ve ancak dayanışma kurtaracak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;25 Kasım 2009 - Birgun&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9205713349841316187-7666911723209682104?l=cuneytgoksu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/feeds/7666911723209682104/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9205713349841316187&amp;postID=7666911723209682104' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/7666911723209682104'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/7666911723209682104'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/2009/11/kubik-calsanlar-birlesin.html' title='Kübik çalışanları, birleşin!'/><author><name>Cüneyt Göksu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18388600054713371494</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='26' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/SSnvdbDOZFI/AAAAAAAAAAM/UWHiPPm-ms8/S220/Cuneyt_Goksu_39.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/S0hr-u8Wf3I/AAAAAAAAAOc/KGFwt5BuNJY/s72-c/devrimcigenclik.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9205713349841316187.post-100100133054094310</id><published>2009-11-09T11:49:00.003+02:00</published><updated>2010-01-11T16:45:29.128+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='latin amerika'/><title type='text'>Küba Yazarlar Birliği Başkanı Nancy Morejón ile Küba Edebiyatı üzerine bir söyleşi</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/S0s5dmCjLII/AAAAAAAAAPo/ZXRjfHLKlH0/s1600-h/nuestra_cuba.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 213px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/S0s5dmCjLII/AAAAAAAAAPo/ZXRjfHLKlH0/s320/nuestra_cuba.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5425493356688125058" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/S0s5dUv5nhI/AAAAAAAAAPg/IVDcN3LI81g/s1600-h/Kapak-12_+(Medium).JPG"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 226px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/S0s5dUv5nhI/AAAAAAAAAPg/IVDcN3LI81g/s320/Kapak-12_+(Medium).JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5425493352046501394" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nancy Morejón, Küba’nın ulusal lideri, edebiyatçı, şair, Jose Marti’yi yetiştiren topraklarda, Küba’da, 1944 Ağustos’unda dünyaya geldi. Küba’da devrimin olduğu yıl henüz 14 yaşındaydı. Devrimden iki yıl sonra da ilk şiir antolojisi yayınlandı. Karaiblerin ilk siyahi kadın edebiyatçısı olduğunu vurgulayan Nancy, bunun devrimle gelen önemli bir fırsat olduğunun da altını çiziyor. Şanslıyız ki, Nancy’nin bu özellikleri onu İstanbul’a Tüyap Kitap fuarına kadar getirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nancy, tütün işçisi bir babanın ve terzi annenin tek çocuğu olarak Havana’da dünyaya geldi. Anne tarafı köklerinin Çin ve Avrupa’ya kadar uzanması, babasının da Afrika kökenli olmasının getirdiği çok kültürlülük onun bütün edebi eserlerine, özellikle şiirlerine yansıdı. 14 yaşında tanıştığı Devrim, ona daha önce hiç ulaşamadığı ve onun gibilerin dışlandığı, eğitim, kültür ve sanatsal faaliyetlerin kapısını araladı. Havana Üniversitesi’nde Fransız Dili ve Edebiyatı eğitimi aldı. Arthur Rimbaud, Paul Éluard, René Depestre gibi birçok Fransız edebiyatçının eserlerini Küba’ya kazandırdı. Küba Komünist Parti’sinin aktif bir üyesi olmamasına rağmen, hem devrimin onun entellektüel hayatına kattıklarının hem de kendisinin ülkenin entellektüel birikimine yapacağı katkıların farkındaydı. Küba’yı terk eden meslektaşlarının aksine, o köklerine, özellikle de Afrikalı geçmişine bağlı kaldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün gelinen noktadaki durumu “Yeni Dünya’da artık öz İspanyol ya da Afrika denilen birşey yok; biyolojik ve kültürel olarak yaşanan birleşmenin sonucu her ikisinin de özelliklerini taşıyan yeni Afro-Hispanik kültürden bahsedilebilir.” diyerek anlatan Nancy’ye göre, kendinden önceki dönemde, Afro-Hispanik kadınlar ırk, cinsiyet ve sosyal sınıfları nedeniyle zaten yokmuşcasına yaşıyorlardı, edebiyat alanında olabilmeleri de söz konusu bile olamazdı. Devrim'in Karaiblere yayılmasıyla seslerini duyurmaya başlayan kadınlar, Nancy’nin öncülüğünde ilk edebiyat ürünlerini de vermeye başladılar. İlk kitabı 1962’de yayınlandı. Bunu 12 koleksiyondan oluşan bir şiir serisi, 3 monografi, 1 oyun ve 4 ciltlik Küba ve Karaibler tarih ve şiir antolojisi izledi. Yazdığı birçok şiir antolojilerde, edebi dergilerde ve medyada yer aldı. Eserleri 10 dile çevrildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nancy 7 yıl boyunca Latin Amerika Edebiyat Birliği - Karaibler Bölümü’nün yöneticiliğini yaptı. Küba ve ABD arasındaki seyahat olanaklarını neredeyse imkansızlaştıran Bush Yönetimine kadar da ABD’ye sık sık giderek üniversite ve enstitülerde ders ve seminerler verdi. Çalışmalarının büyük bölümü 2003 yılında, ABD’de “Wayne State” Üniversite Yayınları adlı yayınevince basıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halen “Küba Yazarlar Birliği Başkanı” olan Nancy Morejon ile Jose Marti Küba Dostluk Derneği’nde buluşup konuştuk. İstanbul’a yaptığı bu ziyaretin ona Nazım Hikmet’i hatırlattığını söyleyen Nancy’ye göre, Küba ve Türkiye arasındaki ilk kültür bağı Nazım. Nazım’la hem Küba’da, hem de Arjantin’de karşılaşma fırsatı bulmuş. Nancy’nin Türkiye ile ilgili ilk düşünceleri de bu dönemde ortaya çıkmış. Türkçe’de ilk duyduğu kelime “Mehmet” olmuş, Nazım’ın oğlunun ismi!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Küba Kültürü nedir, nasıl tariflersiniz? Nasıl ortaya çıkmıştır, tarihçesi nedir? Bu kültürün oluşumu ve gelişiminin sizin üzerinizdeki etkileri neler?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küba Kültürü, çok kültürlü olarak tanımlanabilecek Karaib kültürünün bir parçası. Nikolas Gianni’de bu köklü kültürün en güzel temsilcilerinden biri. Çok kültürlü olunmasının bir temel nedeni bu bölgenin yüzyıllar boyunca, İspanyollar ve batılılar tarafından sömürge olarak kullanılmış olması. Sadece İspanyol kaşif Kristof Kolomb’un değil, Fernando Ortiz ve Alman Alexsandar Rumbo’nun da bu çok kültürlülüğe katkıları büyük. Kolomb’un bu bölgeyi, Küba topraklarını, keşfedip keşfetmediğine dair Küba’da, 1992’de büyük bir tartışma oldu, öyle ki sonuçta, Kolomb’un aslında adayı ziyaret eden bir turist olduğuna karar verdik. Şimdi İstanbul’da bulunduğum için kendimi kentinizi keşfetmiş biri sayabilir miyim? Ya da İstanbul’un hepsi benim dersem mantıklı olur mu? Bir yeri keşfetmekle, işgal etmek arasında önemli bir fark var. Kolomb yalnızca bir kaşifti ve işgalcilerden biri değildi. Zaten öldüğünde de çok fakirdi. Kolomb’dan sonra adaya Vali olarak gönderilen Velasquez gerçek bir işgalciydi. Toprklarımızda bulunan ikinci önemli kaşifse Rumbo adlı bir Almandı. Antil Adalarının antropolojisini, arkeolojisini keşfederek önemli bir hizmette bulundu. Yazdığı kitap sayesinde kendimize ait bilinmeyen birçok konuyu öğrenmiş olduk. Antropolog, Avukat ve Dilbilimci üçüncü kaşif de Ortiz. İki yıl kaldığı Küba’da, bizim gözümüzde, Küba’yı gerçekten keşfeden bir kaşif oldu. Ortiz’in keşifleri Afrika kültürünün Küba kültüründe edindiği yeri betimlemesi açısından çok önemli. “Köle Siyahiler” adında yazdığı bir kitabı var. Bu kitaptan kölelik tarihiyle siyahilerin dini inançlarının değişimi arasındaki bağı ele alınıyor. Baskıcı kölelik sistemi, Afrika kökenli inanç sistemlerini de zorla değiştirmeye çalışmıştı. Nikolas Gianni de bu karmaşık yapının çözümleyicisi ve Ortiz’in takipçisi oldu. Alberto Gomez de Jose Marti’nin yakın arkadaşı olarak Küba tarihinde yer alıyor. Dolayısıyla, Ortiz, Gomez ve Marti Küba Kültürü’nün temelini oluşturan isimler olarak karşımıza çıkıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küba Kültürü, İspanya ve Afrika kültürlerinin bir arada olduğu çok güçlü bir birleşimdir ve melezdir. Dışardan bakıldığında bazen İspanyol, bazen de Afrika’nın baskın olduğu düşünülürse de aslında herhangi birinin ötekine baskın olması kesinlikle söz konusu değil. Irkların ve kültürlerin harmanlandığı tam bir bileşim. Ülkemizde en batıdaki Pinar Del Rio’dan en doğudaki en uzak köşeye kadar herkes İspanyol’ca konuşuyor. Sadece Sierra Maestra farklılık gösteriyor. Orada Haiti’den kaçan göçmenlerle şeker kamışı hasadında mevsimlik çalışmaya gelenler farklı bir dil konuşuyorlar. Santiago De Cuba’da Haiti anadilinin konuşulduğunu da görebilirsiniz ama bunlar anadillerinin yanı sıra İspanyolca’yı da iyi bilirler. İşin özü, Küba’da doğan herkes Küba’lıdır; ikinci, üçüncü nesil gibi ayrımlar yoktur. Bu yüzden Latin Amerika edebiyatıyla doğrudan ilgimiz var çünkü aynı dili konuşuyoruz. Giani Afrika ve İspanya köklerimizi en iyi sentezleyen bir ulusal şairimizdir. O, İspanya’dan gelen Avrupa kültürünü de hiç reddetmedi. Ama eserlerinde asıl odaklandığı nokta Afrika-Köle kültürü. Küba Kültürü tarihine yakından baktığımızda, bütün bir 19. yüzyılın kölelikten kurtuluş ve ulusal mücadele için harcandığını görürüz. Babası Kanarya Adaları’ndan gelen bir polis olan Jose Marti adaya geldiğinde henüz 8 yaşında bir çocuktu. İlk gördüğü şey kamçılanan siyahlar oldu ve bu gördüklerini hayatı boyunca hiç unutmadı. Zaten ilk kitabı da bununla ilgili. 1800’lerin sonundaki savaş dönemi aslında Küba Ulusu’nun temellerinin atıldığı dönem olarak adlandırılır. Jose Marti ve Antonio Maceo bu dönemi niteleyen iki önemli figürdür. O dönemde köle ticaretini İngilizler yapıyordu. O dönemde görülen birçok karşı hareket kölelik düzenine değil, aslında kölelerin getirilişine karşı çıkmak üzere yapılıyordu. Asıl Devrimci hareket köleliğe topyekün çıkanlar tarafından başlatıldı. Jose Marti’nin bir sözü bu hareketin tam anlamını ortaya koyar: “Bir Kübalı, bir beyazdan, siyahtan ve melezden daha üstündür.” Bu sözle Marti, Küba’nın bütün bu ırkların karışımından oluştuğunu ve birbirine üstünlük sağlayamayacağını vurgular. İşte tüm bunlar Küba ulusu ve kültürünün de oluşum temelleridir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen yıl Küba Edebiyatının 400. yılı kutlandı. Bu süreçte Jose Marti’nin, Nicholas Giani’nin, komünist birçok şairin bugünkü beni oluşturduğunu söylemek mümkün. Şiir bizim için bir bayrak gibidir. Örneğin Marti’nin şiirleri Moncada Kışla Baskını’nın tetikçisidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Babanız gemici olduğundan ABD’ye gidip gelirmiş ve Jazz müziği çok severmiş. Jazz’ın yaptığınız edebiyata etkisi oldu mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Gülüşmeler) Hayır hayır olmadı… Babam bir zamanlar Luis Armstrong’la çaldığını da söylerdi. Nat King Cole da dinlerdi ama Jazz’ın edebiyatıma etkisi olduğunu söyleyemem. Küba Kültürünün özünü Küba Müziği belirler. Küba Müziği, Jazz’ı etkilemiş olabilir. Örneğin; ABD’de kullanılan Konga vurmalı çalgısının da, Küba Tamburu’ndan geldiği söylenebilir. O enstrüman da Afrikalı kölelerle Küba’ya ulaşmıştı. Giani’nin şiirlerinde sokak çalgılarının motiflerini görüyoruz. Aslında “Kübanidad” denilen bir bileşimden sözedilebilir, Tambur Afrika’dan, Gitar İspanyollar’dan, Ud Araplardan… Bunların tamamının çalındığı bir ülke düşünün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Jose Marti ve Maceo’nun 19.yy edebiyatına etkisini görüyoruz. Peki Che, Fidel gibi çağdaş liderlerin edebiyata etkileri nedir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küba edebiyatının da bugünkü çağdaş yaşamı yansıtan bir edebiyat olduğunu düşünüyorum. Hikayecilerimizin Hamingway’den ve Marquez’den etkilendiğini söylemek mümkün. Casa De La America’nın (Amerikan Evi) bu konuda oldukça fazla çalışması var. Buradaki belgelerde ve kolajlarda Küba edebiyatının etkilendiği olguları görmek mümkün. Che ve Fidel sadece edebiyatımızı değil bütün hayatlarımızı etkilemiştir. Che bir efsanedir ve bugün bile dünya için yaşamasına ihtiyaç vardır. Edebiyat ve resim sanatında 1960’lardan beri, Che ve Camillio konulu çok fazla eser verildi, veriliyor. Onlar birçok sanatçıya esin kaynağı oldular, olmayı da sürdürüyorlar. Örneğin, ben Camillio’nun bağımsızlık savaşında Pinar Del Rio’da bulunmasından oldukça etkilenmiştim. Bu nedenle, anma etkinliklerinde onun şiirlerini okumayı hâlâ sürdürüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Bush yönetimine kadar ABD’ye kültürel etkinlikler için gidip geliyordunuz. Fakat Bush’un seyahat yasaklarından sonra bu yolculuklara önemli sınırlamalar getirildi. Yeni Başkan Obama’nın Afro-Amerikan kökenli olmasının Küba’lı edebiyatçıların ABD’ye yapacakları yolculuklara bir kolaylık getireceğini düşünüyor musunuz ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Irak savaşı süreci neo-faşist bir süreçti. Bush diolog için bütün olanakları yıktı. Irak savaşında zaferini ilan ettiği tarihte Teksas’taydım. Savaş ilan edildiğinde ve Bağdat’a bombalar yağmaya başladığında, Miami’de sokaklarda “Bağdat – Havana – Bağdat – Havana ….” sloganları atıldı. Bu sloganları atanlar, Bağdat’a atılan bombalardan Havana’ya da atılmasını istiyordu. 2003’de yaşanan bu olay, Bush’un neleri yıktığını gösteren güzel bir örnektir. Barış ödülü alan Obama’nın Bush’dan bir farkı olması için, farklı birşey yapması gerekir, ablukanın hafifletilmesi, Guantanamo hakkındaki düzenlemeler gibi… Ama henüz böyle birşey yok! Ne olacağını da sadece Tanrı bilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Şiir sizin için nedir ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir ateştir. İlhama çok inanıyorum ama sezgilerime de güveniyorum. Şiir sözcüklerle yazılır. Öte yandan şiir yazmak için felsefeden, günlük olaylara kadar çok şeyin okunması gerekir. Tam o yaratım anında, sadece beyaz bir sayfa vardır ve o beyaz sayfa korkusunu yenmek gerekir. Birkaç satır yazdıktan sonra şiiri biraz bekletmek ve geri döndüğünüzde kelimelerle dolu olan sayfada tekniğinizi konuşturmak gerekir. Hiçbir zaman programlı olarak şiir yazılabileceğine inanmıyorum. O yüzden sone yazmak için belli bir maaşın verildiğini tahmin etmiyorum. Her gün şiir yazamazsınız. Şiir ya oluşur ya da oluşmaz, bunun bir zamanı olamaz. Yazarken kendinizi küçük bir tanrı gibi görmenizde yersizdir; şiiri her yerde yazabilirsiniz. Gördüğünüz her şeyden bir şiir çıkartabilirsiniz. Duygusallığın ve düşüncenin şiirin oluşmasında ayrılmaz iki bileşen olduğunu düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küba Devrimiyle gelen değişim süreci Nancy’ye değişik penceler açma fırsatı sunmuş. Nancy’nin şiirleri tarihi bir bellek hizmeti görüyor ve Nancy’nin kişiliğinde, siyahların geçmişte yaşadıklarının günümüze aktarılmasına aracılık ediyor. Nancy’nin ulusalcılık ve kimlik anlayışı da önemli. Afro-Kübalılığı kültürel bir kimlik olarak algılıyor. Şiirlerinde zamansallık hakim; geçmişe gidiş günümüze geliş ve insanın, toplumun dönüşümü…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9205713349841316187-100100133054094310?l=cuneytgoksu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/feeds/100100133054094310/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9205713349841316187&amp;postID=100100133054094310' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/100100133054094310'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/100100133054094310'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/2009/11/kuba-yazarlar-birligi-baskan-nancy.html' title='Küba Yazarlar Birliği Başkanı Nancy Morejón ile Küba Edebiyatı üzerine bir söyleşi'/><author><name>Cüneyt Göksu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18388600054713371494</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='26' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/SSnvdbDOZFI/AAAAAAAAAAM/UWHiPPm-ms8/S220/Cuneyt_Goksu_39.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/S0s5dmCjLII/AAAAAAAAAPo/ZXRjfHLKlH0/s72-c/nuestra_cuba.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9205713349841316187.post-7249281628450779077</id><published>2009-11-04T17:00:00.000+02:00</published><updated>2010-01-09T13:42:15.667+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='latin amerika'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beyaz Yaka'/><title type='text'>ABD’de ve Birleşmiş Milletler’de yeni birşey yok!</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/SzYlKJ_oOWI/AAAAAAAAAH0/MSvSqURti7o/s1600-h/kuba_abluka.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 318px; FLOAT: left; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5419560057998686562" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/SzYlKJ_oOWI/AAAAAAAAAH0/MSvSqURti7o/s400/kuba_abluka.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;28 Ekim 2009 Çarşamba günü, 50. yılını henü doldurmuş olan, ABD’nin Küba’ya karşı uyguladığı ticari ambargonun kınanması ile ilgili, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda bir oylama gerçekleşti. 18 yıldır yapılagelen bu oylama her zamanki gibi ezici bir çoğunlukla Küba lehine sonuçlandı; 187 destek oyuna karşılık, 3 karşı oy ve 2 çekimser! Sadece ABD, İsrail ve Palau’nun “desteklediği” bu ticari ambargonun Dünya’nın geri kalanı tarafından nasıl “desteklenmediği” yeniden gözler önüne serildi. Küba Dışişleri Bakanı, Bruno Rodríguez Parilla, oylama sonrası yaptığı konuşmada, Başkan Obama’nın artık yorulmuş olan Küba-ABD ilişkilerini canlandırmak ve kolaylaştırmak adına bazı adımlar atmasına rağmen, Bush döneminden kalan, tıp malzemelerinin ihracatının engellenmesi, Küba ile iş yapan diğer ülke firmalarının tazminat davaları ile bezdirilmesi gibi politikaların olduğu gibi yerinde durduğunu söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ABD son aylarda, Küba ve Amerika’da karşılıklı yaşayan akrabaların ziyaretlerini, para göndermelerini kolaylaştıran, gıda ticareti ve iletişim alanında bazı ticari kanalların açılmasını sağlayan girişimler yapmasına rağmen, Eylül ayında bu rezil ambargoyu bir yıl uzatmaktan da geri kalmadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rodriguez, Ambargo’nun hiç bir zaman, Küba Halkının vatansever duygularını yok etmeye yönelik hedefine varamayacağın, bununla beraber, ülkede zaman zaman sıkıntılara yol açtığını da söylemekten geri durmadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buna karşılık ABD’nin BM’deki daimi temsilcisi Susan E. Rice, Küba’nın uluslararası standartlarda sosyal, politik ve ekonomik özgürlüğe ulaşmadığı sürece bu ambargo ile yüzyüze olacağını söyledi. Kısaca ABD“ya bana boyun eğeceksin, ya da ambargoya devam!” demekte&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyük umutlarla geldiği söylenen Obama, kendinden önceki Demokrat Başkanlar kadar bile olamadı! Clinton döneminde akademik ve kültürel alanlarda iki ülke arasında çok fazla program gerçekleşmiş, Carter döneminde bütün seyahat yasakları kaldırılmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Obama’ya göre “Küba, iç işlerinde halkına uyguladığı baskıyı kaldırmadığı sürece ambargo devam edecekmiş ama buna rağmen ilişkileri geliştirmek istiyormuş”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz buna Türkçe’de “Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu” deriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nerden baksanız tutarsız, saygısız ve son derece içi boş bir yorumdur!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Soruyorum, ABD’yi kim yönetiyor? Sizce gerçekten Nobel Barış ödüllü bir ABD Devlet Başkanı mı?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9205713349841316187-7249281628450779077?l=cuneytgoksu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/feeds/7249281628450779077/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9205713349841316187&amp;postID=7249281628450779077' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/7249281628450779077'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/7249281628450779077'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/2009/10/abdde-ve-birlesmis-milletlerde-yeni.html' title='ABD’de ve Birleşmiş Milletler’de yeni birşey yok!'/><author><name>Cüneyt Göksu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18388600054713371494</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='26' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/SSnvdbDOZFI/AAAAAAAAAAM/UWHiPPm-ms8/S220/Cuneyt_Goksu_39.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/SzYlKJ_oOWI/AAAAAAAAAH0/MSvSqURti7o/s72-c/kuba_abluka.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9205713349841316187.post-5292707258115642514</id><published>2009-10-28T13:39:00.001+02:00</published><updated>2010-01-09T13:40:21.704+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='latin amerika'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beyaz Yaka'/><title type='text'>ABD İşçileri Sosyalist bir Devrim Yapabilir mi?</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/S0hrGFqgpNI/AAAAAAAAAOU/rO1_bmFArZY/s1600-h/comradeobama.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/S0hrGFqgpNI/AAAAAAAAAOU/rO1_bmFArZY/s320/comradeobama.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5424703503511626962" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amerikan İşçileri devrimci bir potansiyele, sosyalist düzen kuracak birikime sahip midir? Amerikan tarihine bakıldığında bu sorunun cevabı olumsuzdur. ABD’yi yöneten kapitalist sınıfın yöneticileri, onların politik uzantıları ve oldukça rahat yaşayan orta sınıfın dışında kalan kitle mevcut sisteme ve düzene karşı “diş bileme”sine rağmen bunu radikal olarak değiştirmek için birşey yap(a)mamıştır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kapitalist sınıfın kendi seçtiği, kontrol ettiği bir yönetici kitlesi vardır, medyayı, parayı, üretimi elinde tutar, ülke politikasına yön verir. Bunun farkında olan entellektüel kesim de, kültür ve iletişim kanallarını kullanarak toplumu uyandırmaya çalışırlar, tıpkı bütün coğrafyalarda olduğu gibi. Kapitalist sınıfın bu yönetim şekline ilk önce Afro-Amerikan denilen, siyah kesim karşı çıkmıştı. Bu bir sınıf hareketi olmayıp, temelinde siyahların gördüğü baskıları sonlandırmaya yönelik bir insan hakları hareketiydi. Böyle olunca “Beyaz” işçi sınıfından beklediği ilgiyi göremedi. Günümüzde bu ayrım oldukça azalsa da, çok uzak olmayan tarihlerdeki bu “ırk” sorunundan dolayı beyaz ve siyah ABD işçisi çok da yanyana gelmemiştir, gelmeye çalışsa da “ırk”sal olarak provokasyona çok açıktır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir diğer konu, sanıldığının aksine, ortalama ABD vatandaşının hayatını dinsel unsurlar oldukça fazla yönlendirir. Dini öğeler hayatın her yerinde oldukça fazladır. Bu “dini” bağımlılık da beraberinde, beğense de beğenmese de mevcut sistemi koruyacak içgüdülere vardırır toplumu. Uzun yıllardır ABD toplumundaki entellektüellerin Bilimsel - Marksist yaklaşımları ve toplumu bilinçlendirme çalışmaları, birçok “muhafazakar” alt sınıf tarafından ilgi görmemiştir. Bu bilimsel – Marksist yaklaşımlar “radikal” olmakla suçlanmıştır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ABD’deki Anti-Marksist teoriye göre ne olursa olsun, ABD işçisi, ABD’yi dönüştürecek istek ve bilince ulaşamaz çünkü zaten mevcut “tüketim toplumu”nun bir parçasıdır; Avrupa veya Küba’daki sınıfdaşları gibi bir gelenekleri olmamıştır. Bu teorinin dayandığı 2 nokta vardır. İlki, Amerikan Kapitalizmi bir çok kriz atlatmıştır, bu hastalıklara aşılıdır ve toplumsal düzenini sonsuza kadar devam ettirecektir. İkincisi, ABD işçi sınıfının mevcut toplumsal dokusu, ilişki ve yaşam biçimi ne olursa olsun mevcut sisteme sahip çıkacak şekilde örülmüştür. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lidersizlik de bir başka eksikliktir. Eğer ABD işçileri, geçmişlerinde ve günümüzde bu konularda başarısızlarsa bunun bir sebebi de onları yönlendirecek bir lidere hiç bir zaman sahip olamamalarıdır. Önderlik etmesi beklenen işçi sendikası liderleri de, ABD tarzı yaşam tarzları, dolgun maaşları ile temsil ettikleri sınıfın çok uzağına düşmüş ve sanki bir şirket patronu gibi davranmışlardır. &lt;br /&gt;Dolayısıyla yazının başlığında sorulan sorunun yanıtı olumsuzdur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;28 Ekim 2009 - Birgun&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9205713349841316187-5292707258115642514?l=cuneytgoksu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/feeds/5292707258115642514/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9205713349841316187&amp;postID=5292707258115642514' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/5292707258115642514'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/5292707258115642514'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/2009/10/abd-iscileri-sosyalist-bir-devrim.html' title='ABD İşçileri Sosyalist bir Devrim Yapabilir mi?'/><author><name>Cüneyt Göksu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18388600054713371494</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='26' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/SSnvdbDOZFI/AAAAAAAAAAM/UWHiPPm-ms8/S220/Cuneyt_Goksu_39.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/S0hrGFqgpNI/AAAAAAAAAOU/rO1_bmFArZY/s72-c/comradeobama.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9205713349841316187.post-4787796479030074407</id><published>2009-10-14T13:35:00.002+03:00</published><updated>2010-01-09T13:38:41.563+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='latin amerika'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beyaz Yaka'/><title type='text'>Che’yi anarken Obama’ya Barış Ödülü!</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/S0hqq8C_00I/AAAAAAAAAOM/99ungyiPSWw/s1600-h/25feat13.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 178px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/S0hqq8C_00I/AAAAAAAAAOM/99ungyiPSWw/s320/25feat13.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5424703037073511234" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;9 Ekim’de, bütün Dünya Che’nin ölümsüzlüğünü hatırlar. 2009’un 9 Ekim’i de aynı şekilde Che’yi hatırlatan etkinliklerle geçti. Che, yaşadığı dönemin koşullarında sömürenlerin ve egemen güçlerin kâbusu, bağımsızlık savaşı veren uluslarınsa destekçisi ve bayrağı oldu. Günümüzde de olanca hızıyla süren emek sermaye savaşlarında, antiemperyalist gösterilerde, dünyanın istisnasız her köşesinde onu görmek mümkün. 1965’de Afrika’daydı. Günümüzün, hâlâ en fazla sömürülen bölgelerinden biri olan bu kara kıtanın Kongo’sunda, ulusal bir hareket yürüten başkan Patrice Lumumba ve Afrika’lıların bağımsızlığı için savaştı. Vallegrande’de 39 yaşında öldürülürken, “Korkma, ateş et! Sadece bir insanı öldüreceksin" dediği son sözleri, katili astsubayın ateş ederken bile ondan korktuğunu gösteriyordu. Ölümünden önce, sonra, 1960’larda, 1970’lerde, Latin Amerika’nın her yerinde o vardı; Şili’nin, Santiago’nun sokaklarında gençler “No lo vamos a olvidar (Seni unutmayacağız)” diye bağırıyorlardı. Dünya’nın her yerinde direnişin, antiemperyalizmin, küreselleşme karşı hareketin ve “Üçüncü Dünya”nın olduğu her yerde “Che Yaşıyor”. Che, dünyada kendisine “devrimci” diyen herkesi temsil ediyor. Onun temsil ettiği değerler milliyetçiliğe dayanan, “bölgesel” solculuğun çok ötesinde. "Che davranışı" ölümü göze alıp, başka topraklarda da, evrensel değerlerle savaşacak kadar da yüce bir yiğitlik göstermek anlamını taşıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tam şu anda, dünyamızda üç milyar insan, günde iki Amerikan Doları’nın altında gelirle yaşam savaşı verirken, bir başka köşedeki “imparatorluk” gücünü, “demokrasi havarisi” adı altında, hoyratça katletmek, sömürmek ve yok etmek için kullanıyor! Demek ki, Che’nin yıllar önce başladığı ve Bolivya’nın ormanlarında sonra eren yolculuğu boyunca eşitsizliği ortadan kaldırmak ve adalet için verdiği savaş hâlâ devam ediyor. Popüler kültür Che’yi tişörtlere, çay kupalarına sıkıştırmak istese de, o hapsedildiği yerlere dikkatle bakarsanız, gözlerindeki “heyecanı”, “devrimciliğini” ve “savaşçılığını” sezersiniz!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir diğer taraftan bakıyorsunuz ki bu imparatorluğun başkanı aynı tarihte, 9 Ekim, “Barış Ödülü”ne layık görülüyor. Barış adına ne yaptığı ‘belli’ olan, iktidara gelir gelmez Pakistan’ın ve Afganistan’ın bombalanması emrini veren, Latin Amerika kıtası için hazırladığı ‘saldırı planını’ hayata geçirmeye koyulan, Honduras’taki demokrasi karşıtı ve 100 günün üzerinde bir süredir Honduras halkının protestolarına neden olan askeri darbenin perde arkasındaki organizatörü ülkenin başkanına Barış Ödülü!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne İroni Ama!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;14 Ekim 2009 - Birgun&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9205713349841316187-4787796479030074407?l=cuneytgoksu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/feeds/4787796479030074407/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9205713349841316187&amp;postID=4787796479030074407' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/4787796479030074407'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/4787796479030074407'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/2009/10/cheyi-anarken-obamaya-bars-odulu.html' title='Che’yi anarken Obama’ya Barış Ödülü!'/><author><name>Cüneyt Göksu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18388600054713371494</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='26' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/SSnvdbDOZFI/AAAAAAAAAAM/UWHiPPm-ms8/S220/Cuneyt_Goksu_39.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/S0hqq8C_00I/AAAAAAAAAOM/99ungyiPSWw/s72-c/25feat13.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9205713349841316187.post-7886269637544007116</id><published>2009-10-07T13:33:00.001+03:00</published><updated>2010-01-09T13:35:04.806+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='latin amerika'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beyaz Yaka'/><title type='text'>İnsanlık Kasırgalardan da, Kapitalizmden de güçlüdür.</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/S0hp3LdlhoI/AAAAAAAAAOE/q2U4sLzt5Ko/s1600-h/BeyazYaka_7+Ekim+2009_Haber_Yorum.gif"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 61px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/S0hp3LdlhoI/AAAAAAAAAOE/q2U4sLzt5Ko/s320/BeyazYaka_7+Ekim+2009_Haber_Yorum.gif" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5424702147858368130" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;27 Eylül, Pazar günü Küba ile Dayanışma adına, Bostancı Kültür Merkezi’nde bir konser yapıldı; sloganıysa “İnsanlık Kasırgalardan Daha Güçlüdür”. Konserden toplanan gelir, Küba’nın kasırgalardan dolayı oluşan acılarını azaltmak adına Küba Devleti’ne gönderildi. Konserin sloganındaki vurgu dikkat çekici; “İnsanlar” değil, “İnsanlık” kasırgalardan güçlü!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küba’nın 50 yıldır göğüslediği vahşi ABD Ablukası’na rağmen “insanlık” için yaptıkları, Ablukanın sahibinin “insanlığa” yaptıkları ile aynı kefeye sığar mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ABD ve temsil ettiği kapitalizm insanlığın yaşamsal kaynaklarını hızla tüketirken, bütün doğal yaşamı tersyüz etti, çıkarttığı savaşlarla milyonları yok etti, kırdı geçirdi, kendini mutlu sanan prozak yüklü zengin azınlıklarla, açlık sefalet içinde yaşayan kitleler yarattı. Emek-Sermaye çelişkisi büyüdükçe, daha çok kaynağa ihtiyaç duydukça daha da çok savaş çıkardı, sömürdü. Şimdi öyle bir noktaya geldiler ki, yeni başkanları Sağlık Sistemini bütün topluma yaygınlaştırmak istediğinde “Sosyalist” olmakla suçlandı. Çünkü ülkenin 1/5’inin sağlık hizmetlerine ulaşımı yok!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küba ise sınırlı imkanlarıyla, dünyanın dört bir yanına, yetiştirdiği doktorları gönderdi, daha az enerji tüketsin diye ülkedeki bütün ampulleri değiştirecek kampanyalar yaptı, düdüklü tencere dağıttı. Amerika kıtasında en düşük çocuk ölüm oranlarına sahipler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimin, hangi yaklaşımın “insanlığa” daha çok hizmet ettiği yeterince açık. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer Kapitalizm denen vahşi olgu bitecekse bu İnsanların değil İnsanlığın zaferi olacak!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7 Ekim 2009 - Birgun&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9205713349841316187-7886269637544007116?l=cuneytgoksu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/feeds/7886269637544007116/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9205713349841316187&amp;postID=7886269637544007116' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/7886269637544007116'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/7886269637544007116'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/2009/10/insanlk-kasrgalardan-da-kapitalizmden.html' title='İnsanlık Kasırgalardan da, Kapitalizmden de güçlüdür.'/><author><name>Cüneyt Göksu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18388600054713371494</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='26' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/SSnvdbDOZFI/AAAAAAAAAAM/UWHiPPm-ms8/S220/Cuneyt_Goksu_39.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/S0hp3LdlhoI/AAAAAAAAAOE/q2U4sLzt5Ko/s72-c/BeyazYaka_7+Ekim+2009_Haber_Yorum.gif' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9205713349841316187.post-2452902266629340211</id><published>2009-09-30T13:31:00.000+03:00</published><updated>2010-01-09T13:32:57.293+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beyaz Yaka'/><title type='text'>Denizaşırı çalışan gurbetçi BeyazYakalı’larda durum!</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/S0hpW89YwII/AAAAAAAAAN8/GaX_QFkeJVQ/s1600-h/BeyazYaka_30+Eylul+2009_Haber_Yorum.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 171px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/S0hpW89YwII/AAAAAAAAAN8/GaX_QFkeJVQ/s320/BeyazYaka_30+Eylul+2009_Haber_Yorum.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5424701594209403010" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkesi dışında çalışıp, gönderdiği havaleler ile ailesini geçindiren milyonlarca insan var dünyada. Bunların çoğunluğu özellikle Ortadoğu ve Körfez ülkelerinde çalışıp, Asya ülklerinde yaşayan ailelerine para gönderiyorlar. Bu Asya ülkelerinden başlıcaları Pakistan, Bengladeş ve Filipinler. Bu ülke vatandaşları ülkelerinde iş olmadığından, özellikle Orta Doğu ve Körfez Ülkelerinde “ne iş olsa” yapar durumdalar. Göstergelere göre kriz ortamında bile bu Asya Ülkelerine yapılan havale miktarı ve toplam tutarlarda artış devam ediyor. Yani bu emekçiler pek krizden etkilenmemiş gibi. Bunun bir nedeni vasıfsız işlerde çalışmalarından dolayı. Fakat Türkiye, Çek Cumhuriyeti, Polonya gibi ülkelere yapılan havale miktarlarına bakıldığında düşüş var. Çünkü bu ülke vatandaşları, diğerlerine göre “beyazyakalı” sayılabilecek işlerde çalışıyorlar, mühendislik, ofis işleri, inşaat vb. bu durumda da işlerini kaybedip ülkelerine dönüyorlar. Diğer acı çeken ülke vatandaşları Fas ve Meksika… Fas’lılar çoğunlukla İspanya’da, Meksika’lılarda ABD’de ki işlerini kaybedip ülkelerine dönmekte. Filipin ve Bengladeş hükümetleri dışarıda çalışanların geri gönderilmemesi için vatandaşlarının daha ucuza çalışmalarını bile göze almış ve onların adına Körfez Ülkeleri ile “paket anlaşmalar” yapmaktalar. Bu yaklaşım öyle tutulmuş ki Romanya, Sudan ve Cezayir’den bile bu “ucuzuz,  ne iş olsa yaparız” insanlarına büyük talep var!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu iş yaratma gibi gözüken durum aslında tam anlamıyla “modern kölelik”. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eskiden batı veya zenginler, Afrika’ya gidip siyahları zorla alıkoyup köle yaparlardı. Şimdi bunu daha “uygarlık ve modernite” şapkası altında, adamları ihale yöntemiyle kiralayıp işlerini görüyorlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne dünya ama!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;30 Eylul 2009 - Birgun&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9205713349841316187-2452902266629340211?l=cuneytgoksu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/feeds/2452902266629340211/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9205713349841316187&amp;postID=2452902266629340211' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/2452902266629340211'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/2452902266629340211'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/2009/09/denizasr-calsan-gurbetci.html' title='Denizaşırı çalışan gurbetçi BeyazYakalı’larda durum!'/><author><name>Cüneyt Göksu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18388600054713371494</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='26' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/SSnvdbDOZFI/AAAAAAAAAAM/UWHiPPm-ms8/S220/Cuneyt_Goksu_39.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/S0hpW89YwII/AAAAAAAAAN8/GaX_QFkeJVQ/s72-c/BeyazYaka_30+Eylul+2009_Haber_Yorum.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9205713349841316187.post-5839359342877844599</id><published>2009-09-23T13:29:00.000+03:00</published><updated>2010-01-09T13:31:36.038+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='latin amerika'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beyaz Yaka'/><title type='text'>Bilimsellik mi? Kadercilik mi?</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/S0hpCc8NhPI/AAAAAAAAAN0/3ehSIstmJns/s1600-h/BeyazYaka_23+Eylul+2009_Haber_Yorum_1.JPG"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 212px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/S0hpCc8NhPI/AAAAAAAAAN0/3ehSIstmJns/s320/BeyazYaka_23+Eylul+2009_Haber_Yorum_1.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5424701242017154290" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konumuz sel bu defa. Çünkü yaşananlar sadece beyaz yakalıları değil, yakalı yakasız herkesi ilgilendirmekte. Yağmur yağdı, sel geldi, 30’dan fazla insan öldü. Bu doğa olayının afete dönüşmesinde, olayın kısa zamandaki ani ve büyük etkisi kadar, organize olmaktan ve bilimsellikten uzak toplumsal yaşayış düzenimizin etkisi kocaman! RTE’nin hamleleri sonucu, Tübitak’tan uzaklaş(tırıl)an Cemal Hoca 3 Eylül’deki yazışma grubunda yazdıklarıyla, 8 Eylül’de olacakları uyardı; Bilimsellik derki Cemal Hoca bunu tahmin ediyorsa, Meteroloji olacakları haydi haydi bilir!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelelim Dünya’nın başka bir yerine; Küba’ya!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2005 Katrina Kasırgası adayı vurmadan önce 1.5 Milyon insan (toplam nüfusun yaklaşık %14’ü) riskli bölgeden tahliye edildi. Binlerce konut yok oldu ama can kaybı olmadı. Tahliye olanların temel ihtiyaçları karşılandı ve kayıpları da devlet güvencesindeydi. ABD Hükümeti’de bizimkilere benzer bir önlem almıştı, New Orleans’ın, ABD’nin göreceli daha fakir ve siyah renklilerinin yaşadığı bu şehire, “kasırga geliyor, kaçın” demekten başka birşey yapmadı. 2010 Dünya başkentinde olanlar ABD’de olanlardan farklı değil di; işine giderken yağmura yolda yakalanıp ölenler veya ekmek teknesi TIR’ında uyurken sele yakalananlar… Hayatta kalanlar da, kayıplarının telafisi için sigorta şirketlerinin insafına bırakıldı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki mikrofon tutulan bazı afetzedelerin dediklerine ne demeli? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Sizce bu olanların sebebi nedir ?&lt;br /&gt;- Allah’ın takdiri!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilimin, akılcılığın, toplumculuğun ve insan yararının değil, yağmanın, kaderciliğin, akıl tutulmasının tam da düzeni budur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;23 eylul 2009 - Birgun&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9205713349841316187-5839359342877844599?l=cuneytgoksu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/feeds/5839359342877844599/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9205713349841316187&amp;postID=5839359342877844599' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/5839359342877844599'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/5839359342877844599'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/2009/09/bilimsellik-mi-kadercilik-mi.html' title='Bilimsellik mi? Kadercilik mi?'/><author><name>Cüneyt Göksu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18388600054713371494</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='26' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/SSnvdbDOZFI/AAAAAAAAAAM/UWHiPPm-ms8/S220/Cuneyt_Goksu_39.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/S0hpCc8NhPI/AAAAAAAAAN0/3ehSIstmJns/s72-c/BeyazYaka_23+Eylul+2009_Haber_Yorum_1.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9205713349841316187.post-6903423537389486192</id><published>2009-09-20T21:32:00.002+03:00</published><updated>2010-01-08T21:34:20.038+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='latin amerika'/><title type='text'>Küba’da Avrupalı bir Devlet Başkanı!</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/S0eIpxEDqyI/AAAAAAAAAJ8/FOVnZ6NNEuk/s1600-h/r1484889045.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 224px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/S0eIpxEDqyI/AAAAAAAAAJ8/FOVnZ6NNEuk/s320/r1484889045.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5424454527317420834" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;16 Eylül 2009’da sessiz sedasız bir ilk yaşandı. İlk defa Avrupa Anakıtasından  bir Devlet Başkanı sessiz sedasız Küba’yı “resmi olarak” ziyaret etti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hırvatistan Devlet Başkanı Stjepan Mesic, Küba ile olan ilişkilerini geliştirmek için Adaya resmi bir ziyarette bulundu. Küba Dış İşleri Bakanı tarafından Jose Marti Havalimanı’nda karşılanan Mesiç’in ilk sözleri her iki ülkenin ortak çalışmalarını güçlendirme ve politik ilişkilerini arttırma konusundaki isteklerinin oldukça fazla olduğu ve bu konuları ilerletmek için adaya geldiği oldu. Her iki ülke özellikle inşaat ve dönüşüm projelerinde işbirliği yapacak. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küba Devlet Başkanı Raul Castro ve Küba meclis başkanı Ricardo Alarcono de Quesado ile de görüşen Mesic, Hırvatistan – Küba Ticaret Oda’larının düzenlediği ekonomik forum toplantılarına da katıldı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kültür, Ekonomi, Spor, Yüksek Eğitim ve Küba – Hırvatistan Radyo Televizyon’ları arasında da bir dizi ortaklık anlaşması imzalandı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hırvatistan, geleneksel politikası gereği, ABD’nin 50 yıllık ablukasına sürekli karşı çıkan ülkelerden birisi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;24 Eylül 1992’de başlayan Küba – Hırvatistan diplomatik ilişkileri, ilk defa Avrupalı bir Devlet Başkanı tarafından adanın ziyaret edilmesiyle daha da ileri gideceğe benzer. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hırvatistan, Bush’un başkan olduğu dönemde “Füze Kalkanı” projesini yaygınlaştırmak için uğradığı ülkelerden biri. Hırvat Muhalefeti bu projeye karşı çıkmış, sonrasında füzelerin Polonya ve Çek Cumhuriyeti’ne yerleştirilmesine karar verilmişti. Bush’un yerine gelen Obama sonrasında bu proje olduğu gibi rafa kalktı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9205713349841316187-6903423537389486192?l=cuneytgoksu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/feeds/6903423537389486192/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9205713349841316187&amp;postID=6903423537389486192' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/6903423537389486192'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/6903423537389486192'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/2009/09/kubada-avrupal-bir-devlet-baskan.html' title='Küba’da Avrupalı bir Devlet Başkanı!'/><author><name>Cüneyt Göksu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18388600054713371494</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='26' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/SSnvdbDOZFI/AAAAAAAAAAM/UWHiPPm-ms8/S220/Cuneyt_Goksu_39.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/S0eIpxEDqyI/AAAAAAAAAJ8/FOVnZ6NNEuk/s72-c/r1484889045.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9205713349841316187.post-3736586495583259046</id><published>2009-09-16T13:28:00.000+03:00</published><updated>2010-01-09T13:29:27.631+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beyaz Yaka'/><title type='text'>İşsiz İngiliz yöneticilere iş aranıyor!</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/S0hohNqZqjI/AAAAAAAAANs/pcHpYjYNEZI/s1600-h/BeyazYaka_16+Eylul+2009_Haber_Yorum.doc.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 234px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/S0hohNqZqjI/AAAAAAAAANs/pcHpYjYNEZI/s320/BeyazYaka_16+Eylul+2009_Haber_Yorum.doc.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5424700670980237874" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yer Bristol, İngiltere. İngiltere çalışma bakanı Jim Knight, sadece Bristol’da beyaz yakalı işsiz yönetici ve mühendis sayısının 4,100’e gelmesinden sonra bir bölge ziyareti yaptı. O gelmeden önce başlatılan ve bu işsiz kalifiye insanlara iş bulmaları için yeni yetenekler kazandırmayı hedefleyen kursun sonuçlarını görmek için Bristol’daydı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“University of the West of England” ve “University of Bristol”ın girişimiyle başlatılan bu kurslarda, zaten iş yaşamında “profesyonel” olan, yüksek eğitimli oldukça kalifiye olan bu insanlara, iş görüşme teknikleri, Özgeçmiş nasıl yazılır tarzında 3 günlük eğitimler verdiler. Katılımcı sayısı 92, kursu tamamlayan 10 kişi oldu!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kurs eğitmeni John Clarke’e göre eskiden işsizlikten daha çok mavi yakalılar etkilenirdi ama şimdi çoğunlukla Beyaz Yakalı işsizlerle iletişim halinde olduklarını söylemekte. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4,100 kalifiye insan hala işsiz ve doğal olarakta “Nasıl CV yazılır” kursu onlara faydalı olmayacak çünkü zaten bu CV’leri gönderebilecekleri iş yerleri artık Bristol veya İngiltere’de bile değil, taa Hindistan’da. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşsiz İngiliz mühendis kardeşlerimizin sorgulaması gereken bu işlerin neden evlerinin yakınında değil de, Hindistan’da olduğudur. Onlara şirin gözükmek için hazırlanan, “Özgeçmiş Hazırlama Kursları” problemin özünü sorgulamalarını engelleyecek göz boyamadır sadece…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkemiz BeyazYakalı’ları henüz buralarda değil. Yıllar önce Hindistan özellikle Yazılım Sektörünün üreticisi olmaya soyunurken, biz bu treni kaçırdık. 2003 rakamlarıyla Hindistan’ın yazılım geliri 25Milyar USD, gerisini siz düşünün!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;16 Eylul 2009 - Birgun&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9205713349841316187-3736586495583259046?l=cuneytgoksu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/feeds/3736586495583259046/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9205713349841316187&amp;postID=3736586495583259046' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/3736586495583259046'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/3736586495583259046'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/2009/09/issiz-ingiliz-yoneticilere-is-aranyor.html' title='İşsiz İngiliz yöneticilere iş aranıyor!'/><author><name>Cüneyt Göksu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18388600054713371494</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='26' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/SSnvdbDOZFI/AAAAAAAAAAM/UWHiPPm-ms8/S220/Cuneyt_Goksu_39.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/S0hohNqZqjI/AAAAAAAAANs/pcHpYjYNEZI/s72-c/BeyazYaka_16+Eylul+2009_Haber_Yorum.doc.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9205713349841316187.post-4709286567371800726</id><published>2009-09-09T13:26:00.000+03:00</published><updated>2010-01-09T13:26:48.419+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beyaz Yaka'/><title type='text'>İşsizlik, 3.Vitesten 4. Vitese geçti.</title><content type='html'>Krizin kaynağı olan ülke, krize çare bulacak diye birileri bekleyedursun, rakamlar yalan söylemez!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ABD’de Ağustos ayı işsizlik rakamları %9.7 olarak açıklandı; 1983’den beri en yüksek oran. Çünkü mevcut sadece Ağustos ayında 216,000 pozisyon daha kesildi bile. Bu pozisyonların çoğu da özellikle Bilişim hizmetleri, daha ucuz olan uzakdoğuya kaydırıldı. İş bulamayıp, zorunluluktan geçici işlerde, yarım zamanlı ve güvencesiz çalışmaya başlayanların oranı %16,8; bu ölçümün yapmaya başlandığı 1994’ten beri en yüksek oran. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Durgunluğun başladığı günden beri sadece ABD’de 7.4 Milyon pozisyon iptal edildi; 14.9 milyon çalışan işini kaybetti. Ekonomistlerin tahmini sene sonuna kadar işsizliğin %10’lara geleceği. Uzun dönemli tahminler daha da kötü, çünkü 15 Milyon işsizin, 5 Milyonu 6 aydan fazladır işsiz. Yukarıdaki Ağustos rakamının %25’i gençlerden oluşuyor; 1948’den beri en kötü oran.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı iyimser yorumlar aylık kapatılan pozisyon sayısının Ağustos’ta düşmeye başladığını söylüyor ama artan nüfus oranı ve dolaylı olarak gereken yeni iş sahaları gözönüne alınmıyor; yapılan sadece rakam cambazlığı. Bu rakamlardan 50,000’i “Beyaz Yakalı”ların payına düşen; 28,000 finans, 22,000’i profesyonel hizmetler. Kamu sektöründe ki kayıplar Ağustos’ta 18,000 oldu; 8,500’ü ABD Posta Hizmetleri’ne ait. Bu rakamlar Obama’nın planlarının şimdilik pek işe yaramadığını gösteriyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Krizin görünmeyen bir başka “gizli maaliyeti” ise 2006-2008 arasında %4 artan maaşların, 2009 itibarıyla sadece %0,7 artması! &lt;br /&gt;Yani işlerini koruyabilenler veya bir iş bulabilenler de bulduklarıyla yetinmek zorunda kalacaklar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün bu acıları sorgulamanın zamanı geldi de geçmiyor mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;9 Eylul 2009 - Birgun&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9205713349841316187-4709286567371800726?l=cuneytgoksu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/feeds/4709286567371800726/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9205713349841316187&amp;postID=4709286567371800726' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/4709286567371800726'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/4709286567371800726'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/2009/09/issizlik-3vitesten-4-vitese-gecti.html' title='İşsizlik, 3.Vitesten 4. Vitese geçti.'/><author><name>Cüneyt Göksu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18388600054713371494</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='26' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/SSnvdbDOZFI/AAAAAAAAAAM/UWHiPPm-ms8/S220/Cuneyt_Goksu_39.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9205713349841316187.post-217700536922508876</id><published>2009-09-02T13:25:00.000+03:00</published><updated>2010-01-09T13:25:49.945+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beyaz Yaka'/><title type='text'>İki ateş arasındaki fabrika işçileri</title><content type='html'>Ne kadar, bittiği veya azaldığı hakkında bir sürü güzel şey söylense de, ekonomik krizimiz hâlâ dimdik duruyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ABD otomotiv devi, GM(General Motors), henüz sayısı bilinmeyen miktarda çalışanını, mühandislik ve pazarlama bölümlerinden çıkartacağını açıkladı. Açıklama tam da, Federal Hükümet’in 200 Milyon USD’lik krediyi, GM’e vereceğini duyurmasının hemen ertesinde, Port Melbourne’da ki ofis çalışanlarına yapıldı. GM’in basın sözcüsü yaptığı açıklamada, özellikle bu ofisdeki “bazı görevlerdeki” çalışanlara yönelik bir erken emeklilik paketi üzerine odaklandıklarını ve bu erken emeklilik çalışmasıyla, 200 Milyon USD arasında bir bağlantı da olmadığını söyledi. Kaç pozisyonun kesileceği son derece belirsiz; medya 200, sendika 70 demekte. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Profesyonel Mühendisler, Bilim Adamları ve Yöneticiler derneği başkanı Leslie Adams’a göre, sonunda ne olduğunu bilmeden olası emeklilik teklifine Evet veya Hayır demek mümkün değil. “Çalışanların istememelerine rağmen, emeklilik paketine mecbur bırakılıp, evet denmeye zorlanmasını istemiyoruz” der. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GM son 12 aydır, yerel pazar ve ihracattaki talep daralmasından dolayı,  mütecaviz bir şekilde çalışanların maaşlarını sürekli düşürüyor. Adelaide fabrikasında üretim tek vardiyaya düştü, Holden’de ki 4 silindirli motor fabrikası da büyük ihtimalle yıl sonunda kapanacak. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki ateş arasında kalan işçiler, ya emeklilik paketini kabul edip işsizler ordusuna katılacak, ya da risk alıp paketi red edecek ama bu defa da fabrika kapanırsa, paketten de olup yine işsizler ordusuna katılacak…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bana güzel bir atasözünü anımsattı: İki ucu b…u değnek!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne dersiniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2 Eylul 2009 - Birgun&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9205713349841316187-217700536922508876?l=cuneytgoksu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/feeds/217700536922508876/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9205713349841316187&amp;postID=217700536922508876' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/217700536922508876'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/217700536922508876'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/2009/09/iki-ates-arasndaki-fabrika-iscileri.html' title='İki ateş arasındaki fabrika işçileri'/><author><name>Cüneyt Göksu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18388600054713371494</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='26' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/SSnvdbDOZFI/AAAAAAAAAAM/UWHiPPm-ms8/S220/Cuneyt_Goksu_39.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9205713349841316187.post-4746861681164961506</id><published>2009-08-26T13:24:00.000+03:00</published><updated>2010-01-09T13:24:50.899+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beyaz Yaka'/><title type='text'>Çaresiz mi kaldınız? İlaç testlerine denek olun!</title><content type='html'>Resmi istatistikler krizin azaldığını, göstergelerin olumluya döndüğünü söylese de, iş arayanlar için durum bunu göstermiyor. Bugün örneğimiz New Mexico’dan. İşsizlik ödemelerinde miktarlar azaldıkça, faydalananların sayısı ve talebi de artmaya başladıkça, iş arayanlar alternatif arayışlara yöneliyorlar hemde bazıları oldukça çılgınca! Birçok işsiz beyazyakalı, hastaneler, ordu veya laboratuarlar tarafından yürütülen klinik testler için kayıt yaptırmakta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1996 yapımı “Extreme Measures” filminde Hugh Grant’ın, Gene Hackman’la bir kavgası vardır; evsiz insanlar üzerinde deney yapması ile ilgili. Vahşi Kapitalizm de, ekonomik krizle birlikte taçlandırılınca birçok talihsiz insan, bir kaç dolar kazanmak için bedenlerini bilimsel deneylere açabiliyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;New Mexico’da gazeteler de bir ilan çıktı. Pentagon adına bilimsel deneyler yapan bir firma denek arıyordu. Ünivesite mezunu, 10 yıllık iş deneyimi olan ama şimdi işsiz kalan “Sam” de başvuranlar arasından seçildi. Tıpkı 14 yıl Intel’de çalışıp çıkartılan bir diğer denek gibi. Deney çok ölümcül değildi; Kandaki alkol oranını ölçüp bir takım otokontrol mesajları üreten bir cihazın testleri için, deneyden önce kendilerine hangi içkiyi tercih ettikleri soruldu. İlk bakışta keyifli bile denebilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Deney bittiğinde Sam’e 140 Dolar ödendi. Sam’de aldığı paradan şimdilik mutlu, bu duruma gelmesine kızgın ama hiç olmazsa şimdilik birkaç dolar kazandığına seviniyor. Ama kısa sürede iyi para kazanması, dediğine göre onu başka deneylere katılması için cesaretlendirmiş. Sam’in ekonomisi iyice zora girdikçe ilerde katıldığı deneylerde herzaman sevdiği kokteyleri içirmeyebilirler!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;26 Agustos 2009 - Birgun&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9205713349841316187-4746861681164961506?l=cuneytgoksu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/feeds/4746861681164961506/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9205713349841316187&amp;postID=4746861681164961506' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/4746861681164961506'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/4746861681164961506'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/2009/08/caresiz-mi-kaldnz-ilac-testlerine-denek.html' title='Çaresiz mi kaldınız? İlaç testlerine denek olun!'/><author><name>Cüneyt Göksu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18388600054713371494</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='26' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/SSnvdbDOZFI/AAAAAAAAAAM/UWHiPPm-ms8/S220/Cuneyt_Goksu_39.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9205713349841316187.post-7559915317160173607</id><published>2009-08-19T13:23:00.000+03:00</published><updated>2010-01-09T13:24:00.680+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beyaz Yaka'/><title type='text'>Beyaz Yakalılar Birleşin!</title><content type='html'>“Birlikten kuvvet doğar.” İlk bakışta çok basit bir cümleymiş gibi görünen bu atasözü hayatın her alanında geçerli olabilen, oldukça güçlü bir içeriğe sahip. İngiltere’deki sendikaların birleşerek yol alması, özellikle de beyaz yakalıların bu konuda gösterdiği çaba bu atasözünü bir kez daha günümüze taşıyor. İngiliz sendikalarının bu takdire şayan çabasının ülkemizde de yansımaları mutlaka olmalı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi İngiltere’deki en büyük sendikal örgütlenmeye dikkat çekmek istiyorum. Özgün adıyla “Unite the Union” ya da Türkçe karşılığıyla Sendika Birliği (http://www.unitetheunion.com) 2 milyon üyesiyle İngiltere’deki en büyük işçi örgütü. Chavez, nasıl ki 21. yüzyıl sosyalizmine odaklanmışsa, bu sendika da 21. yüzyılın sendikalaşma anlayışını da ortaya koyacak bir mücadele sürdürüyor. İngiltere’nin 2 büyük sendikası olan T&amp;G ve Amicus çalışanların 21. yüzyılda karşılaştıkları ya da karşılaşabilecekleri sorunların üstesinden daha iyi gelebilmek, işveren karşısında pazarlık gücünü daha arttırmak ve sahip oldukları sendikal kaynakları daha iyi kullanmak üzere Sendika Birliği’nde birleşmişler. Birliğin geleneksel sendikacılıktan gelen tecrübelerini, günümüzün en büyük iş gücünü oluşturan beyaz yakalıların sorunlarını çözmek üzere harekete geçirip, bu iş kolunu da bünyesine katmasıyla oldukça başarılı bir örgüt, yanısıra da örgütlenme modeli ortaya çıkmış. Sendika Birliği’nin Venezuela, Küba gibi ülkeler başta olmak üzere Latin Amerika’dan Afrika’ya kadar uzanan uluslararası dayanışma faaliyetleri de var. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne diyelim, darısı başımıza, Haydi bakalım beyaz yakalılar!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;19 Agustos 2009 - Birgun&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9205713349841316187-7559915317160173607?l=cuneytgoksu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/feeds/7559915317160173607/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9205713349841316187&amp;postID=7559915317160173607' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/7559915317160173607'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/7559915317160173607'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/2009/08/beyaz-yakallar-birlesin.html' title='Beyaz Yakalılar Birleşin!'/><author><name>Cüneyt Göksu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18388600054713371494</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='26' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/SSnvdbDOZFI/AAAAAAAAAAM/UWHiPPm-ms8/S220/Cuneyt_Goksu_39.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9205713349841316187.post-1402302400173374684</id><published>2009-08-12T13:20:00.001+03:00</published><updated>2010-01-09T13:22:56.623+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beyaz Yaka'/><title type='text'>Beyaz’ı Mavi’si bütün Yakalar Ayaklandı!</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/S0hnB5dfnhI/AAAAAAAAANk/AcTmXB-XG90/s1600-h/nil-2009-08-03.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 213px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/S0hnB5dfnhI/AAAAAAAAANk/AcTmXB-XG90/s320/nil-2009-08-03.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5424699033469820434" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güney Afrika : Grevde olan İletişim İşçileri Sendikası (CWU) Telkom SA şirketine ücret taleplerine yanıt vermesi için cumaya kadar süre verdi. Geçtiğimiz Salı taleplerini içeren bir muhtıra veren iletişim işçileri yüzde 8.5 ücret artışı talep ediyorlar ve şirketin cumaya kadar taleplerine yanıt vermemesi halinde ücret artışı taleplerini yüzde 13’e çekeceklerini açıkladılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hindistan: Hindistan bankalarında çalışan yaklaşık 1 milyon işçi, ücret ve emeklilik ikramiyelerinin yükseltilmesi talebiyle 6-7 Ağustos’ta greve çıkacaklarını açıkladılar. Grev Hindistan’da ağırlıklı bir yer tutan kamu bankalarıyla kimi özel sektör bankalarını ve yabancı bankaları etkileyecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güney Kore: Ssangyong Motor fabrikası mali güçlük nedeniyle işgücünün yüzde 36’sını işten çıkarma kararı almış, bazı işçiler erken emekliliği kabul ederken, aralarında sendikalı-kadrolu ve sendikasız geçici işçilerin de bulunduğu 1000 kadar işçi, bu koşulları kabul etmeyerek fabrikayı işgal etmişti. Yoğun saldırılar üzerine boya tesisini işgal eden işçilere son 10 gündür tüm fabrika alanını işgal eden polis, tesisteki yoğun yanıcı maddeler nedeniyle müdahale edemiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mısır: Mısır’da tekstil işçilerinin grev dalgası yayılmaya devam ediyor. Şirket yönetiminin primleri ödeme sözünü yerine getirmemesi üzerine Nil Pamuk Eğirme Şirketi’nin Nil nehri deltasında bulunan Mahalla, Zefta, Kafr el-Zayat gibi kentlerdeki kollarında çalışan işçiler greve başlarken, şirketin Menya kolu işçileri sokaklara çıkarak polisle çatıştılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12 Agustos 2009 - Birgun&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9205713349841316187-1402302400173374684?l=cuneytgoksu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/feeds/1402302400173374684/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9205713349841316187&amp;postID=1402302400173374684' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/1402302400173374684'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/1402302400173374684'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/2009/08/beyaz-mavisi-butun-yakalar-ayakland.html' title='Beyaz’ı Mavi’si bütün Yakalar Ayaklandı!'/><author><name>Cüneyt Göksu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18388600054713371494</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='26' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/SSnvdbDOZFI/AAAAAAAAAAM/UWHiPPm-ms8/S220/Cuneyt_Goksu_39.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/S0hnB5dfnhI/AAAAAAAAANk/AcTmXB-XG90/s72-c/nil-2009-08-03.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9205713349841316187.post-7673630015860597278</id><published>2009-08-05T13:18:00.000+03:00</published><updated>2010-01-09T13:19:06.745+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beyaz Yaka'/><title type='text'>Bir Beyaz Yakalı Emekli’nin Hikayesi</title><content type='html'>Yıllar boyu büyük bir firma için çalıştınız, emeğinizin karşılığı olarak da büyük firma sizi iyi şartlarda emekli etti. Artık torunlarınızla daha çok vakit geçirip balık tutup, orman yürüyüşleri yapma hayalleri kurabilirsiniz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O kadar emin olmayın!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;15 Temmuz’da GM’nin(General Motors) iflas eden yan şirketi olan Delphi’nin, emekli fonlarıyla ilgili bir haber yapmıştık. Bir devlet kuruluşu olan PBGC (Emekli Fonlarını Koruma Kurulu) Delphi emeklilerinin fonlarına el koyduğunu açıkladı! Beyaz Yakalı Emekli, Charles Smith’de bu emeklilerden sadece birisi. Sağlık harcamalarının güvencesi artık emeklilik planının dışında bırakıldı! Herhalde bir emekli için bundan daha ağır birşey olamaz!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dört yıldır iflasda olan ve artık emeklilerin sağlık ödemelerini ödeyemeyeceğini açıklayan Delphi’nin dertlerine GM’de çare değil. Çünkü GM, Delphi’yi kurtarma planının içine, “Beyaz Yakalı Emeklilerin Sağlık Harcama”larını dahil etmedi. Obama Hükümeti buna da ses çıkartmıyor çünkü Beyaz Yakalı Emekliler genellikle Cumhuriyetçilerden oluşmakta. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son tahlilde emeklilik hayalleri kuran Mr. Smith bugünlerde, neden GM’in mavi yakalı çalışanları kurtarma planına dahil edip, kendisi gibi Beyaz Yakalı’ları bu planın dışında bıraktığını düşünüyor…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5 Agustos 2009 - Birgun&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9205713349841316187-7673630015860597278?l=cuneytgoksu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/feeds/7673630015860597278/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9205713349841316187&amp;postID=7673630015860597278' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/7673630015860597278'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/7673630015860597278'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/2009/08/bir-beyaz-yakal-emeklinin-hikayesi.html' title='Bir Beyaz Yakalı Emekli’nin Hikayesi'/><author><name>Cüneyt Göksu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18388600054713371494</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='26' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/SSnvdbDOZFI/AAAAAAAAAAM/UWHiPPm-ms8/S220/Cuneyt_Goksu_39.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9205713349841316187.post-6378155942772914848</id><published>2009-08-01T12:25:00.000+03:00</published><updated>2010-01-09T12:29:35.458+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Mustafa Kemal'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Fidel'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='latin amerika'/><title type='text'>Bolivar’dan Chavez’e, Marti’den Fidel’e ve Atatürk’e</title><content type='html'>Agustos 2009'da Teori Dergisi'nde yayınlandı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lider kimdir? Lider sözcüğünün TDK’ya göre birinci anlamı “önder, şef”, ikinci anlamıysa “bir partinin ya da bir kuruluşun en üst düzeyde yönetimiyle görevli kimse”dir. Bu iki açıklama biraz kafa karıştırıcı gibi. Bir partinin, kurumun ya da ülkenin yöneticisi her zaman önder midir? Bu tanıma göre, seçilen, atanan ya da bir şekilde bir kurum ya da kuruluşun yönetimine gelebilenler “önder” mi sayılacaktır? Yönetici=önder midir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Latin Amerika’da herzaman olagelmiş ama son on yıldır iyice hızlanan sol hareketin geçmişinde ve Türkiye Cumhuriyeti’nin köklerindeki Kemalist Devrim Hareketinin diplerinde, yukarıdaki sorunun cevabını ararken, coğrafya olarak hayli uzak ama tarihlerimizdeki benzerliklerle, bu devrim hareketlerinin ortak yanlarını anlamaya çalışacağız. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“El Libertador” (Kurtarıcı): Simon Bolivar&lt;br /&gt;Adı Ankara’da bir caddede yaşatılan, bronz heykeli Çankaya’nın güzel bir parkını süsleyen Simon Bolivar, Güney Amerika kıtasının yarısının kurtarıcısıdır. Yaşadığı dönemin ileri görüşlü bir bireyi olmasının yanısıra, Latin Amerika’da gerçekleşen, dünyada yankı bulan, bir çok adalet ve özgürlük hareketinin ilham kaynağını teşkil etmiş 19.yüzyıl başlarının parlak devlet adamlarından biridir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“El Libertador” (Kurtarıcı) lakaplı Simon Bolivar, soylu bir ailenin çocuğu olarak 24 temmuz 1783'de Venezüella'nın başkenti Karakas kentinde doğdu. Aile servetinin bir kısmı Venezüella’daki Aroa Nehri’nde yer alan altın ve bakır madenlerinden gelmekteydi. İlk olarak 1632’de altın madeni çıkarılmıstı. Bunu büyük bakır madenlerinin keşfi izledi. Bu madenler Bolivar ailesinin mülkü oldu. Sonraları Bolivar, devrimci hayatında bu maden gelirlerini Güney Amerikadaki devrimci savaşlarını finanse etmek için kullandı. Bolivar, anne ve babasını çocuk yaşta kaybettikten sonra eğitimi özel hocaların ellerinde geçti. Bunlar arasında Simon Rodriguez’in eşitlikçi fikirleri ve eğitim metodu bu genç adamı oldukça etkileyecekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1799 yılında eğitimini tamamlamak için İspanya’ya gitti. Burada tarih, dil ve hukuk eğitimi gördü. Bu arada Fransız filozof Rousseau'nun devletin vatandaşlarına olan sorumlulukları ile ilgili düşüncelerinden ve eserlerinden etkilendi, özgürlükçü düşüncelerle tanıştı. 1802’de İspanya'da evlendiği eşinin, bir yıl sonra Karakas’ta sarı humma hastalığından ölmesiyle, 1804’te Napolyon’un denetimindeki Avrupa'ya tekrar döndü. Paris'te Locke, Hobbes, d’Alembert, Buffon gibi düşünürlerin etkisiyle rasyonel düsünceyi benimsedi. Bir yandan da imparator olan Napoleon'un attığı adımlara hayranlık duyuyordu. Sonunda Alman bilim adamı Humboldt'un da etkisiyle anti-sömürgeci görüşleri benimseyerek 1806'da Venezuela'ya döndü. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada Venezüella'da İspanyol sömürge valisi devrilecek ve Bolivar da yardım sağlamak üzere 1810 yılında, sömürge yönetiminin yerine gelen cunta tarafından İngiltere'ye gönderilecektir. İngiltere'de siyasal düzeni yerinde gördüğü sırada, burada sürgünde olan general Francisco de Miranda'yı Karakas'a gelerek bağımsızlık savaşının başına geçmesi için ikna etti.* Karakas'ta toplanan Ulusal Kongre bir anayasa taslağı hazırlayarak 5 Temmuz 1811'de Venezüella'nın bağımsızlığını ilan etti. Temmuz’da askeri yönekimin lideri Miranda İspanyollara teslim oldu ve Bolivar simdiki Kolombiya sınırları içerisinde yer alan Cartagena’ya kaçtı. Orada 15 Aralık 1812 tarihinde yazdığı Cartegana Bildirisi'ni yayımladı. Ardından küçük bir ordu kurarak, yeniden Venezüella'ya döndü ve altı savaştan sonra 6 ağustos 1813'te “El Libertador” olarak Karakas'ı ele geçirdi ve Venezüella İkinci Cumhuriyeti’ni ilan etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bolivar, Katolik Kilisesi ve zengin toprak sahipleri tarafından “çapulcuların lideri” ve “köle azat eden zorba” gibi nitelemelerle itham edildi. “Kurtarıcı”, “çoğunlukta olan yoksulların kazandığı ve azınlıkta olan zenginlerin kaybettiği bir iç savaşı” kışkırtmaya çalısmakla suçlandı. Zamanı gelince Bolivar, kendisini şeytanla kıyaslayan Kilise tarafından afaroz edilecekti. Bunun üzerine, halka, “Sizlere, İspanyolları kovacağımız ve özgür bir idare kuracağımız konuma neyin ulaştırabileceğini söyleyeceğim: Bu kesinlikle birliktir. Fakat bu birlik ilahi tasarımlardan değil, duygusal etkiler ve iyi önderlik edilmis çabalardan gelecektir.” diye seslendi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bolivar ABD’nin gelecekteki rolünü önceden sezinlemisti: Daha iktidarının ilk yıllarında, “Birlesik Devletler, Amerika’yı feci bir şekilde özgürlük adına istila etmeye yöneltilmiş” durumda tanısını yaptı. Amerika’yla, kıtanın kuzey ve güney bölümlerinden söz ediyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada Haiti’de üslenmiş İspanyol sömürge kuvvetleri, İngiltere ve İrlanda'dan yardım alarak Venezüella’ya saldırdı ve önce Orinico Vadisi'ni ele geçirdi. Etkin ve yıpratıcı bir savaşı sürdüren Bolivar, And Dağları'nı aşarak 7 Ağustos 1819'da Boyaca'da İspanyol kuvvetlerini bozguna uğrattı. Kolombiya'dan sonra Venezüella (Haziran 1821), Ekvador (1821), Peru (1824) ve Bolivya (1825) İspanyol sömürgecilerden kurtarıldı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bolivar, Güney Amerika ülkelerini bir araya getirecek bir birlik olusturmak istiyordu. 1826'da Panama'da düzenlediği konferansta bunu dile getirdi. Bununla birlikte ortak askeri güç ve ortak karar mekanizması önerisi katılımcılar tarafından itibar görmedi. Bu arada eski komutanlarından olan Paez, Venezüella'da Bolivar’a başkaldırdı. Bunun üzerine Bolivar, “Bela, kendi silahını kendi &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Osmanlı topraklarına ilk ayak basan Latin Amerikalı, Venezüellalı Francisco de Miranda’dır. General Miranda, 1786 yazında, İzmir üzerinden İstanbul’a gelmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;halkına karşı kullanan askerdir” sözünü söyledi. Bolivar bu isyana başkanlık yetkilerini güçlendirmekle karşılık verdi. Bu durum siyasi muhaliflerinde, 25 Eylül 1828 tarihinde başarısız bir suikast girişimine kadar gidecek tepkiye yol açtı. Santa Maria'da bir dostunun yanında kalırken 17 Aralık 1830'da hayata gözlerini yumdu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Simon Bolivar ve Hugo Chavez hakkında monografiler yazmış olan Kolombiyalı yazar J. Herrera Torres, Simon Bolivar’ın devrimleri ile ilgili olarak şu değerlendirmeyi yapıyor: “Bolivar köleleri özgürlestirdi, toprakların kızılderililere geri verilmesine karar verdi, bedava eğitimi getirdi, hastaneler teşkil etti, yerli üretimi ithal malların rekabetinden korudu, endüstriyi ve ticareti geliştirdi, madenleri millileştirdi ve bütün yer altı zenginlikleri üzerinde devlet tekelinin kurulmasını emretti.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Venezüela bağımsızlığını 1821 yılında Simon Bolivar önderliğinde İspanyol sömürge yönetimine karşı verilen mücadele sonucu kazanmıştı. Ancak, son 150 yıldır, bir çok Latin Amerika ülkesi gibi, Venezüella da doğal ve insan kaynaklarının ABD tarafından sömürülmesi sonucu adeta bu ülkenin deniz aşırı bir eyaleti haline geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;20. yüz yılın ikinci yarısında neoliberal politikaların uygulanması sonucu ülkedeki yoksulluk oranı hızlı bir şekilde arttı. Durumu yansıtan bir örnek olarak analım, 1975’den 1995’e yalnızca yirmi yıllık bir süre içersinde yoksulluk oranı %33’ten (1975) %70’e (1995) yükseldi. Üstelik bu acı tablo Venezüella’nın dünyanın beşinci büyük petrol üreticisi ülkesi olmasına rağmen ortaya çıktı. Devlet petrol şirketi ve yabancı petrol şirketleri arasındaki usulsüz antlaşmalar Venezüella’nın petrol gelirlerinden yalnızca %1’lik bir pay almasına neden oldu. Ülkenin siyasetine hakim olan iki partili oligarşik sistemin bu adaletsiz petrol antlaşmalarında büyük sorumluluğu vardı. İşte Chavez böyle bir dönemde ortaya çıktı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hugo Chavez Frias&lt;br /&gt;Bolivar’ın yolundan giden Hugo Chavez, 28 Temmuz 1954 yılında Sabaneta, Baritas’ta, çamur, saman ve palmiye ağacından yapılmış bir evde doğdu.. Ögretmen bir anne ve babanın altı çocuğundan biri olan Chavez yoksul bir aileden gelmektedir. Chavez, “melez” kökenlidir: “Baba tarafindan yerli (Amerindian) ve Afrika kanını taşımaktayım ve bundan gurur duyuyorum. Benim için yerli olmak halkımın ve ülkemizin en derin ve en hakiki köklerinin bir parçası olmak demektir.” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karakas’ta yaşama ve eğitim görme şansını değerlendirmek için 17 yaşında Askeri Akademiye kaydoldu. Akademideki öğrencilik yıllarında Chavez ve okul arkadasları “Bolivarizm” olarak adlandırdıkları sol-milliyetçi bir doktrin geliştirdiler. Bu doktrin bir çok Latin Amerika ülkesini bağımsızlığa kavuşturan Simon Bolivar’dan ilham almıştı. Askerlik hizmeti boyunca Chavez, Venezüella ordusunun oynadığı rolden giderek hoşnutsuzluk duymaya başlıyordu. 1977 yılında Chavez ordudan ayrılmaya karar verdi, fakat komünist bir akademisyen, Douglas Bravo, tarafından kalması ve sol için gizlice çalışması için ikna edildi: “O’ndan çok etkilendim ve ordudan ayrılmaktan vazgeçtim. Sivil-asker işleyişinin ideolojik anlamını ve gizli olarak örgütlenebilmenin olanaklarını keşfettim, bu süreç bir kaç yıl sürmüştür.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; 1982 yılında Chavez diğer üç subay arkadaşıyla “Bolivarci Devrimci Hareket-200 (MBR-200)” adında bir örgütlenme kurdu. Sonraları başkent Karakas’ta bir takım yüksek görevlere getirildi. 90’lı yıllarda Venezüella ekonomisi çöküşün eşiğindeydi ve halkın çoğunluğu Carlos Perez’in dikta yönetiminden bıkmıştı. Chavez bir grup silah arkadaşıyla Perez iktidarina karşı 1992 Şubat ayında askeri bir isyan gerçekleştirdi: “Hükümeti devirmeye ve bir Anayasa Kongresi toplamaya yönelik stratejik bir planımız vardı.” Amacımız sivil-asker birlikteliğini tesis etmekti; bu her zaman böyledir. İşçi sınıfının katılımı sağlanmıştı… İsyan gününde, bütün halkın, işçisiyle ve askeriyle bütün insanların sokaklara dökülerek silaha sarılacağını hayal etmiştik.” Olaylar bu şekilde gerçekleşmedi. İsyancilar bazı kilit şehirleri ele geçirdilerse de Miraflores Başkanlık Sarayı’nı ele geçiremediler ve Devlet Baskanı Perez kaçmayı başardı. Chavez teslim olma pazarlığı yaptıktan sonra Savunma Bakanlığından canlı yayınla tüm ülkeye çağrıda bulundu. Onu ulusal bir lider haline getiren, “Sorumluluğu ben alıyorum… şimdilik” sözlerini bu konuşmada kullandı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu isyan girişiminde bulunduğunda 45 yaşında bir yarbaydı ve bu girişimden dolayı diğer 100 subay arkadaşıyla birlikte tutuklandı. Chavez hapiste Venezuela’nin sorunlarla dolu yapısını değiştirmeye ve halkın koşullarının dönüşümüne yönelik tartışmalar ve okumalarla bilgi birikimini ve donanımını geliştirdi. Hapisten çıktığında, değişimi demokratik siyasal hareketle sağlamaya karar verdi ve 1995’te “Anayasa Kongresi, şimdi!” sloganıyla bir kampanya başlatarak ülkeyi dolaştı. 1998 Başkanlık seçimlerine katılmak için 1997 yılında “Beşinci Cumhuriyet Hareketi (MVR)” adlı bir parti kurdu. Chavez’in kampanya boyunca kendini gösteren karizması, iyi bir hatip olma özelliği, yoksul ve emekçi sınıfın lehine duruşu, kitlelerin güvenini kazanmasını sağladı ve 6 Aralık 1998 başkanlık seçiminde oyların %56’sını alarak seçimin ilk aşamasında devlet başkanlığını kazandı. 1998 yılında ilk kez başkan seçilmesinden beri bütün seçimlerden ve referandumlardan zaferle çıktı ve siyasal gücünü pekiştirdi. Yeni, cesur önlemlere imza atti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birkaç yıldır, katılımcı demokrasiye dayalı “21.Yüzyıl Sosyalizmi” adı altında yeni bir modeli geliştirmeye çalışmakta. Yapmakta oldukları için kendisi bugün şu değerlendirmede bulunuyor: “Demokrasi şu an yeni kuruluyor, henüz hayal ettiğimiz bir demokrasi değil bu. İdealimiz: Tam olarak katılımcı ve vatandaş önderliğinde bir demokrasi. Mutluyum ve Venezüella’yı büyük bir geleceğin beklediğini görüyorum… Bu bizim yüzyılımız, buna kesinlikle inanıyorum. Başarısızlıklar geride kaldı, bundan eminim ve mutluyum. İyimserim çünkü, büyükannemin dediği gibi, değişim rüzgarını koklayabilirsin, o havadadır.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Simon Bolivar-Hugo Chavez, Jose Marti- Fidel Castro ve Mustafa Kemal Atatürk&lt;br /&gt;Küba Cumhuriyet’inin, 50 yıllık devrim tarihine yakından bakıldığında, Jose Marti'nin çok önemli bir yeri vardır. 19. yüzyılda yaşayan Jose Marti Küba'nın ulusal kahramanı ve simgesidir. O bir siyasetçi, bir devrimci ve bir ozandı. Bu edebiyat insanı, ömrünü Küba'nın özgürlüğüne adamakla kalmamış, 1895’de başlayıp, İspanyol’lara karşı yürütülen Bağımsızlık Savaşı’ndan önce Devrim’in ilk tohumlarını atmış, düşünce üretmiş, sonra da savaşmış. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Jose Marti hayatı boyunca siyaseti hiç bırakmadı. 1892’de kurulan Küba Devrimci Partisi’nin önderliğine seçildi. Ulusal kurtuluş savaşına çağrı niteliğinde olan Monte Kristo bildirisi onun imzasıyla yayımlandı. 1895 yılında gizlice Küba’ya girerek Antonio Maceo’nun başlattığı kurtuluş savaşına katıldı. 18 Mayıs 1895 tarihinde bir çatışmada at sırtındayken vuruldu ve yaşamını yitirdi. Öldürüldüğünde henüz 42 yaşındaydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Jose Marti yaşamını, Küba'daki İspanyol koloni yönetiminin sona erdirilmesi ve Küba'nın ABD dâhil başka ülkelerin egemenliği altına girmemesi için savaşıma adamıştır. Bütün öğretisi kişi özgürlüklerine saygılı olmayan ve yalnızca zenginliklerini büyütmeyi gözeten yönetimleri uyarmaya dayanmaktadır. Yapıtlarında bütün despot yönetim düzenlerini ve insan haklarına karşı uygulamaları kınamıştır. Onun yazıları demokratik gelişmeye yol göstericidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Jose Marti’nin savaş sırasında, dışarıdan, özellikle ABD’den destek alınmasını savunanlara karşılık o dönemde söylediği “Bağımsızlık savaşında, dışarıdan alınacak her türlü yardım, ekonomik ve politik olarak, ileride kurulacak bir ülkenin tam bağımsız olmasına engeldir” sözü, Atatürk’ün “Bağımsızlık benim karakterimdir” sözüyle neredeyse özdeştir. Birbirinden habersiz bu iki liderin aynı konuda aldıkları aynı tutumların, zamanları arasında yaklaşık 25 yıl bulunuyor. Jose Marti’den yıllar sonra, 1959’da Küba Devrimini gerçekleştiren Fidel’in de idolüdür Marti. Küba Devrimi’nin tohumunu atan Marti, onu büyüten ve günümüze taşıyansa Fidel’dir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1812’de Bolivar’a, 1895’te Marti’ye, 1923’de Atatürk’e, 1959’da Fidel’e ve 1998’de Chavez’e bakıldığında, yaptıklarıyla, ürettikleri düşünceleriyle, savaşlarıyla Bolivar ve Marti, Türkiye Cumhuriyet’inin kurucu lideri Atatürk’le özdeştir. Tartışmasız dönüşümün, tam bağımsızlığın, ilericiliğin ve aydınlanmanın bütün izleri, bu liderlerin yarattığı ve yazdıkları tarihlerin hepsinde görülür. Hepsi ülkelerinin unutulmaz  ilerici önderleridir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1959’da devrimin üç komutanından bir olan Fidel’de bir önderdir. Devrim mücadelesini ve onu yaşatma uğraşını kesintisiz sürdürmüş, zaman zaman olumsuzlaşan koşullara karşın, her durumda günümüze getirmeyi başarmıştır. Fidel, Marti’den devraldığı devrimci geleneği, çevresindeki ülküdaşlarıyla birlikte, günümüze taşımıştır, aynı Chavez’in Bolivar’dan devralması gibi. 50 yıllık Küba devriminde Fidel, yönetimi kardeşi Raul’a devrettiği güne kadar Küba’yı yöneten kadronun en önündeydi. Yönetimi devrettiği günden bugüne ne devrim tersine döndü, ne de bir “halk ayaklanması” gerçekleşti. Kim ne derse desin, Fidel uluslararası politikanın en son “süperyıldızı”dır. Javaharlal Nehru(Hindistan), Ho Chi Minh(Vietnam), Patricia Lumumba(Kongo), Amilcar Cabral(Gine Bissau), Che Guevara(Latin Amerika), Cemal AbdülNasır(Mısır), Carlos Marighella(Brezilya), Camilo Torres(Kolombiya), Nelson Mandela(Güney Afrika), Mehdi Ben Barka(Fas) gibi, bizim Kurtuluş Savaşımız sonrasından 1960’lara kadar olan dönemde ortaya çıkan ve hayatını dünyadaki adaletsizlikleri değiştirmeye adamış liderlerle ortak geçmişi paylaşır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Atatürk’ün hayatı, devrimleri ve ideallerine baktığımızda, yukarıdaki bütün devrimci liderlerle bir sürü ortak payda buluruz. Kemalizm’in, 1920'ler Türkiye'sini yeni yüzyıla taşıyan temelleri attığına kuşku yok. “Kemalist ulusçuluk", ulusların eşitliğini ve özgürlüğünü savunur. Ulus kavramına ne "ırk" ne de "din" öğelerini sokmuştur; ulusu, "ortak geçmiş, ortak dil ve ortak kültür"e dayalı bir olgu olarak tanımlamıştır. Bu “ortak” öğeler yukarıda bahsedilen Latin Amerika devrimleri ile de örtüşür. Bolivar da, Chavez de, Marti de, Fidel de devrimlerinde bu ortak geçmiş, dil ve kültürü ısrarla kullanmış, öne çıkartmış ve yüceltmişlerdir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küba, Fethullah okullarına izin vermedi,&lt;br /&gt;Atlantik kıyılarına M. Kemal’in heykelini dikti&lt;br /&gt;Kemalist "Cumhuriyetçilik", özgürlükçü, katılımcı bir "Demokrasi" anlayışını içerir. Kemalist "Laiklik", dine saygılı ama dinin siyasete karıştırılmasına karşıdır. Aklın ve bilimin ışığında sorunlara çözüm arayan bir toplum; akla ve bilime dayalı bir "Milli Eğitim" ön görür. Bazı kuşakların ise bir din devletinin gereklerine göre yetiştirilmesine karşıdır. Buna en güncel örnek Küba’dan verilebilir. Fettullah Gülen okullarının Küba’da açılması için yapılan başvuruya izin verilmemiştir. Küba’da “Devlet Okulları” dışında “Özel Eğitim” verilen okullar açılamaz, kurallar bu kadar net ve açıktır!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Altı İlke, devrimcidir&lt;br /&gt;Kemalist "Halkçılık", demokrasilerin "emek-sermaye" dengesine dayandığı, demokratik toplumcuların "emeği en yüce değer" ilan ettikleri bir dünyada, sınıfsal ayrıcalıkları reddeden, seçkinciliğe karşı çıkan, toplumsal düzende emeğe öncelik tanıyan bir "toplumculuk" anlayışı yansıtır. Kemalizm, şekilciliğe karşı bir ideolojidir. Halkçılık ilkesinden hareketle yapılan birçok reform, Osmanlı geleneğinin ürünü olan seçkin-halk ikilemini aşmaya yöneliktir. En belirgin örneği, "Türk dilini yabancı dillerin boyunduruğundan kurtarmak" amacıyla gerçekleştirilen "dil devrimi"dir. Kemalist halkçılık, herhangi bir sınıfın egemenliğini reddeden, ılımlı toplumculuğu öngören, her türlü sömürüye karşı, "ayrıcalıksız, sınıfsız" bir toplum öngörüyordu. Fakat bu toplumsal sınıfları kaldırmayı amaçlayan marksist anlayışı yansıtmıyordu. Kurtuluş Savaşı Türkiye'sinde marksist anlamda bir "egemen sınıf" ve “işçi sınıfı” bulunmadığı varsayımından hareket etmekteydi. Öyleyse varolmayan bir sınıf çatışması yaratılmamalıydı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kemalist "Devletçilik", acımasız ekonomik rekabetin yürürlükte olduğu, bazı büyük devletlerin bile ulusal ekonomiyi korumak için teknoloji üretimine doğrudan destek vermek gereğini duyduğu bir dünyada,  ekonomide özel kesime karşı olmayan, hatta destek olan, ama toplum yararının gerektirdiği durumlarda devletin devreye girmesini ve kıt kaynakların akılcı kullanımını devletin gözetmesini öngören bir temel üzerine oturtulmuştur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kemalist "Devrimcilik", eskimiş kurumları değiştirip, çağın gereklerine uygun yeni kurumlar oluşturma gereksinmesinden doğmuştur. Koşullar değiştikçe, aklın ve bilimin ışığında sürekli yenilenmeyi, en iyi çözümleri bulup uygulamayı ön gören bir "sürekli devrim" anlayışına sahiptir. &lt;br /&gt;Koşulların çok hızlı değişip, kurumların hızla eskidikleri bir dünyada, son 50 yılını, Kemalizm'e karşı olan, Atatürk'ün adını ağızlarından düşürmeden Atatürk'e ihanet eden iktidarların egemenliğinde geçiren; bazı kurumlarına egemen olan zihniyette 1930'ların bile gerisine düşen bir Türkiye 'de, acaba Kemalist "Devrimcilik" eskimiş midir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kemalizm tıpkı sosyalizm gibi bir devrim ideolojisi olarak doğmuştur. Ama sosyalizmden farklı olarak geri kalmış bir ülkedeki devrim koşullarının gereksinimlerini yansıtmaktadır. Oysa geri kalmış ülkelerde nesnel koşullar yeterince oluşmamış olduğu için ideolojinin önemi artar. İdeoloji, devrimi olanaklı kılan ortamdaki somut koşullardaki eksikliği giderme işlevini üstlenir. Burada ideoloji yine devrimci eylem içinde bazı değişikliklere uğramakla birlikte, devrim öncesinde hazır olarak vardır ve çoğunlukla da ana çizgileriyle gelişmiş ülkelerden aktarılmıştır. Amaç zaten o ülkelerin düzeyine daha hızlı bir biçimde ulaşmak olduğu için bunu doğal karşılamak gerekir. Devrimci ideoloji, devrimin öncüsü güçlerin toplumsal özelliklerine göre bazı değişimler geçirmekle birlikte ana doğrultuda aynı kalır. Ahmet Taner Kışlalı’nın yaptığı ve bizimi de katıldığımız değerlendirmeye göre, “Kemalizm'in önünde iki aşamalı bir amaç vardı: Bağımsızlık ve çağdaşlaşma. Bu ereklere ulaşmak için ideolojinin çerçevesini oluşturan ulusçuluk cumhuriyetçilik ve laiklik ilkeleri Fransız Devrimi ve dolayısıyla Liberalizmden; devletçilik halkçılık ve devrimcilik ilkeleri de Sosyalizmden esinlendi.” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendi toprağına ayağını basmayan sol, Chaez’i, Fidel’i anlayamıyor&lt;br /&gt;Yukarıdaki açıklamalar ışığında bakıldığında, Türkiye’de kendisini devrimci olarak gören bireylerin Kemalizm’e karşı olması düşünülemez. Kemalist devrimin yapı taşlarıyla, Latin Amerika devrimlerinin yapı taşları ve uygulamalarındaki ortaklıkların çokluğuna rağmen, sahip çıkanların sayılarındaki ters orantı düşündürücüdür. Gerçek solcunun ayakları kendi topraklarına basar, gerçek solcu ülkesinin bağımsızlığını, aydınlığını kazandırmış fikri kimse karşısında savunmasız bırakmaz. Kemalizm’in temel prensiplerinin değerinin bilincinde olur, altı ilkeyi siyasi düşüncesinin temeline oturtur ve bu temelin üzerine bütün ilerici, sol, sosyalist fikirlerden her biri özenle seçilmiş tuğlalar koyarak vatanı için o en güzel evi inşa etmeye çalışır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küba Devrim’ini, Chavez’i anlayıp, sahiplenmek, yüceltmek, ama Kemalizm’i tam olarak anlamadan, “modernleşme” veya “yeni sol” adına ona karşı çıkılması, en hafif deyimle haksızlıktır. “Böyle bir millet esir yaşamaktansa yok olsun daha iyidir!  O halde, ya istiklal ya ölüm! (Atatürk)” veya “Bağımsızlık savaşında, dışarıdan alınacak her türlü yardım, ekonomik ve politik olarak, ileride kurulacak bir ülkenin tam bağımsız olmasına engeldir (Marti)” veya “Patria o Muerte!, Venceremos! (Fidel)” sözlerini söyleyenler arasında bir fark olamaz. Ulusal Sol mirasına sahip çıkarak, bu gelenekler üzerinden yarım kalan devrimini tamamlamaya çalışanlarla, Latin Amerika’da olanları algılayıp, örnek alıp, enternasyonel dayanışma içinde Türkiye’ye modelleyen solun, “Sosyalist Cumhuriyet” yaratmak isteyenlerin, varmak istedikleri yer aynıdır; nüve, hedefler, araçlar ortaktır; karşı durulan güçler de ortaktır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küreselleşen emperyalizme karşı bütün dünyada yükselen ulusal akımlar, ulusal egemenliğin, tam bağımsızlığın, ulus devletin önemini daha da fazla savunmakta ve halk kitlelerinin geniş oranda kitlesel desteklerini almaktadırlar. Tek bir emperyalizmin olmaması nasıl küreselleşmede bütünlük getiremiyorsa, tek bir ulusalcılık da olmamakta ve bu nedenle her ülkenin kendi ulusalcı yaklaşımı öne çıkmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ulusallığını yitirip Batılılaşan sol, Kemalist Devrim’e cephe alıyor&lt;br /&gt;Chavez’in gençliğindeki diğer sol akımlara yönelik “Bizim bakış açımız ve eğitimimiz onlarla uyuşmaz” eleştirisi önemli bir gerçeği işaret etmekteydi. Chavez bir solcu ve devrimciydi. Ama her şeyden önce tam bir milliyetçi ve vatanperverdi de. O’nun kahramanları hep Venezüella tarihinin derinliklerinden seçilmişti. 1960’larda ve 1970’lerdeki Venezüella solundan daha farklı bir çizgiydi bu. Ulusal sol bir çizgiydi. Chavez yıllar sonra, sadece Sovyet güdümünde olan, kendi topraklarındaki değerlerle bütünleşememiş solcular için, “Tanrıdan devrimciliğin tekelini almışa benziyorlar” demişti. Venezüella’da bu tür “sol” bugün de Chavez’e karşıdır, ama ana akım artık Chavez’in ulusal sol’udur. Türkiye’de solun ulusallığını yitirip Batılılaşması ve halktan kopmaya başlamasıyla aynı yıllarda Venezüella’da tam tersi gerçekleşiyordu. İşte iki ülke arasındaki temel fark budur. Bugün Venezuella’da sol çok güçlüdür; çünkü ulusaldır. Türkiye’de ise ne yazık ki tersi söz konusudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Chavez’in ve Atatürk’ün asker ve ihtilalci kökenini karalayan Amerikancılar&lt;br /&gt;Chavez’i 1998 seçimlerinden önce karalamak isteyen Amerikancı ve sağcı karşıtları sürekli Chavez’in asker ve ihtilâlci kökenine vurgu yaptılar. Chavez’i “Atatürk gibi despot ve diktatör bir asker” olmakla suçladılar. Bugün de Amerikancı muhalefet sürekli Chavez’i “Atatürk gibi tek adam diktatörlüğü” kurmakla suçlamaktadır. Dünyanın neresine giderseniz gidin cepheler hep aynı. Bizim cephemizde Tupac Amaru, Bolivar, Jose Marti, Fidel, Atatürk, kurtarıcıdır. Onların cephesinde despot…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle Küba dâhil kıtadaki bütün sol hareketlerin çıkış noktaları enternasyonalizm veya Sovyetik sol değildir. Tersine, hareketlerin ismi bile genellikle ulusal kahramanlardan veya özellikle Kızılderili motiflerinden etkilenir. Meksika’da Zapata, Nikaragua’da Sandino, Küba’da Jose Marti, Peru’dan Uruguay’a kadar bir dizi ülkede Kızılderili isyancısı Tupac Amaru ve son olarak Simon Bolivar… Hemen hemen her ülkede sol hareketler Marksist-Leninist ideolojiyi savunurken bile kendini ulusal bir liderle özdeşleştirir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Chavez de, Fidel de tarihlerinden gelen liderleri yücelterek, onların yaptıklarını devralıp, büyüterek devrimlerini taçlandırmışlarsa, Kemalizm’in de bunu çoktan hakettiğine şüphe yoktur. Söz konusu dönemler ve liderler karşılaştırıldığında bir fark göze çarpar: 1938’de, Atatürk’ün ölümünün hemen ertesinde Türkiye’de bir dönüşüm başlar; devrim kan kaybeder. İstikrar denen olgu, “Devrim”de değil, başka yerlerde aranır. Günümüze gelene değin, bir çok “yönetici” çıkartan bu topraklar, 1923’de atılan “Devrim” tohumlarını yeşertecek, kökleştirecek, devrimciliği yeni nesillere ve günümüze, kayıtsız ve şartsız taşıyacak, Fidel gibi Marti’nin mirasını devralan, yeni “etkileyici bir lider” çıkartamamıştır. Fidel'in çevresinde, başından beri onu bütünüyle anlayan, aynı ülküyü eksiksiz paylaşan bir küme insan olmasına karşılık, Atatürk tek ve yalnızdı; buna bir de devrim karşıtlarını, batı özentilerini, destekçilerini ekleyince, sonuç günümüz koşulları oldu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hemen, şimdi bir “Fidel” gerekli!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaynakca:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1) Venezüella ile Dayanışma Platformu yazıları&lt;br /&gt;2) Jose Marti Küba Dostluk Derneği yayınları&lt;br /&gt;3) Deniz Gezmiş’in Devrim gazetesine verdiği röportaj (23/12/1969)&lt;br /&gt;4) Uğur Mumcu ve Ahmet Taner Kışlalı’nın kitapları&lt;br /&gt;5) “Marti’den Atatürk’e ve Fidel’e…”, Cüneyt Göksu, Cumhuriyet Strateji, 22/12/2008&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9205713349841316187-6378155942772914848?l=cuneytgoksu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/feeds/6378155942772914848/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9205713349841316187&amp;postID=6378155942772914848' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/6378155942772914848'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/6378155942772914848'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/2010/01/bolivardan-chaveze-martiden-fidele-ve.html' title='Bolivar’dan Chavez’e, Marti’den Fidel’e ve Atatürk’e'/><author><name>Cüneyt Göksu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18388600054713371494</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='26' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/SSnvdbDOZFI/AAAAAAAAAAM/UWHiPPm-ms8/S220/Cuneyt_Goksu_39.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9205713349841316187.post-3879662573748385764</id><published>2009-07-29T13:17:00.001+03:00</published><updated>2010-01-09T13:20:18.432+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beyaz Yaka'/><title type='text'>Avrupa’daki beyazyakalı kardeşlerimiz!</title><content type='html'>Almanya: Bremen’in ve Avrupa’nın en büyük gemi yükleme/boşaltma lojistik işletmesi “BLG Logistics”, 600 maviyakalıdan sonra, 250 beyazyakalı ofis çalışanının çalışma saatlerini, sene sonuna kadar %20 azalttı. Alman Hükümeti, çalışanların gelir kaybını “fonlama” sözü verdi. 2009’un başından beri Bremen Limanı’ndan yapılan yükleme miktarı %25 civarında düştü. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İngiltere: Dünyanın en büyük çelik üreticilerinden “TATA Steel”, Kuzey İngiltere’deki Scunthorpe fabrikasında, 366 beyazyakalı çalışanı işten çıkardı. Bu haberde ilginç olan, küreselleşmeden dolayı üretimin büyük bölümünü ve “beyazyaka pozisyonlarını” ucuz iş gücü olan Hindistan’a kaydırılmasıydı. TATA’ya, İngiliz işçilerinin nasıl tepki vereceği merakla bekleniyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fransa: Fransa Nortel’in 2000 çalışanı korku içinde çünkü her an işlerini kaybedebilirler. Böyle bir söylentinin ortaya çıkması bile Fransız işçilerinin oldukça ilginç bir tepkisine neden oldu. Fabrikanın çevresine gaz tankları yerleştirdiler ve işten çıkarmalar başlarsa fabrikayı havaya uçurmakla tehdit ettiler. Şimdilik gaz tankları boş ama ileride ne olur bilinmez! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;29 Temmuz 2009 - Birgun&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9205713349841316187-3879662573748385764?l=cuneytgoksu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/feeds/3879662573748385764/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9205713349841316187&amp;postID=3879662573748385764' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/3879662573748385764'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/3879662573748385764'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/2009/07/avrupadaki-beyazyakal-kardeslerimiz.html' title='Avrupa’daki beyazyakalı kardeşlerimiz!'/><author><name>Cüneyt Göksu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18388600054713371494</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='26' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/SSnvdbDOZFI/AAAAAAAAAAM/UWHiPPm-ms8/S220/Cuneyt_Goksu_39.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9205713349841316187.post-2648627654208566065</id><published>2009-07-22T13:16:00.000+03:00</published><updated>2010-01-09T13:16:46.667+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beyaz Yaka'/><title type='text'>Ofis’ten Kamyon Şöförlüğüne…</title><content type='html'>Patrick Greene, NY, bir yıl önce ABD’nin en büyük yatırım bankalarından birinin yan kuruluşunda (http://www.bearstearns.com/), satın alma müdürü olarak  çalışıyordu, bugünlerde o bir kamyon şöförü!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Patrick, ABD’nin son 26 yıl içindeki en yüksek işsizlik oranının olduğu (%9.5), beyazyakalıların düzenli gelirlerini korumak adına herşey göze alabilecekleri  bir dönemde, işten atıldıktan sonra yine “beyazyakalı” olarak çalışmaya devam etmek istedi; sonuç alınamayan 40 başvuru sonrasında pes ederek, kamyon şöförü olmak üzere bir kursa gitmeye karar verdi. ABD’de ki durgunluk ve işten çıkarmalar devam ettikçe, iş bulmakta zorlanan beyazyakalıların, maviyakalı işler yapmaya başladığı görülüyor; iyi ücretleri ve kısa eğitim süresiyle de “kamyon şöförlüğü”nün en çok ilgi gören işler arasında olduğu kurs sahipleri tarafından dile getirildi. Smith &amp; Solomon isimli kursun sahibi Todd Hyland, öğrencileri arasında bütün yaşamını ofiste geçirdikten sonra birden bire işten çıkartılan profesyonellerin olduğunu söylüyor. “Okula gelenler 40 veya 50’lerindeler, bir kaç yıl önce başvuranlara göre 10-15 yaş daha yaşlılar geliyor”. Bazıları için bu ciddi kariyer değişikliği zor gelse de yalnız olmadıklarını görünce daha kolay üstesinden geliyorlar. ABD’de bügünlerde yaşanan bu olay, hepimizin başına gelebilecek çok olağan bir beyazyakalı hikayesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;22 Temmuz 2009 - Birgun&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9205713349841316187-2648627654208566065?l=cuneytgoksu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/feeds/2648627654208566065/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9205713349841316187&amp;postID=2648627654208566065' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/2648627654208566065'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/2648627654208566065'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/2009/07/ofisten-kamyon-soforlugune.html' title='Ofis’ten Kamyon Şöförlüğüne…'/><author><name>Cüneyt Göksu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18388600054713371494</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='26' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/SSnvdbDOZFI/AAAAAAAAAAM/UWHiPPm-ms8/S220/Cuneyt_Goksu_39.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9205713349841316187.post-2856475602733594861</id><published>2009-07-15T13:14:00.000+03:00</published><updated>2010-01-09T13:15:41.797+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beyaz Yaka'/><title type='text'>“ABD’de GM çalışanı beyazyakalıların emeklilik fonlarına ne oldu?”</title><content type='html'>Delphi, GM’nin(General Motors) iflas eden bir yan şirketi. Beyazyakalı çalışanlarına emeklilik fonlarından alacaklarını ödemeye yanaşmayan bu şirketin başı yargı ile belaya girmek üzere. GM aynı koşullarda çalışan saat başına ücretli maviyakalıların geri ödemesini yapmaya yanaşırken beyazyakalılara hayır demekten kaçınmıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beyazyakalıları savunan avukatlar, GM ve Obama yönetimini, bu tür çalışanlara ait birikmiş fonlarla, saatlik maviyakalı işçilerin fonlarının ödendiğini söyleyip suçluyor. Daha da kötüsü, bir yetkili federal kanunların bu tip ödemelerin yapılmasına bazı sınırlamalar getirdiğini söylüyor: Bu yetkiliye göre, beyazyakalılar emeklilik fonlarını kurtarsalar bile, kurtardıkları ödediklerinden daha az olacak!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir başka açıdan bakıldığındaysa sendika üyesi olan ve Obama’ya oy veren maviyakalılar büyük bir kesimi oluşturduğundan, ödeme önceliği onlara veriliyor. Yıllarca maaşlı çalışmış, beyazyakalı büro çalışanları, sunulan çalışma koşullarının iyi olduğu aldatmacasıyla yıllardır sendikalaşmamış olmanın sıkıntısını çekiyorlar.  Beyazyakalıların içinde bulunduğu sıkıntılı durum şimdilik tutarsız ve karmaşık görünüyor. Sorunun nasıl çözüleceğiyse henüz netleşmiş değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;15 Temmuz 2009 - Birgun&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9205713349841316187-2856475602733594861?l=cuneytgoksu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/feeds/2856475602733594861/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9205713349841316187&amp;postID=2856475602733594861' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/2856475602733594861'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/2856475602733594861'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/2009/07/abdde-gm-calsan-beyazyakallarn.html' title='“ABD’de GM çalışanı beyazyakalıların emeklilik fonlarına ne oldu?”'/><author><name>Cüneyt Göksu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18388600054713371494</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='26' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/SSnvdbDOZFI/AAAAAAAAAAM/UWHiPPm-ms8/S220/Cuneyt_Goksu_39.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9205713349841316187.post-2492704357532796702</id><published>2009-06-15T11:34:00.001+03:00</published><updated>2010-01-09T11:36:43.479+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='latin amerika'/><title type='text'>Küba Söyleşisi - USIAD Dergisi için....</title><content type='html'>15 Haziran 2009'da USIAD Dergisinin benimle yaptığı röportaj&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KÜBA, İRAN GİBİ ÜLKELER BATI'NIN VE ABD'NİN UYGULADIĞI AMBARGO NEDENİYLE KENDİNE YETMEYE ÇALIŞAN EKONOMİLER OLARAK GÖSTERİLİYOR. SON KRİZDE DE BU YAKLAŞIMIN YARARLARINI GÖRDÜKERİ SAVUNULUYOR. IMF'NİN TAHMİNLERİNE GÖRE KÜBA'NIN BU YIL İÇİNDE YÜZDE 5 ORANINDA BÜYÜMESİ BEKLENİYOR. KÜRESEL EKONOMİK KRİZ BU ÜLKEYE NASIL YANSIMIŞ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günümüz dünyasında, küreselleşmenin üstünlüğü olarak adlandırılan, ülkeler arasındaki mevcut bağlantıların sıkılaştırılması ve birbirlerine en gevşek anlamda “muhtaç oldukları” düşünülürse, hiç kimse bu kadar geniş bir krizin etkilerinden sakınamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küba da, özellikle sanayilesme itibariyle az gelişmiş, ayrıca hizmet ve hammadde ihracatına bağımlı diğer ülkeler gibi, ürünlerin fiyatlarının düşmesinden ötürü ekonomisi etkilenmektedir. Bir örnek vermek gerekirse; nikel en önemli ihracat ürünüdür ve durgunluk içindeki mekanik ve otomotiv endüstrisinde çok yaygın bir şekilde kullanılmaktadır. 2007’de ton fiyatı, 50 bin Amerikan Dolarına kadar çıkmıstı, şimdi ise 10 bin Amerikan Doları civarında seyretmekte, başka bir deyişle beşte bir oranında düşmüştür. Bu da; Küba’nın yatırım ve gelişim planlarıyla, diğer kaynakların ithalatında kısıtlamaya gidilmesini zorunlu kılarak, ülkenin gelirlerini etkilemiş bulunmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buna karşın, Küba’nın Ekonomik Krize bağlı olarak baş etmesi gereken sorunlar, gelişmiş ülkelerden farklı olarak, ülke içerisindeki nedenler değil aksine günümüz dünyasına egemen olan ekonomik ilişkilerin etkilenmesi, diğer ülkelerden kaynaklanan zorluklardan ortaya çıkmaktadır. Sosyalist sistemden kaynaklanan bir kriz değildir, ama bugün tüm dünyadan izole yasamak da mümkün değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mevcut krizi, kapitalist sistemin kendi çelişkileri ve zaafları ortaya çıkarmıstır ve reel ekonomiyi etkileyen, ABD’nin bankacılık ve finans sisteminde başlamasına rağmen, Amerikan sınırlarının çok ötesinde, küresel bir boyuta ulasmış bulunmaktadır. Kontrolsüz pazarın hakimiyeti, “vahşi ekonomik liberalizmin” başarısız olduğu artık aşikardır ve simdi yeniden ekonominin önemli sektörlerinin ve bankaların kamulaştırılması lehine söylemler duyulmaktadır. Pazarın kendi kendini düzenlediği söylemi güncelliğini yitirmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2008’de 190 milyon civarında seyreden, dünyadaki işsizlerin sayısı, 2009 yılında 50 milyonun üzerinde artabilir, yoksulluk seviyesi ölçülemez sınırlara gelebilir. Latin Amerika ve Karayipler, sadece ihraç ettikleri hammadde fiyatlarının düşüşünden değil aynı zamanda da bazı ülkeler için en önemli gelir kaynağını olusturan, ABD, Kanada ve bazı Avrupa ülkelerinde çalısan göçmenlerin gönderdikleri paranın kuvvetli bir sekilde azalmasından ötürü etkileneceklerdir. Öte yandan, hammadde fiyatları gerilerken, buna karsın gelişmiş ülkelerin ihraç ettikleri ürün ve teknoloji fiyatları muhafaza edilmektedir ve hatta fakir ülkelerin ithalatını daha da maliyetli yaparak, artmaktadır. Ne yazık ki, hemen hemen tüm ülkelerde – en gelişmiş ülkeler de dahil – başlıca etkileri, isçilere ve toplumun en fakir kesimlerine yüklenmektedir. Bankalar, büyük uluslararası sirketler ve firmalar için, hergün basından takip ettiğimiz üzere, yüz milyarlarca doları aşan ekonomik kurtarma planları hazırlanmaktadır. Büyük işadamları ve yöneticilerin gelirleri de azalabilir, ama hâlâ birer milyoner olarak hayatlarına devam edeceklerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buna karşın, Küba krize başka bir şekilde karşı gelebilir. Sosyalist, insani ve dayanısmacı sistemi, halkın menfaatlerine cevap vermektedir ve hiç kimseyi kendi kaderine terk etmemektedir. İşsizlik olmayacaktır ve eğer herhangi bir fabrika veya maden kapatılmak zorunda kalırsa, işçileri başka işyerlerinde çalışmaya gönderilecektir veya okumaları ve kendilerini yatiştirmeleri için maaş ödenecektir. Hiç bir öğrenci okulsuz kalmaz; hiç bir genç de üniversite eğitimini bırakmak zorunda olmaz; hiç bir yaşlı ücretsiz verilen sağlık hizmetlerinden mahrum bırakılmaz ve hiç bir aile kirasını ödeyemiyor diye evinden çıkartılmaz. Küba, 50 yıllık ABD ablukasının da zorluklarıyla başetmeye alışkın olduğundan ve yıllardır “tüketerek” değil, “üreterek” büyüme modelini seçtiğinden, kaynaklarını “verimli” kullanma bilinci ve yeteneklerine sahiptir. Enerji Devrimi adı altında, krizden çok önce uygulamaya giren projelerde bunların ayak izleri net olarak görülür. Ekonomik krizin bu vahşi durumunda bile sosyalizm, daha üstün olduğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KAPİTALİZMİN "NİMETLERİNDEN" YARARLANAMAYAN KÜBA, ZAHMETLERİNDEN DE UZAK KALABİLMİŞ Mİ, ÖRNEĞİN TURİZM GELİRLERİNDE BİR DÜŞME BEKLENTİSİ BU ÜLKEDE VAR MI?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2008’de 2,5 milyon civarındaki yabancı ziyaretçiyle, en fazla gelir getiren sektör konumundaki turizmde henüz bir azalma olmamış, ama özellikle Batı Avrupa ve Kanada gibi çok sayıda turistin geldiği ülkelerdeki krizin etkilerine bağlı olarak bu yıl içerisinde etkilenmesi mümkün. Buna karşın Küba'nın Ulusal İstatistik Bakanlığı’nın raporuna göre, Küba turizm işletmeciliği 2009'un ilk çeyreği boyunca, önceki yılın istatistiklerine göre iki kat artış gösterdi. 2008 istatistiklerine bakılırsa, en fazla turist Kanada’dan geliyor: 800 bin kişi. Bu ülkeyi sırasıyla İngiltere, İtalya, İspanya, Fransa ve Almanya izliyor. Latin Amerika ülkelerine bakıldığında turizm sıralamasında başı Meksika ve Arjantin çekiyor. Rusya’dan gelen turist sayısında da %40 oranında bir artış olmuş. Çin’li turistleri özendirmek üzere, Çin Hükümeti Küba’da iki irtibat bürosu açmış bile. Türkiye’den ülkeye gidenlerin sayısıysa yaklaşık 5 bin. Küba’nın 2008 yılı turizm kapasitesine baktığımızda, 45 bin oda, %65’i 4 ve 5 yıldızlı olan oteller, 10 uluslararası havalimanı, 13 küresel turizm şirketiyle imzalanan 65 yeni anlaşma, 18 turizm yüksek okulu, mevcut altyapının iyileştirilmesi için yapılan yatırımlar (cep telefonu şebekesinin büyük ölçüde yaygınlaşması, yeni yollar, elektrik şebekesinin yenilenmesi vb.) gibi çok yönlü alanlarda yatırımlar görüyoruz. Turizm sadece ülkeye gelir getirmekle kalmıyor, dolaylı olarak ülkenin altyapısının iyileşmesi için itici güç oluşturuyor, yeni işler yaratıyor. Otellerdeki fiyatlar ve kalite çevre ülkelerdeki olanaklarla rekabet etmek için, oradakilere benzer oranlarda ayarlanıyor. Küba turizmini salt deniz-güneş-kum gibi düşünmemek gerekir. Klasik turizm gelirlerinin yanında, son 20 yıldır, Küba’nın verdiği sağlık hizmetleri yılda 40 milyon dolar gelir getiren ve giderek daha ilgi görüp büyüyen yeni bir turizm alanına dönüşüyor. 2005’de, 19.600 yabancı hasta göz, Parkinson ve ortopedik ameliyatını yaptırmak ya da MS tedavisi olmak için adayı ziyaret ettiler. Hatta, Ekim 2007’de, bazı Amerikan ve Kanada vatandaşları sağlık turizminden yararlanmak üzere Küba’ya geldi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SİZ FİDEL'İN YÖNETİMİNDEKİ VE RAUL'UN YÖNETİMİNDEKİ KÜBA'YI GÖZLEMLEME OLANAĞI BULDUNUZ. RAUL CASTRO'NUN BİRTAKİM YENİ LİBERAL GİRİŞİMLERE YÖNELEBİLECEĞİ İDDİALARI VARDI, YAKLAŞIM FARKLILIĞI VAR MI?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Raul'la yapılanlar Fidel'le de yapılabilirdi. Bu bir politika değişimi değil. Sürekli olarak Küba'da, liderden bağımsız olarak, bir değişim ve yenilikçilik benimsenir. Bazen ekonomik koşullara bağlı olarak önlemler de gerekebilir. Ekonomik koşullarda olumlu bir değişim sağlandığında yatırımlar artabiliyor. Bu yüzden de Küba halkı şu anda cep telefonu alabiliyor. Mevcut internet bağlantısı uydu üzerinden sağlanıyor; yavaş ve pahalı. Ama Venezuella ile yapılan bir anlaşma sayesinde, deniz altından fiber bağlantılı internet ağı daha da yaygınlaşmış olacak. Buna karşın her Devlet Başkanının bir tarzı da vardır. Raul’un da öyle. Ülkenin yolundan sapılmaksızın bazı öncelikler değişerek daha önce yapılmamış  olanlar yapılabilir. Ama bunlar siyasi çizgiden ayrılma anlamı asla taşımamaktadır. Kabinede bir değişiklik oldu. Dış basına yansıyan, Raul'un Fidel'in adamlarını attığı ve kendi adamlarını getirdiği yönündeydi. Bu da  son derece saçma bir haberdi. Her ülkede bakanlar değişir. Başkan değişince bakanların değişimi de normaldir. Önceki çalışma hayatında beraber çalıştığı insanları kendi ekibine alabilir, bakanlık verebilir. Seçtiği insanların “Raul’cü” olmasından değil, onu daha iyi tanımalarından kaynaklanıyor bu durum. Kısaca, Raul’de, Fidel’in kardeşi, devrim öncesi ve sonrası süreçleri beraber yaşamışlar, şekillendirmişler. Raul’un bu çizginin dışında bir siyasi politika izlemesini beklemiyorum ama uygulamalarında, Küba’nın şartları daha iyiye gittikçe, Dünya’da ki siyasi iklim Küba’dan yana daha fazla destekler duruma geldikçe, Küba insanının toplu olarak daha fazla refaha ulaşması için girişimler görebiliriz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KÜBA'YI İLK GÖRDÜĞÜNÜZLE SON GÖRDÜĞÜNÜZ ARASINDA BİR EKONOMİK FARKLILIK GÖZE ÇARPIYOR MU?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet. 2003 ve 2005 yıllarındaki seyahatlerimle karşılaştırdığımda, turizmin artık bütün şehirlere yaygınlaştığını ve yatırımlarla desteklendiğini açıkça söyleyebilirim. Bunun da ülkede topyekün Turizm konusunda ciddi bir bilinçlenme olduğunu gösteriyor. Büyük şehirlerde, “Turizm” için çalışan insanların, bu sektör dışındakilere göre bir takım ekonomik farklılıkları dahi gerçekleşmiş durumda. Bu konu beraberinde birtakım sosyal sorunları da beraberinde getirse de, ülke yöneticileri bunun farkında ve kontrol altında tutmaya gayret ediyorlar. Turizm ülkenin ekonomisine şu anda en çok katkı yapan sektör olduğu kadar, sosyal hayatını zaman zaman olumsuz etkileyen yanları da var. Cep telefonu kullanımı oldukça yaygınlaşmış durumda. Gittiğim irili ufaklı her şehirde, devletin “Telecom” dükkanlarında ceptelefonu satışlarını görmek mümkün. Geçtiğimiz yıllarda ülkenin derinliklerinde seyahat ederken zaman zaman iletişim kuramadığımız yerler olurdu fakat bu problem ortadan kalkmış. Planlı, organize ve “insan odaklı” bir ülkenin gereği olarak evlerin damlarında veya uygunsuz yerlerde dağınık duran GSM istasyonları hiç görmedim. Küba’da GSM istasyonları tıpkı gelişmiş ülkelerde olduğu gibi yüksek direklerde, kente hakim konumda kurulmuşdu. Özellikle Havana’da şehir içi otobüslerin tamamı yenilenmiş, klimalı, Çin’den alınmış araçlar vardı. Temiz enerji olması ve Küba için en kolay bulunanı olduğundan, Güneş panelleri kullanarak enerji üretmek de çok yaygınlaşmış, özellikle kırsalda. Özet olarak, “doğal” ve “küresel ekonomik” kasırgalara rağmen, Küba ekonomisinde iyileşmeler ve bunun da insan hayatına yansımalarını görecek ipuçları var; tabii nasıl, nerden ve ne niyetle baktığınıza da bağlı bunları görebilmek. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GEÇTİĞİMİZ YILLARDA KÜBA, RUSYA VE ÇİN İLE CİDDİ ARAYIŞLAR İÇİNE GİRDİ. BU ÜLKELERLE EKONOMİK İLİŞKİLERİ AĞIRLIK KAZANMIŞ MI?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine Turizm’e ve bazı göstergelere dönersek, Rus turist oranında %40 artış var, Çin’in Küba’da kendi vatandaşları için iki büro açtığını görüyoruz. Rusya’nın Latin Amerika’ya ulaşımı ve etkileşimi konusunda da Küba ile ortak çalışmalar yaptığı doğru. Küba bağımsız bir ülke. Ulusal çıkarlarını korumak adına  çeşitli ülkelerle işbirliği yapabilir. Basında çıkan, Rusya’nun Küba’da askeri üs açacağı haberleri çıktı. Bu bilgi Küba Büyükelçisi tarafından doğrulanmasa da şöyle ifade edildi; “Bir ülkenin askeri üssünü kurmak gerekirse hükümetimiz bunu değerlendirecektir ve halkın yararına bunun kurulması gerekirse onay verecektir” Rusya ile ilişkiler çok güzel bir dönemde ve daha da gelişmesi gerekiyor. SSCB dönemi gibi değil. 1991’deki SSCB’nin yıkılmasından sonra azalan diplomatik ilişkiler, Putin döneminde çok hızlı arttı. Yakın zamanlara bakıldığında, Küba 2008’de Güney Osetya’daki savaşta, Rusya’nın yanında yer aldı ve sonrasında ekonomik ilişkilerde daha da artan bir hız görülüyor. Medvedev adayı ziyaret etti, hem Pertol aramaları hem de Nikel Madenlerin de Rus Maden şirketlerinin de çalışması için görüşmeler yaptı. Raul’un Rusya ziyareti var. 20 Milyon USD’lık kredi ve 100 Milyon Ton yiyecek desteği alındı. 2008’de ki kasırga felaketlerinden sonra en büyük yardımın Rusya’dan geldiğini görüyoruz. 4 uçak dolusu gıda, ilaç ve yapı malzemesi Küba’ya geldi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küba Çin ticari ilişkileri alışveriş, kredi ve yatırımlardan oluşmakta. Çin, Venezuela’dan sonra Küba’nın 2. büyük ticari ortağı. Elimde 2005 rakamları var. Toplam 777 Milyon USD ticaret yapılmış, 560 Milyon USD’si Çin’den Küba’a yapılan ihracat. Küba’nın ulaşım ağında ve Enerji Devrimi planlarında Çin ürünlerini görmekteyiz. Örneğin 2006’da Küba Çin’den 130 Milyon USD değerinde 100 lokomotif satın aldı. Yine aynı yıl, şehir içi ve şehirlerarasında kullanılmak üzere 1000 otobüs aldı. Enerji konusunda yaklaşık 30,000 buzdolabı, daha az enerji tuketen Çin dolapları ile değiştirildi. 2004 yılında yapılan bir anlaşma ve 500 Milyon USD’lik bir bütçe ile, Las Camariocas yakınlarında, SSCB zamanında başlanmış ama bitmemiş bir Nikel İşleme Merkezi’nin inşasına devam edilecek. Aralık 2005’de yapılan bir diğer anlaşma ile, Küba teknolojisi kullanarak çalışacak 2 biyoteknoloji merkezi Çin’de inşa edilecek.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9205713349841316187-2492704357532796702?l=cuneytgoksu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/feeds/2492704357532796702/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9205713349841316187&amp;postID=2492704357532796702' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/2492704357532796702'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/2492704357532796702'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/2009/06/kuba-soylesisi-usiad-dergisi-icin.html' title='Küba Söyleşisi - USIAD Dergisi için....'/><author><name>Cüneyt Göksu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18388600054713371494</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='26' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/SSnvdbDOZFI/AAAAAAAAAAM/UWHiPPm-ms8/S220/Cuneyt_Goksu_39.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9205713349841316187.post-6585180352751519586</id><published>2009-06-10T11:28:00.002+03:00</published><updated>2010-01-09T11:32:17.899+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='latin amerika'/><title type='text'>Küba’nın Turizm Faaliyetleri</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/S0hNFbNX4QI/AAAAAAAAAMc/JPlUCzsbVB4/s1600-h/Kuba+Bayrak.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 213px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/S0hNFbNX4QI/AAAAAAAAAMc/JPlUCzsbVB4/s320/Kuba+Bayrak.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5424670506766295298" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“FIT Cuba (Uluslararası Turizm Fuarı) 2009” Küba Turizm Fuarı’nda Küba Devleti’nin davetlisi olarak dünyadan çağrılan yaklaşık 150 gazetecinin arasında, Türkiye’yi ve Cumhuriyet gazetesini temsilen; 2 Mayıs 2009'dan başlayarak sekiz gün Küba’daydım. Bu fuar, Küba’yı Karaiblerin turist çekim merkezi olarak tanıtmak üzere düzenlenmiş en büyük etkinlik. Başkent Havana'nın Morro Cabana Park’taki açılış töreni adeta bir karnaval havasındaki renkli gösterilerle süslenirken, evsahibi Küba ve Venezuella, Bulgaristan’ın Turizm Bakanlarının katılımıyla gerçekleşti. Fuar ilk kez yıllar önce, Varadero kentinde başlamıştı, ancak yıllar geçtikçe güçlenip profesyonel bir etkinliğe dönüştü. Bu yıl fuar, Küba’nın “Dünya Mirası” sayılan ve UNESCO tarafından da koruma altındaki şehirlerini öne çıkarıp, Küba’nın tarihi ve kültürel özelliklerini de ön planda tutan bir anlayışla düzenlendi. Fuara yaklaşık 150 ülkeden, Küba'ya turistleri getirmekle sorumlu olan tur operatörleri, havayolu şirketleri, seyahat acentaları ve Küba konusunda uzman gazeteciler katıldı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küba’nın turizmle yakınlaşması ve bu alanda önemli politikalar geliştirmesinin geçmişi 1990’larda, SSCB’nin yıkılmasına dayanır. Bu doğa harikası adanın turizm alanındaki yolculuğunu 3 bölümde inceleriz. Devrimden önceki birinci bölümde, adaya gelen turistlerin %90’ı ABD’dendi. İkinci bölümde, Devrimden sonraki SSCB ile yakınlaşılan yıllarda, 1970-80’lerde, Doğu Avrupa ve Kanada’dan gelen turist sayısında önemli bir artış oldu. O dönemde de, tıpkı şimdi olduğu gibi, 50 yıllık ABD ablukasından dolayı, ülkelerinden doğrudan gelemeyen ABD vatandaşları, adaya Kanada, Meksika üzerinden geldiler. 1990’ların başında SSCB’nin yıkılmasıyla üçüncü bölüm başladı. “Özel Dönem” olarak adlandırılan bu dönemde, ülkenin temel gelir kaynakları yeniden gözden geçirildi: Örneğin, başlıca gelir kaynağı olan şeker kamışı üretiminden ileriki yıllarda ekonominin başlıca itici gücü olacak turizm sektörüne geçiş süreci başladı. Böylece Küba, gerçek anlamda uluslararası turizme açılmış oldu. Bu tarihten sonra, adada yabancı yatırımların önemli ölçüde arttığını görüyoruz: İspanya, Kanada, İtalya, Almanya’nın, bu ülke topraklarında büyük turizm yatırımları var. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küba'nın Ulusal İstatistik Bakanlığı ONE'nin raporuna göre, Küba turizm işletmeciliği 2009'un ilk çeyreği boyunca, önceki yılın istatistiklerine göre iki kat artış gösterdi. 2008 istatistiklerine bakılırsa, en fazla turist Kanada’dan geliyor: 800 bin kişi. Bu ülkeyi sırasıyla İngiltere, İtalya, İspanya, Fransa ve Almanya izliyor. Latin Amerika ülkelerine bakıldığında turizm sıralamasında başı Meksika ve Arjantin çekiyor. Rusya’dan gelen turist sayısında da %40 oranında bir artış olmuş. Çin’li turistleri özendirmek üzere, Çin Hükümeti Küba’da iki irtibat bürosu açmış bile. Türkiye’den ülkeye gidenlerin sayısıysa yaklaşık 5 bin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küba’nın 2008 yılı turizm kapasitesine baktığımızda, 45 bin oda, %65’i 4 ve 5 yıldızlı olan oteller, 10 uluslararası havalimanı, 13 küresel turizm şirketiyle imzalanan 65 yeni anlaşma, 18 turizm yüksek okulu, mevcut altyapının iyileştirilmesi için yapılan yatırımlar (cep telefonu şebekesinin büyük ölçüde yaygınlaşması, yeni yollar, elektrik şebekesinin yenilenmesi vb.) gibi çok yönlü alanlarda yatırımlar görüyoruz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Turizm sadece ülkeye gelir getirmekle kalmıyor, dolaylı olarak ülkenin altyapısının iyileşmesi için itici güç oluşturuyor, yeni işler yaratıyor. Otellerdeki fiyatlar ve kalite çevre ülkelerdeki olanaklarla rekabet etmek için, oradakilere benzer oranlarda ayarlanıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2003 ve 2005 yıllarındaki seyahatlerimle karşılaştırdığımda, turizmin artık bütün şehirlere yaygınlaştığını ve yatırımlarla desteklendiğini açıkça söyleyebilirim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fuar kapsamında gezilen şehirlerin katılımcıları en etkileyen tarafı, mimarinin çeşitliliği ve korunmuşluğu oldu. 500 yıl öncesinden, sömürge dönemine ve oradan da günümüz mimarisine her türlü yapısallaşma son derece planlı gerçekleştirilmiş. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçek ismi “San Cristóbal de La Habana” olan başkent Havana 16 Kasım 1519’da kurulmuş. Şehrin ilk kurulduğu yer “Eski Havana”, şimdilerde UNESCO Dünya Kültür Mirası. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Varadero yolu üzerinde bulunan, “Küba’nın Atinası” ya da “Köprüler Şehri” olarak bilinen Matanzas, sahip olduğu zengin kültürel mirasıyla, dünya müziğine yaptığı katkılarıyla görülmesi gereken bir şehir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Villa Clara eyaletindeki Santa Clara şehrinde görülecek iki önemli eser var. Ernesto Che Guevara’nın anıtmezarı ve 16. yy’da yapılan San Juan de los Remedios.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Güneyin incisi” olarak adlandırılan Cienfuegos, Fransız mimarisinden etkilenen yapılarıyla görülesi bir diğer Dünya Mirası şehir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küba’da 4-5 yıldızlı otellerde kalmak istemeyenler ya da pansiyon yaşamını sevenler için de Casa Particular (oda-kahvaltı veren özel ev) sistemi kurulmuş. Günlük, ortalama 20-25 CUC (Convertible Peso) arasında bir bedelle konaklayabilir, buralarda 10-15 CUC fazla ödeyerek, özellikle deniz ürünleri ağırlıklı, lezzetli akşam yemekleri yiyebilirsiniz. Böylece, otel ortamı yerine Kübalıları ve yaşamlarını daha yakından tanıma fırsatı bulabilirsiniz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şehirlerarası ulaşım için tren, otobüs, uçak, araba kirlama vb. birçok seçenek var. Ayrıca meraklıları için bisikletiyle gelip adayı baştan baştan gezen gezginleri de görmek olası. Özellikle Havana’daki bisikletli şehir turları oldukça ilginç. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Isla de la Juventud (Gençlik Adası), Cayo Largo, María la Gorda, Havana'nın kuzeyi, Varadero, Zapata yarımadasındaki mağara dalışları en çok denizaltı meraklılarının ilgisini çekecek en önemli yerler arasında sayılabilir. Santiago de Cuba ve Camagüey’in yanı sıra Holguín’deki mercan resifleri de kesinlikle görülmeye değer. Bu resifler önemi bakımından dünyada ikinci sırada ve doğal dünya mirası.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Klasik turizm gelirlerinin yanında, son 20 yıldır, Küba’nın verdiği sağlık hizmetleri yılda 40 miilyon dolar gelir getiren ve giderek daha ilgi görüp büyüyen yeni bir turizm alanına dönüşüyor. 2005’de, 19.600 yabancı hasta göz, Parkinson ve ortopedik ameliyatını yaptırmak ya da MS tedavisi olmak için adayı ziyaret ettiler. Hatta, Ekim 2007’de, bazı Amerikan ve Kanada vatandaşları sağlık turizminden yararlanmak üzere Küba’ya geldi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karaiblerin bu en büyük adası, nefes açan, upuzun, beyaz kumlu kumsallarıyla, şehirleşmenin en güzel örnekleriyle, tarihi ve doğal dokunun korunmuşluğuyla, ekolojik yaşam biçimiyle, bütün dünyadan turistleri ağırlamaya her zamankinden daha hazır. Küba sizi bekliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cuba Si!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9205713349841316187-6585180352751519586?l=cuneytgoksu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/feeds/6585180352751519586/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9205713349841316187&amp;postID=6585180352751519586' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/6585180352751519586'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/6585180352751519586'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/2009/06/kubann-turizm-faaliyetleri.html' title='Küba’nın Turizm Faaliyetleri'/><author><name>Cüneyt Göksu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18388600054713371494</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='26' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/SSnvdbDOZFI/AAAAAAAAAAM/UWHiPPm-ms8/S220/Cuneyt_Goksu_39.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/S0hNFbNX4QI/AAAAAAAAAMc/JPlUCzsbVB4/s72-c/Kuba+Bayrak.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9205713349841316187.post-7512591960340240172</id><published>2009-05-09T10:00:00.002+03:00</published><updated>2010-01-09T11:53:28.314+02:00</updated><title type='text'>Küba Cumhuriyeti Türkiye Büyükelçisi Sayın Ernesto Gomez ABASCAL’la Küba Devrim’inin 50 yılı üzerine bir söyleşi</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/S0hSAoo6caI/AAAAAAAAAM0/COLWJMHHeJY/s1600-h/sy_abascal_1+(Medium).jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 214px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/S0hSAoo6caI/AAAAAAAAAM0/COLWJMHHeJY/s320/sy_abascal_1+(Medium).jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5424675922030260642" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fidel, Raul, Che ve Camillio’nun Sierra Maestro dağlarından inip Havana’ya girmelerinin üzerinden tam 50 yıl geçti. Küba Cumhuriyeti, içinde bulunduğumuz 2009’da, Devrim’le yaşıt olan ABD ablukasının ağır yaptırımlarına rağmen, 50. yılını kutluyor. Domuzlar Körfezi istila denemesi, Füze Krizi’nde SSCB’nin Küba’yı kullanması, sonrasında ki soğuk savaş dönemi, 1990’lard SSCB’nin yok olması ve beraberinde zor yıllar, “Özel Dönem”, 2000’li yıllarda yeni hedefler ve Fidel’in görev devri...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geride kalan 50 yıla ilişkin bir değerlendirme için Küba Cumhuriyeti Türkiye Büyükelçisi Ernesto Gomez Abascal’la, Ankara’da konuştuk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;50. yılını kutlayan Küba Devrimi'ni değerlendirebilir misiniz? Devrim'in başardıklarının yanında, geçmişte alınan kararlarda şöyle yapılsaydı daha iyi olurdu diyeceğiniz bir özeleştiri  var mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu soru epey kapsamlı aslında. 50 yılı kısa sürede  anlatmak olası değil, en zor işlerden biri de özetini çıkartmak. Küba devriminin zafer kazanması geleceğe yapılan büyük bir sıçrayış oldu. ABD'ye yakın olmamız, Devrime kadar onun ülkemize uzun yıllar egemen olması, kaynakları yıllardır elinde tutuyor olması böyle bir devrimi yapmayı, birçok kimse için, imkansız hale getiriyordu. Buna karşın Küba kendi kökeni, tarihi, kültürü ve insanıyla bu Devrimi gerçekleştirdi. İthal bir devrim olmadı. Sosyal sorunların çözülmesiyle, bütün halka ulaşan bir devrim olmasıyla büyük destek gördü ve belli koşullar oluştukça da sosyalizme doğru ilerledi. Sosyalist bir devrime bürünmesiyle ve sürdürülebilir istikrarıyla da, Küba halkının tarihinden gelen, birikmiş problemleri çok kısa sürede kökünden çözebildi. Devrimin kazanımlarına baktığımızda, sadece ulusal bağımsızlıkla sınırlı değil, yani insanlar hayatlarının olumlu olarak değiştiğini somut olarak görmeye başladılar. İşsizlik, çiftçilerin toprak sorunu, halkın sadece üçte birini oluşturan okuryazarlık sorunu, ırk ayrımcılığı ortadan kalktı, kadınlara verilmiş haklar tanındı, genel eğitim ve sağlık imkanı sunuldu, Küba halkının kendi evlerinin sahibi olması icin kolaylıklar sağlandı. Kültürel ve sportif alanlarda gelişim oldu. Halk, birebir faydasını gördüğü somut sonuçları gördü. Dünyanın birçok yerinde mevcut olan haksızlık ve siyasi yolsuzluk ortadan kalktı. İlk kez halkın parasını çalmayan, yurt dışında hesaplar açtırmayan ve halkın parasını dışarıda biriktirmeyen, dürüst bir hükümete sahip olduk. ABD, Devrimden önce olduğu gibi, Devrimden sonra da her zaman Küba'yı ülkesinin bir parçası yapmak için çalıştı, ama Küba bahsettiğim başarılarıyla bu girişime hayır demiş oldu. ABD’nin bu kadar uzun süreli ve güçlü olarak Devrimi emperyal denemelerle test etmesi, kendimizi savunma gücümüzün de her daim ayakta kalmasına sebep oldu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;50 yıldır devam eden bir direniş var. Üstelik ABD'nin bunca baskısına  rağmen kalkınmaya devam ediyoruz. Soğuk savaş döneminde SSCB'nin desteğini inkar edemeyiz. Ama SSCB’nin yıkılmasının üzerinden de 20 yıl geçti ve bütün dünyanın saygısını kazanmış bu direniş hâlâ devam ediyor. Her ne kadar ekonomik olarak ciddi sorunlar olsa da, birçok 3. Dünya ülkesi için çözümü hayal olan sorunların üstesinden gelmiş durumdayız. Özellikle Latin Amerika ülkeleri içinde çok fakir insanlar var, işsizlik hat safhada, milyonlarca çocuğun okulu, çiftçilerin toprağı yok, birçokları evleri olmadığından sokakta yaşıyor. Küba’da bunların hiçbirini göremezsiniz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küba hem emperyalizme karşı durarak hem de gelişimini devam ettirerek bunları sağladı. Bu sonuçlar, Latin Amerika'nın son on yılındaki gelişmelerde oldukça etkilidir. Birçok Latin Amerika ülkesi, Küba’nın izlediğine benzer bir yolda, açık, kapalı, 21.yüzyıl Sosyalizmi gibi farklı adlandırmalarla ilerleme kararı aldılar. Bunların hepsinin temelinde fakirlik, işsizlik, sosyal adaletsizlik ve yolsuzluğa karşı çözüm arayışı var. Latin Amerika ülkeleri ulusal bağımsızlık yolunu seçtiler; ABD'nin ve IMF’nin hakimiyetine hayır diyerek ekonomilerini canlandırmak istiyorlar. Bu halklar yeni bir yolda ilerliyorlar. Daha sola doğru kıvrılmış bir yol bu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küba’nın sıkı sıkı bağlı olduğu bir devrim formülü yok. Yıllar boyunca kendi kendine tesis ettiği, soğuk savaş yıllarındaki Batı - Doğu çekismesinden öğrenilen bir modeldir bu. Zaten artık bu koşullarda da değiliz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;50 yaşındaki Devrimde neler yapılsaydı daha iyi olurdu veya ne hatalar yapıldı gibi bir özeleştiri yapmak gerekirse, bunun cevabı oldukça zor. Birçok alanda başka kararlar alınabilirdi, sistemler belirlenebilirdi. Ama unutulmamalıdır ki bütün yapılanlar ABD’nin saldırganlığı altında gerçekleştirildi. Çok zor koşullarda Küba kendini geliştirdi. Hatta bir dönem tamamen tecrit edildi. ABD, geçmişte bütün Latin Amerika ülkelerinin Küba ile ilişkilerini kesmesini sağladı. Bu karara sadece Meksika uymadı. Küba’ya karşı nükleer  silah tehdidi oldu. 90 milyar dolar ekonomik zarar veren bir ablukayla hâlâ başbaşayız. Bunlar olmasaydı daha farklı ilerlemeler de olabilirdi. Şu andaki durumla o zamandaki durum birbirinden çok farklı. O yüzden o dönem alınan kararların, şimdi eleştirilmesini uygun görmüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küreselleşme ve kapitalizmin bileşenlerinin neden olduğu, günümüzdeki ekonomik krizden Sosyalist Küba nasıl  etkilendi, kendini nasıl koruyor ve koruyacak ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık ekonomi o kadar küreselleşti ki, Küba’da etkileniyor. Buna en güzel örnek Küba’nın başlıca ihracat ürünü nikel verilebilir. Nikelin dünya piyasalarındaki fiyatı 2009'da 2008'dekinin dörtte biri oranında düştü. Bunun ekonomimize yaklaşık 2 milyar dolarlık olumsuz bir etkisi olmuştur. Küba dünyanın başlıca nikel ihracatcısı. Yılda 75,000 ton’luk bir kapasitemiz var. Bu gelirin kamu yatırımlarımıza ve harcamalarımıza doğrudan etkisi oluyor. Bir diğer sektör turizm. 2008'de çok etkilenmedik; 2009'un ilk 3 ayında da çok etkilenmiş gözükmüyoruz hâlâ. Ama bu yıl içinde turizmden de bir kayıp olacağı ortada. İnsanların gezmek için artık daha az paraları var. Diğer ülkelerin yaşadığı maddi kayba göre Küba'nın etkilenmesi daha az. Küba’da sosyal güvenlik sisteminin yaygınlığı halkı güvence altına alıyor. Fabrika kapatılırsa, o insanlar sokağa terkedilmiyor; başka bir iş bulunup istihdam ediliyor. Eğer ki, iş bulunamazsa kendilerini geliştirmek için eğitim şansı buluyorlar. Kirasını ödeyemeyen aile, evi terketmek zorunda değil, evden atılmıyor. Kriz var diye, hiçbir okul kapanmaz, üniversitelere gidilmekten vazgeçilmez. Bu da sosyalizm ve diğer sistem arasındaki farkı açıkça gösteriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Koşullar zorlaşırsa aynı gücü bulabilecek misiniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabii ki, kesinlikle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rusya'nın, Sovyetler Dönemini andırırcasına Küba ve Latin Amerika ile ilişkilerini yoğunlaştırdığı gözleniyor.  Geçtiğimiz günlerde 1962 Füze Krizi’nde yaşananlara benzer, Küba'da balistik füze üssü kurma tekliflerinin yapıldığı haberleri geldi. Bunun sadece Küba'ya değil, Latin Amerika'daki sol iktidarlara da götürüldüğünü  biliyoruz. Geçmişte bir üs deneyimi yaşamış Küba’nın böyle bir teklife yaklaşımı nasıl  olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlar basına yansıyan haberler, ne Rusya ne de Küba’dan bu konuda yapılan resmi bir açıklama yok. Bunlar spekülasyon. Küba bağımsız bir ülke. Her zaman ulusal çıkarlarını korumak için davranacaktır. Kendi ulusunun çıkarlarını korumak adına  bir ülkenin askeri üssünü kurmak gerekirse hükümetimiz bunu değerlendirecektir ve halkın yararına bunun kurulması gerekirse onay verecektir. Rusya ile ilişkiler çok güzel bir dönemde ve daha da gelişmesi gerekiyor. SSCB dönemi gibi değil. Bu dönemle o dönem çok farklı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1962 Füze krizindeki pazarlıklarda, Guantanamo'daki ABD üssünden kurtulma imkanı olmamıştı. Guantanamo'daki hapishanenin kapatılması, ABD'nin bir iç sorunu, ama Guantanamo'daki ABD işgali Küba’nın sorunu. Bu toprakların yeniden Küba'ya devredilmesini bekleyebilir miyiz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaten devrim zaferinin ilk gününden beri bu toprakların Küba’ya devrini talep ediyoruz. ABD askeri üssünün geçmişi, 1890’daki işgale dayanmaktadır. 1902'de ABD birlikleri Küba’dan çekilmek şartıyla bu toprakları istediler. Devrim zaferinden sonra bu topraklar için ödenen mütevazi bir kira bedeli vardı. Bunu almayı reddettik. Uluslararası örgütlerle beraber toprakların iadesini yineliyoruz. ABD iadeyi istemiyor. Yinelemeye hep devam edeceğiz. Bunun çözümü barışçıl yollardan olmalı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ABD'de Küba'ya uygulanan Ambargo'ya karşı hem sokakta hem de Temsilciler Meclisi'nde ciddi muhalefet var. Geçmişe baktığımızda, Demokratlar bu ambargoyu hafifletir, Cumhuriyetçiler ağırlaştırır.  Ama hiçbiri kaldırmaya cesaret edemez. Dünya'da ve özellikle ABD'de yaşanan bu ciddi krizin devamı ve sonrasında Ambargo'nun kalkacağı konusunda umutlanabilir miyiz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ABD aslında yaptıklarını daha yumuşak göstermek için Ambargo kelimesini kullanıyor; aslında bu tam bir ablukadır. İki ülke arasındaki ticari ilişkilerle kalmayıp, uluslararası seviyede, ABD'nin 3.ülkelere, Küba için yaptığı sınırlamayı da beraberinde getiriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ABD Küba’nın ticaret yaptığı ülkeleri takip ediyor ve bu ticareti önlemeye çalışıyor; hatta tehdit ediyorlar ve Küba ile ticarete devam ederlerse ABD ile işlerinin kesileceğini söylüyorlar. 3. ülkelerden yapılan ithalatları takip ediyorlar. Örneğin, Türkiye’de bile Küba'nın gönderdiği nikel kullanılmıyor. Çünkü Türkiye'ye yapılan nikel ihracatı kabul edilmiyor. Bu gerçekten bir amborgo değil ekonomik bir savaş olarak adlandırılıyor. Bu yeni hükümetle birlikte bir takım vaatler var. İlişkilerde bir yumuşama oldu. Önemli olan ABD'deki Küba vatandaşlarının seyahatlerinde kısıtlama yok, para gönderebiliyorlar. Bu olumlu bir adım, ama ekonomik ablukadan bahsettiğimizde çok daha kapsamlı bir alana giriyoruz. Abluka o kadar çok sayıda kanunla güvenceye alınmış ki, bunu aşmak oldukça zor. Senatodan bazı üyeler Küba’ya ziyaret yapıyorlar ve onlar da ablukanın bitmesinin oldukça güç olduğunu söylüyorlar. Şimdi en çok konuşulan, ABD vatandaşlarının seyahat yasağının kalkması ile ilgili. Aslında mevcut durum ABD Anayasası’nın ihlali demek çünkü kendi vatandaşlarının bir ülkeye gitmesini kısıtlıyor ve hatta ABD vatandaşları Küba’ya özel izinle  gelebiliyorlar. Bu konuda da ilerleme olabilir. Küba - ABD ilişkilerinde ticaret o kadar çok kanunla kontrol altına alınmış ki, serbestleşmesi oldukça zor gözüküyor. Buna karşın özellikle Küba ile iş yapmak isteyen iş adamlarından ablukanın kaldırılması için ABD yönetimine ciddi bir baskı var. Trinidad ve Tobago'da ki OAS zirvesinde bütün Amerika kıtası ve Karayib ülkeleri temsil edildi. Bütün katılımcı Devlet Başkanları, ABD'nin Küba’ya saldırgan politikasını değiştirmesini ve ablukaya son vermesini istediler. Bu önemli bir adım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Obama yönetiminden Dünya Barışı ve Küba açısından umutlarınız var mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyi niyetli açıklamalar yaptı. Geçmişe göre farklı birisi. Değişim niyeti ile seçildi. Şimdi beklemedeyiz. Tek başına bir iktidarı temsil etmiyor. ABD'de iktidardan bahsettiğimizde büyük şirketleri de düşünmemiz gerekiyor. İnkar edemeyiz: Böyle bir imparatorluk, bunca yıldır elinde tuttuğu hakimiyetlerden vazgeçmeyecektir. Bizler de bekleyip ne olacağını görmek durumundayız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Raul Castro'nun Latin Amerika ile etkileşimini anlatırmısınız? Latin Amerika’da, bütün sol iktidarlar örneğin Brezilya ve Arjantin’de olduğu gibi, sosyalist  politikalar uygulamıyor aslında. Küba bu sol yükselişte yeni roller alabilir mi?  Burada bir gelecek öngörüsü yapabilirmisiniz ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yıla kadarki durum ve beklentiler çok olumlu. Latin Amerika ile ilişkiler hiç olmadığı kadar iyi. 9 Latin Amerika Devlet Başkanı Küba’yı ziyaret etti. 13 ülkeden oluşan Karayibler toplantısı yapıldı. Devlet başkanları Küba’daydılar. Küba’nında içinde olduğu entegrasyon en temel hedefimiz. Küba’lı sağlık ekipleri Latin Amerika’nın her yerinde çalışıyor. Latin Amerika sosyalizme doğru gider mi gitmez mi o farklı olacaktır. Bazıları bu yolda daha hızlı, bazıları yavaş ilerliyor. Her ülkenin koşulları farklı. Tarihi özelliklerine göre farklı ilerlemeler var. Venezuela daha ilerici ve sosyalizm yolunda öncülük yapıyor. Küba'nın bir kopyası asla değil, kendi yolunda ilerliyor. Bolivya, Nikaragua, Ekvator da öyle. El Salvador’da son seçimde, eski gerilla özgürlük cephesinden bir aday kazandı. Bunun yanında birçok ülkede de kapitalist ekonomi devam ettiriliyor. Ama her geçen gün ABD bağımlılığı azalıyor. Bu durum her anlamda olumlu bir ortam yaratıyor. 50 yıldır Küba önemli bir örnek teşkil ediyor. Birçok çözülmemiş sorunu çözmüş olmamız bölge halkları üzerinde ciddi bir etki bırakıyor. Ama herkesin seçtiği yolda ilerlemesine ciddi bir saygımız var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Raul'le birlikte Küba'da halkın teknolojik ürünlerle yakınlaşan yeni tür bir ilişkisi başladı. Bu ne durumda, böyle bir toplumda nasıl bir değişime yol açtı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Raul'la yapılanlar Fidel'le de yapılabilirdi. Bu asla bir politika değişimi değil. Sürekli olarak Küba'da, liderden bağımsız olarak, bir değişim ve yenilikçilik benimsenir. Bazen ekonomik koşullara bağlı olarak önlemler de gerekebiliyor. Ekonomik koşullarda olumlu bir değişim sağlandığında yatırımlar artabiliyor. Bu yüzden de Küba halkı şu anda cep telefonu alabiliyor. Mevcut internet bağlantısı uydu üzerinden sağlanıyor; yavaş ve pahalı. Ama Venezuella ile yapılan bir anlaşma sayesinde, deniz altından fiber bağlantılı internet ağı daha da yaygınlaşmış olacak. Buna karşın her başkanın bir tarzı da vardır. Raul'da öyle. Ülkenin yolundan sapılmaksızın bazı öncelikler değişerek daha önce yapılmamış  olanlar yapılabilir. Ama bunlar siyasi çizgiden ayrılma anlamı asla taşımamaktadır. Kabinede bir değişiklik oldu. Dış basına yansıyan, Raul'un Fidel'in adamlarını attığı ve kendi adamlarını getirdiği yönündeydi. Bu da  son derece saçma bir haber. Her ülkede bakanlar değişir. Başkan değişince bakanların değişimi de normaldir. Önceki çalışma hayatında beraber çalıştığı insanları kendi ekibine alabilir, bakanlık verebilir. Seçtiği insanların “Raul’cü” olmasından değil, onu daha iyi tanımalarından kaynaklanıyor bu durum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ALBA ve diğer örgütlenmeler arasında bir etkileşim veya değişim var mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ALBA ilginç bir proje. Şu anda Venezuella, Küba, Ekvator, Bolivya, Nikaragua, Dominik Cumhuriyeti’nden oluşmakta. Her ülkenin sahiplendiği, imkanları çerçevesinde bir işbirligi ön görülmekte. SSCB gibi bir işbirliği projesine benzetilebilir. Fakat her ne pahasına olursa olsun, her türlü faydanın sağlanacağı bir işbirliği değil bu. Her ülkenin kaynakları çerçevesinde birbirlerine yardımcı olmak üzere oluşturduğu bir çerçeveler bütünüdür ALBA. Küba teknik ve profesyonel hizmetler anlamında destek veriyor. Venezuella’nın petrolü var. O da avantajlı fiyatla birliği destekliyor. Böylesine genel, para kazanma değil işbirliği kaygısı olan bir birliktir ALBA. Projelerin derinleştirilmesi ve geliştirilmesi hedefi var. Örneğin Venezuella ve Küba arasında onlarca anlaşma var. Venezuella’da şeker fabrikaları, tarım üretim destekleri, Küba’da petrol rafinerisinin yapılması, ortak petrol arama ve sondaj yapılması, Sanayi anlaşmaları vb. birçok ortak çalışma var. Tüm üye ülkelerin ekonomik entegresyonu için bir doku oluşmakta. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ALCA'dan gelen bir baskı var mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu Bush’un bir projesi. Tamamen başarısız oldu. Tüm kıta için ticari bir işbirliği projesiydi. Ama şimdi kendilerince farklı bir yol izliyorlar. ABD Latin Amerika ülkeleriyle ikili anlaşmalar yapıyor. Peru ve Şili’yle imzaladılar bile. Kolombiya ile de imzalanacaktı, fakat kongre karşı çıktı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ekonomik krizin yanısıra iklim değişikliği, gıda krizi, enerji krizi gibi konularda Küba ne gibi önlemler  alıyor. Ulusal ve Uluslararası ne tip kampanyalar yapıyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok şey yapılıyor. Özellikle gıda krizi için Küba’nın kendine yetebilir olması öncelikli hedefimiz. Uzun yıllar boyunca tarım sektörü çok önemsenmedi, belki de daha önce sorduğunuz soruya karşılık, Devrim’in en iyi yapamadığı budur. Bu yüzden kendi kendimize yetmeyi henüz tamamlayamadık. Topraklar verimli olmasına rağmen gıda ithalatı yapıyoruz. Tarım üretimi kötü gitti. Sistem üretimi çok teşvik eden yönde değildi. Büyük ve verimli topraklar vardı ama üretim yapılmıyordu. Bu topraklar tarımla uğraşmak isteyenlere verilmeye başlandı. Tarıma büyük vurgu yapılmakta. Enerji devrimi kapsamında yapılan en büyük atılım, tüketimi azaltmaya yönelik olanıydı. Tüm ampuller, tasarruflu olanlarla değiştirildi. Sistem yenilendi. Evlerdeki beyaz eşyalar, elektrikli aletler ve çok elektrik tüketen motorlar tasarruflu olanlarla değiştirildi. Petrol ve gaz bulunması konusunda çalışmalar devam ediyor. Tükettiğimizin yarısını üretiyoruz. Yavaş yavaş Küba'nın tüm tüketimini üretmeye doğru  yaklaşıyoruz. Petrolümüz var. Üstelik ihraç edecek kadar. Fakat derinde. Sondaj yatırımı gerekli. 2 yıl önce ilk kuyu açıldı. Bu yıl 2. kuyu açılacak. Şimdi petrol fiyatı düşük o yüzden çıkartacak yatırımcı bulmak zor. Küba küçük bir ada ülkesi, su problemi yok ama zaman zaman oluyor. Çevre kirliliği neredeyse yok ve kontrol altında. Ormanlık alanlar dörtte bir oranında büyüdü. Plaj ve deniz temizliği konusunda çok hassasız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İklim değişikliği Küba’yı nasıl etkileyecek ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küba hiç olmadığı kadar sıcak bugünlerde. İklim değişikliği etkilemeye başladı bile. Zaman zaman 33 derecenin üstüne çıktığı oluyor. Ekinleri çok etkiliyor. Kasırgaların şiddeti arttı. Geçen yıl 3 ciddi kasırga atlattık. Okyanus’ta su, ne kadar çok ısınırsa kasırgalar o kadar şiddetli oluyor. Kasırgaların geçiş yolu üzerindeyiz. Konuttan, tarım sektörüne kadar zarar vermekte. Etkin bir sivil savunma sistemimiz var. Önlemleri alıyoruz. Kasırgalar sırasında Küba'da diğer ülkelerdeki kadar ciddi sivil kayıp olmadı. Sivil savunma sistemimiz bu durumlarda oldukça iyi işliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4 yıldır ülkemizdesiniz, Türkiye izlenimleriniz nedir ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok güzel vakit geçirdim. Kübalılar için çalışılması kolay bir ülke. Ülkemize çok büyük bir sempati var. Resmi yansımasını da görüyoruz. Hükümetler ciddi yol aldılar. Aramızdaki coğrafi mesafeden ötürü bazı sınırlamalar oluyor. Her iki tarafta, ikili ilişkilerin gelişmesine yönelik çalışma var. Hiçbir çatışma alanımız, anlaşılmaz sorunumuz yok. Uluslararası çalışmalarda işbirliği içindeyiz. 3 yıldır ticarette atılım oldu. 2 yıldır rekor kırıyoruz, turizm dahil. İlk defa, bir yıl önce, bir inşaat firması asit fabrikası kurmaya başladı. İlişkilerimize olumlu katkı sağlayan 15 işbirliği anlaşması var. Dışişleri Bakanı ile Latin Amerika Büyükelçileri arasında, “ilişkileri nasıl güçlendiririz” diye, bir toplantı yapıldı. Mart ayında Havana Üniversitesi rektörü buradaydı. Bazı işbirliği anlaşmaları yapıldı. Hemen arkasından biyoteknoloji sektöründen bir heyet geldi. Yatırım yapmak isteyen iş adamaları ile görüşüldü. Su forumu için Kübalı Bakan geldi. Devlet Opera ve Balesi’nin davetiyle Küba Balesi’nden gösteri için bir çift geldi. Buena Vista Social Club geliyor. Ulusal boks takımımız geliyor İstanbul ve Trabzon’da karşılaşma yapacaklar. 1 Mayıs için Türkiye’den 100'e yakın katılımcı Küba’ya gidiyor. Galiba Türkiye’nin bir başka Latin Amerika ülkesi ile hiç bu kadar ilişkisi yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye Küba’dan nasıl görünüyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halk genelinde pek tanınmıyor. Eskisine göre daha fazla bilgi geliyor Türkiye’den. Çok eskiye dayanan bir imajı var. Nato üyesi ve ABD müttefiki olarak biliniyor, ama bu değişmekte. Türkiye’nin durumu da bir evrim gösteriyor. Soğuk savaş dönemindeki ilişkilerin çok uzağındayız. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayın Abascal son olarak, Türkiye’yi bunca yıllık gözlemlerinizden sonra nasıl tanımlarsınız?&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Büyük bir ülke! Büyük bir kültür birikiminiz ve dost canlısı insanlarınız var, bazı yönlerden benziyoruz. Kültür ve inançlarımız farklı olsa da egemen olan duygu dostluk olurdu. Türkiye’nin iç sorunları var ve onları çözmek Türklere düşer. Türkiye’nin sorunları için benimde görüşlerim var ama Küba Büyükelçisi olarak bunları kamuoyunda duyurmanın doğru olduğunu düşünmüyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkenizde bu kadar çok solcu olması da beni oldukça şaşırtmıştır. Sayıca bu kadar çok olduğu konusunda bir fikrim yoktu açıkçası. Küba sosyalist ve antiemperyalist olduğunu çoktan açıklamıştı. Burada 4 yıl boyunca ilgi görmek beni oldukça şaşırttı ve sevindirdi. Küba’nın “sadece sosyalist ülkelerle iliski kurulacak” diye bir önyargısı hiç olmadı. Bazı dini sektörlerle de ilişkideyiz. Latin Amerika’da, Özgürlük Teolojisi adıyla fikri bir akım çok yaygındır. Küba sosyalist bir ülke olarak bütün Müslüman ülkelerle güzel ilişkiler içinde. İslami siyasi partilerle de ilişkisi var. Lübnan’daki Hizbullah ile Küba Komünist Partisi’nin ilişkileri var. Bu örgütün terörist olduğunu hiç kabul etmiyoruz. Burada özellikle Lübnan’daki Hizbullahın altını çiziyorum, Filistin değil! Anti emperyalist duruşu ile saygı duyduğumuz bir parti. Hedef daha iyi bir dünyaya, insani ve eşitlikçi bir düzene ulaşmaksa, bütün güçlerin bir çekirdekte toplanarak buraya ulaşacağına inanıyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9205713349841316187-7512591960340240172?l=cuneytgoksu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/feeds/7512591960340240172/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9205713349841316187&amp;postID=7512591960340240172' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/7512591960340240172'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/7512591960340240172'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/2009/05/kuba-cumhuriyeti-turkiye-buyukelcisi.html' title='Küba Cumhuriyeti Türkiye Büyükelçisi Sayın Ernesto Gomez ABASCAL’la Küba Devrim’inin 50 yılı üzerine bir söyleşi'/><author><name>Cüneyt Göksu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18388600054713371494</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='26' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/SSnvdbDOZFI/AAAAAAAAAAM/UWHiPPm-ms8/S220/Cuneyt_Goksu_39.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/S0hSAoo6caI/AAAAAAAAAM0/COLWJMHHeJY/s72-c/sy_abascal_1+(Medium).jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9205713349841316187.post-2902002511547399809</id><published>2009-05-08T13:13:00.000+03:00</published><updated>2010-01-09T13:14:24.070+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beyaz Yaka'/><title type='text'>Beyaz Yakalı İşçiyiz BİZ!</title><content type='html'>Masa başı büro ve yönetim işleri 1930’lardan başlayarak yaygınlaştı. Kol gücüne dayalı çalışan “Mavi Yakalı” işçilerden farklı olarak “Beyaz Yakalı” çalışan deyimi, bir ücret karşılığında çalışan profesyonel veya eğitimli yarı-profesyonel büro çalışanları, yöneticiler veya satış ekipleri için kullanılan bir kavram olarak gündelik hayata girdi. Teknoloji Devrimi ve Bilgi Çağı’nın hizmet, teknik destek, danışmanlık, satış yönetimi vb çok sayıda masa başı işi yaratması ve buna koşut olarak üretim süreçlerinin otomasyonu ve makineleşmesi, geçmişle kıyaslanınca mavi ve beyaz yakalı işçilerin oranlarını önemli bir ölçüde arttırdı.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Buna dış kaynakların kullanımındaki artış ile üretim süreç ve modellerinin değişmesi de eklenince farklı coğrafyalarda olsalar bile, üretim bandındaki mavi yakalıları yöneten, takip eden, yönlendiren beyaz yakalı işçiler ortaya çıktı; bu işçilerin çalıştığı yeni yeni şirketler kuruldu. Bu, zaman içinde öyle bir hal aldı ki, örneğin bir iş yerindeki beyaz yakalıların sayısıyla aynı iş yerinde çalışan mavi yakalılarınki bazen aynı, bazen de onlardan fazla olmaya başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu durumun yaşandığı kurumlarda çalışan motivasyonunu artırmada, çalışma ortamının koşulları, sorumlulukların dağılımı ve delegasyonu, çalışanın donatıldığı yetkiler ve tabii ki ödenen ücretler belirleyici oldu. Günümüz koşullarında bütün bu motivasyon koşullarından “kurum yararına tasarruf sağlamak” adına “evden çalışma”, “açık ofis” vb. birçok yenilik getirildi. Aslına bakarsanız, bu yenilikler çalışanları bazı haklarından edip, sosyal çalışma ortamlarından uzaklaştırdı, adeta birer “bireysel esnaf” haline getirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öte yandan, sendikal haklar kazanmayı başarmış sendikalı beyaz yakalılar işverenle yaptıkları pazarlıklarda istediklerini alamazlarsa grev hakkını kullanabilirler. Ancak yine de, Avrupa’da beyaz yakalıların sendikalaşma oranı %10’un altında. Bu oran oldukça düşük çünkü, bireysel esnaf olmayı benimseyen beyaz yakalı işçiler ya sendikalara kuşkuyla yaklaşıyor ya da  tümüyle karşı çıkıyor. Bu kuşku ya da reddedişin en önemli gerekçesi de şöyle özetlenebilir: Bir kurumda çalışan bir beyaz yakalı, işvereninin kendisine gösterdiği kişisel hedeflere ulaşma ve kişisel başarısını gösterme gibi ego okşayan, bireyselci istekleri öncelikli görüyor; alternatifi toplumsalcılık ve birliktelik olan sendikacılığıysa hem kavramsal olarak hem de işleyiş bakımından ne önemsiyor ne de içinde bulunmak için tercih ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-- 8 Mayıs 2009 - Birgun&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9205713349841316187-2902002511547399809?l=cuneytgoksu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/feeds/2902002511547399809/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9205713349841316187&amp;postID=2902002511547399809' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/2902002511547399809'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9205713349841316187/posts/default/2902002511547399809'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cuneytgoksu.blogspot.com/2009/05/beyaz-yakal-isciyiz-biz.html' title='Beyaz Yakalı İşçiyiz BİZ!'/><author><name>Cüneyt Göksu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18388600054713371494</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='26' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/SSnvdbDOZFI/AAAAAAAAAAM/UWHiPPm-ms8/S220/Cuneyt_Goksu_39.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9205713349841316187.post-8418207950409163098</id><published>2009-03-18T16:24:00.003+02:00</published><updated>2010-01-19T16:42:32.806+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gezi Notları'/><title type='text'>ABD'den bakınca - III</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/S1XExTCj6yI/AAAAAAAAAQQ/tCKdSWRqZBU/s1600-h/abdden+bakinca+(Medium).JPG"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 213px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_ESwcH4GnQ3w/S1XExTCj6yI/AAAAAAAAAQQ/tCKdSWRqZBU/s320/abdden+bakinca+(Medium).JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5428461277068651298" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine bir iş seyahati için ABD'deyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mayıs 2007'de geldigimde daha seçimler yapılmadığından herkes aynı soruyu soruyordu:&lt
